Daha düne kadar kendimizi dünyanın kenarında bir taraflara savrulmuş hissederken, bir anda kendimizi bundan sonraki yüzyıllık güç ilişkilerinin belirleneceği gelişmelerin tam ortasında bulduk. Olaylar öyle hızlı gelişti ki; ilk şaşkınlığı üzerimizden atmamız biraz zamanımızı aldı...

Devlet herkesi tehdit ediyor; Kürdistan'da şehirleri topa tutan devlet, batıda sadece barış istedi diye üç akademisyeni sadece sorgulamakla kalmıyor, kendi hukukunu bile hiçe sayarak tutukluyor. 

Aynı gün ülkenin hem doğusuna hem de batısına ölüm acısı düşüyor; Sur'da aralarında yaralılarında olduğu bir sığınağa baskın düzenleyen devlet güçleri 7 insanı infaz ediyor; ve Sur'un ateşi bir anda Ankara'yı yangın yerine çeviriyor...

Daha düne kadar uzağımızda olan; Rusya, Amerika gibi ülkeler bir anda kapı komşumuz oluyorlar. Baş döndürücü şeyler yaşıyoruz; hepimiz aslında şu günlerde yaşadıklarımızın bundan sonra çok uzun bir dönemimizi belirleyeceğinin bilincindeyiz...

Bu kadar önemli bir tarihsel sürece eğer Kürtler ve demokrasi güçleri; örgütsüz ve yıllar içerisinde oluşturulmuş mücadele deneyimi olmaksızın girmiş olsalardı, bu gün her şey halklarımızın aleyhine olurdu...

Bazı tarihsel dönemlerde olaylar öyle hızlı gelişiyor ki; koca koca devletlerin yapamadığını, o zamana kadar marjinalize edilmiş gruplar yapabiliyorlar. Belli bir tarihsel döneme; örgütlü ve ideolojik olarak hazırlıklı giren kimi güçler cüsselerinden çok daha önemli roller üstlenebiliyorlar...

Bunun tarihte o kadar çok örneği var ki; 1905 yenilgisinden hemen sonra neredeyse herşeyin bittiğine inanan Bolşevikler 12 yıl sonra 1917'de insanlık tarihinin en önemi kalkışmasında önderlik ettiler...

Aynı şeyi negatif manada Alman Nazi Partisi için de söyleyebiliriz; Bavyera'nın bohem kneipelerinde 1. Dünya savaşından hemen sonra bir darbe ile iktidara gelmek isteyen Naziler başarılı olamaz ve tutuklanır cezaevine gönderilirler... 

Hitler de dahil Alman Faşist hareketinin bütün önemli adamları tutukludur ve cezaevinde yeniden serbest bırakılacağı günü bekliyorlardır; ancak aradan daha neredeyse bir on yıl geçmeden bir sürü tarihsel nedenlerle kendilerini bir anda iktidarda bulurlar...

Ancak bütün bu örneklerin ortak özelliği; kendi içinde kararlı kadrolarının olması; iktidar olmaya ve kazanmaya odaklı bir perspektifle mücadele etmekten vazgeçmemeleri olmuştur. Kararlı olmak sadece iyilere ve bize ait bir meziyet değildir...

Naziler insanlık tarihinin en alçak adamlarıdırlar; ama bu alçak adamlar iktidara tutunmak için son ana kadar mücadele etmekten ve Almanya da dahil bütün dünyayı yakmakta bir an bile tereddüt etmemişlerdir...

Çok zor bir dönemden geçiyoruz; bundan sonrası kimse için kolay olmayacak. 

Aslında bölgemizde yaşananı Papa Franciscus bir tür 3. Dünya savaşına benzetmişti; gelişmeler Papa'yı haklı çıkarıyor. Dünyanın bütün önemli güçleri Ortadoğu merkezli yeni bir tür dünya savaşının doğrudan tarafı haline geldiler. 

Kimin kazanıp, kimi kaybedeceğini henüz hiç birimiz bilmiyoruz; nasıl bilebiliriz ki?

1. Dünya savaşı 1914 yılında başladığında kimin kazanacağını kimse bilemezdi; aynı şey 2. Dünya savaşı için de geçerliydi. Sonucu bütün o süreç boyunca yaşanılanlar; ortaya konulan askeri ve siyasal kararlılık, halkla bütünleşme gibi birçok faktör belirledi.

Ayrıca böylesine önemli tarihsel dönemeçlerde kimse herşeyi önceden bilemez; hatta böyle zamanlarda sonucu bilginizden çok inancınız belirler. 

Bu süreci tereddüt edenler ve kuşkuya düşenler kaybedecek; kararlı olan ve kendine inananlar kazanacaklar. Asla kendimize olan inancımızı ve kararlılığımızı kaybetmemeliyiz; kolay olmayacak ama kazanacağız...