Yani böyle bir durumun gündeme getirilmesi şuan Ermenilerin talebi olmadığı gibi, Türklerin de zaten yararına değildir. Ancak Fransa’nın yine birden bire demokrasi ve insan haklarını hatırlamas, çok daha önemli bir gerçeğe işaret ediyor. Avrupa ne Kürtlerin, ne Türklerin, ne Ermenilerin ne de Arapların destekçisi değildir, olsa olsa kendi kendinin destekçisidir.
Avrupa ülkelerinin kriz dönemlerinde savaşları maddi bir kurtuluş aracı olarak görmeleri de, bu kendini destekleme durumunun en alışılagelmiş göstergesidir. Kana susamış olanlara silah satarak, ekonomilerini kalkındırmaktan başka birşey düşünmemektedirler. Onlar için sebep oldukları ya da olacakları ölümler o an önemli değildir. Onlar için milyar dolarlık silah satıktan sonra ilk aşama başarı ile gerçekleşmiştir. Çatışmaların yatışmasına yakın ikinci aşama olarak ise insan hakları hikayeleri ile de sorunu kendilerinin çözdüğüne bizleri inandırmaya çalışmalarıdır. Ve maalesef hemen hemen tüm Ortadoğu toplumlarının da bu konuda bir zaafı bulunmaktadır, çünkü bu hikayelere büyük oranda inanıyorlar.
Bu yaşanan gelişmeler içerisinde, Avrupa‘da yaşayan bir vatandaş olarak, size verilen his ise; bakın burada siz güvendesiniz, biz barbarca birbirimizı boğazlamıyoruz, biribirini boğazlayanlara gelince, herşey olup bittikten sonra gerekenleri yaparız ve para cezalarına çarptırırız. Bu tavır insanların acılarının, haklarının ve ölülerinin para karşılığı alınmasıdır. Öncesinde bunları engelleme imkanı bulunurken, satlığa çıkarmaya çalışmak, ahlaki olarak tartışılması gereken bir durum. Dolayısıyla, silah satanlar işin sorumluluğundan kaçmaya çalışıyorlar ve şimdiye kadar da kaçmayı başarmışlar.
Ancak yaratılan suni gündemler arasında bu tür haberlerin gözlerden kaçması ve iş işten geçtikten sonra anlaşılması ise düşündürücü. Yoksa seçici olmayı bilmiyor muyuz? Nelerin bizim için önemli olduğunu ve bizim neyi istediğimizi değil de, bize sunulan ile yetinmeyi mi tercih ediyoruz. Eğer durum bundan ibaret ise ortada doğru olmayan birşey var demektir. Hala itaat eden zihniyetin reflekslerinden kurtulamamışız demektir.
Eğer doğum-yaşam-ölüm üçgeni çerçevesinde düşünecek olursak, yaşamak ya da yaşamın anlamı, başkalarının sunduklarına itaat etmek olamayacağı gibi, ne istediğini bilememekte olamaz. Çünkü bizim yönlendirmediğimiz bir hayat bizim olmayacağından, iktidarlar tarafından, ziyan olan yaşamlar, köleleşen kişilikler ve akılsız olarak nitelendirilen kalabalıklar olarak lanse ediliyoruz
Kürt halkı, bu anlamda sergilediği onurlu mücadele sayesinde zincirlerini kırmış ve kölelik psikolojisinden sıyrılmayı başarmıştır. Zaten Özgür basın geleneğinin temsilcilerine yönelik geliştirilen saldırı ve tutuklama furyası, bu anlamda Kürt halkının onurlu mücadelesinin kitlelere ulaşmasını engellemeye ve öncü karakterini zedelemeye yöneliktir.
Kürt halkının haklı mücadelesi öyle bir aşamaya gelmiştir ki, artık Kürt olduğu için yargılanmayan, sorgulanmayan ve tutuklanmayan kimse kalmamıştır. Ancak biz kendi içimizde yaşadığımız bu dönüşümü, tecrübeleri, birikimi diğer halklarla paylaşmalı ve onları kazanmalıyız. Çünkü hiç abartısız olarak şunu söylemek mümkün: Dünyanın her yerinde Kürtlere ait olan Basın-Yayın kuruluşları yani Özgür Basın geleneğinin temsilcileri susturulmaya çalışılıyor.
Biz de bu ve buna benzer durumlar karşısında inadına haberleşme, inadına iletişim ve inadına paylaşım ve inadına halkların kardeşliği ilkesi ile hareket etmeliyiz.