‘Kapitalist Moderniteye Karşı Alternatif Konseptler ve Kürtlerin Arayışı’ konferansına katılmak için hafta sonu Avrupa’nın dört bir yanından sistem karşıtları Hamburg’a akın etti. 3 gün boyu oturumlarda konuşmacıları pür dikkat dinleyen, aralarda harıl harıl tartışan yüzlerce sima arasında bir çift vardı ki, inanılmaz hikayelerini yazmak istedim. İstanbullu Cenk ve Bolognalı Maria. İtalya’nın en güneyinden Almanya’nın en kuzeyine yolculuklarında başlarına gelmeyen kalmamış. Ama hikayeyi en başından anlatayım.

İlk durağımız İstanbul

Konferansın bittiği akşam yine geç saatlerde kendimizi muhabir arkadaşımız  Zahit’in evine attık. Sıcak çayımızı yudumlarken - ki Hamburg’da dondurucu soğuklar vardı - bir telefon geldi. İtalya’dan gelen iki kişinin kalacak yere ihtiyacı varmış. Ev sahibimiz hemen “gelsinler” dedi. Ve yarım saat geçmeden, aç oldukları her hallerinden belli olan, buna rağmen “sağ olun, tokuz” diyen iki kişi geldi. Maria, İtalyan. Çok az Türkçe biliyor. Cenk  ise - ki ben önce ‘Jake’ anlamıştım - enteresan bir aksana sahip olması nedeniyle ilk etapta İtalyan sanmıştım, oysa İstanbullu imiş.
Mutfağa geçtik. Bir yandan karınlarını doyuruyor, bir yandan da inanılmaz yol hikayelerini anlatıyorlar. Konferansa gelmek için önceden uçak bileti almışlar. Ancak 8 gün kala, pasaportunu kaybetmiş Cenk’in sadece oturum belgesi ile Almanya’ya uçakla gelemeyeceğini öğreniyorlar. İtalya’da konsolosluk, pasaportun en iyi ihtimalde 15 günde ancak geleceğini söylüyor. Cenk anlatmaya devam ediyor: “Hemen elde ne varsa, biraz da borç alarak İstanbul’a gidiş dönüş bileti aldım. Cuma günü başvuru yaptım. Pazartesi pasaport Ankara’dan çıktı ama kar yağışı nedeniyle bir türlü İstanbul’a varmadı. En son 31 Ocak akşamı internetten pasaportun İstanbul’a geldiğini öğrendim. Aradım, İkitelli’deki Kargo İşletme Merkez’ine gitmemi söylediler. Gece gitmek istedim, güvenlik amiri yardımcı olur diye düşündüm ama onlar kesinlikle gece açık olmadığını söyleyince sabahın erken saatlerinde Avcılar’dan yola çıktım.”

Kar içinde kargoyu ararken...
İkitelli’ye gittiğinde Cenk’e, oranın artık kargo merkezi olmadığını, Kıraç’a gitmesi gerektiğini söylemişler. Saat olmuş 9. Saat 11:45’te Sabiha Gökçen’den uçağı kalkacak. Otobüs yok. Her taraf kar altında. Kıraç’a vardığında saat olmuş 12. Kargo İşletme Merkezi’ni sormuş: “Bir yer gösterdiler, kardan görünmüyor bile. İki kilometre yol yürüdüm, dize kadar kar içinde kaldım. Güvenlik var, memur yok, gelememiş kardan dolayı. Güvenlik amiri ile konuştum, gitti pasaportumu getirdi. Meğer tam da tahmin ettiğim gibi 24 saat açıkmış. Sonra alelacele havaalanına gittim. Uçaklar hep gecikmeyle kalkar ya; o gün zamanında kalkmış uçak. Param da kalmamıştı. Sağı solu aradım yeni bir bilet almak için. Bir gün sonrasına bilet verdiler. Hamburg’a bileti zaten ayın 2’sine kesmiştik. Ondan dolayı İstanbul’dan dönüşümü ayın 1’ine almıştım.”
Aldığı yeni biletle zamanında İtalya’ya ulaşması mümkün değildi. Ve Maria da, kar nedeniyle tren seferleri iptal edilince uçağına yetişemedi. Derken internetten onları Almanya’ya kadar götürecek bir araç bulmuşlar. Ama bunun için Alp dağlarının eteklerine kadar yol gitmeleri gerekiyordu. İtalya’nın güneyinden kuzeyine kadarki yolu trenle, kaçak gitmişler.

Hamburg’a geldik, ya şimdi?

Vardıklarında eksi 15 derecede 4 saat arabayı beklemişler. Benzin masraflarını karşılayarak Münih’e kadar gitmişler. Oradan ise Göttingen’e geçmişler. Devamını yine Cenk anlatıyor: “Nereye gideceğiz, ne yapacağız? Bilmiyoruz. Kar yağıyor, gecenin bir vakti. Zar zor yeni bir araç bulduk, bizi Hamburg’a bırakacak. Ona vereceğimiz parayı çıkardık, geriye 20 Euro kaldı. Cuma gece saatlerinde bizi Hamburg’ta metro istasyonuna bıraktı. Bize daha önce bir ilişki verilmişti, solcuların merkezi. Oraya gittik ama yetkililer yoktu. Birkaç kişi vardı, yardımcı olmaya çalıştılar. Bize bir mekan söylediler. Gittik ama bulamadık. Her taraf kapalı. Bir market vardı, onlara adres sorduk. Derdimizi anlattık. Bizi neredeyse kiliseye götüreceklerdi. Sonra bizi metro istasyonuna yakın, herhalde Bingöllülere ait bir restorana götürdüler. Orada bize çorba içirdiler. Maria o kadar yorgundu ki, masanın üzerine çöktü. Sonra bize bir oda verdiler, gece orada kaldık.”

‘Modernite en büyük tehdit’

Uyandıklarında öğleye geliyormuş. Alelacele, daha fazla kaçırmamak için konferans yerine gelmişler. Konferanstan nasıl haberdar olduklarını soruyorum. Aldo diye bir İtalyan’dan söz ediyorlar. Dino’nun arkadaşı imiş. Dino’yu hatırlar mısınız? Hani 98’de Amed’de tutuklandıktan sonra sınırdışı edilen İtalyan. 2008’de vefat etmişti. İşte Aldo da, Dino’nun yolunda ilerleyen bir insanmış. O, Cenk ve Maria’ya konferanstan söz etmiş. En çok başlıktaki ‘modernite’ kavramı ilgilerini çekmiş. Çünkü Cenk ve Maria, kendilerini modernite üzerinden insanlara anlatıyorlar. Onlara göre bu çağın en büyük tehlikesi, insanlığın en büyük düşmanı modernite. Modernite ile ilgili farklı görüşleri öğrenmek, insanlarla sohbet etmek, yeni insanlarla tanışmak için bu kadar zahmete katlanıp, engel aşıp gelmişler. Ve konferansın sonunda çok mutlulardı. Birçok ilişki sağlamışlar, yeni ve farklı düşünceler ile tanışmışlar, çeşitli deneyimleri birinci ağızdan dinlemişler, çok verimli sohbet ve tartışmalar yürütmüşler. O ilişkileri Bologna’dan sürdürmek istiyorlar. Seneye ise İtalya’dan ayrılıp Colemêrg’in Gever İlçesi’ne gideceklermiş. Daha önce de gitmişler. Bu kez oraya, oradaki komünlerden birine yerleşeceklermiş. Aklıma “Sosyalizm dünyaya Hakkari’den yayılacak” sözü geliyor...


MERAL ÇİÇEK