Adı Memed olan, yaşlı anacağından başka kimsesi olmayan,  ince zayıf yetim bir çocuğun, zulmüyle tüm ahaliyi titreten bir ağa karşısında devleşen, efsaneleşen mücadelesini kalınca bir kitaptan okuduğumda bu kitabın yazarını hiç tanımıyordum. Kitap elime nasıl, nereden geçmişti hatırlamıyorum. Ortaokuldaydım. 12 Eylül'ün hemen sonrasıydı ve herkes telaşla elinde bulunan kitapları, yakmaya, imha etmeye, saklamaya çalışıyordu. Belki de birileri bu kalın kitabı başından atmak, bu kitabın başına getireceklerinden kurtulmak için kitabı bana, bize vermişti. Kitap okumaya nasıl olmuşsa ailecek büyük bir heves salmış, nerde ne kitap bulsak evde akşamları yemekten sonra  birimiz yüksek sesle okuyor, diğerleri de dinliyordu.

Çocuk aklımla, kitaptan duyulan korkuyu, kitabın silahtan daha tehlikeli olduğuna dair konuşmaları anlamakta güçlük çekiyordum. Okumak çok güzeldi, çok meraklı, çok şehvetli bir şeydi. Tıpkı akşam yemeklerinden sonra gaz bitmesin diye karanlıkta babamdan dinlediğimiz hikayeler gibi heyecanlı ve merak uyandırıcıydı. Yıllar sonra öğrenecektim ki bu ince çocuğun hikayesini anlatan bu kalın kitabın yazarı da tıpkı benim babamdan dinlediğim gibi hikayeler dinleyerek büyümüş. Ve yine daha sonra kendisinden dinlediğim üzere yazdığı bütün romanlar, hikayeler bu küçükken dinlediği hikayelerden mülhemmiş. Tevekkelli o romandan bir anda, daha okumaya başlar başlamaz o kadar heyecan duymam boşuna değilmiş. Demek ki o da hikaye anlatmaya tıpkı babam gibi başlarmış. Demek ki babamın hikayelerinin tadını yakaladığım için içim hemencecik ısınıvermiş bu bir çocuğun okumaktan ürkeceği kalınlıktaki kitaba. 

Bu kadar kalın bir kitabın adının "İnce Memed" olmasıydı kitabı elime aldığımda ilk ilgimi çeken ve beni hayrete düşüren. Bu işte bir yanlışlık  olduğunu, yazarın yanlışlıkla bu ismi vermiş olabileceğini düşünmüştüm. Hikayenin başında ince, zayıf küçücük bir oğlan olan Memed'in, Abdi Ağa karşısında adım adım devleşmesini okudukça, çelimsiz oğlanın yerini babamın anlattığı hikayelerdeki Mirza Meheme, ya da Rüstemê Zal almaya başlamıştı. Kitabı dönen döne defalarca okudum. Defalarca arkadaşlarıma anlattım İnce Memed'i. İnce Memedçilik oynadık arkadaşlarla mahalledeki oyunlarımızda. En sevmediğimiz, mızıkçılık yapan gıcık olan arkadaşlarımıza veriyorduk Abdî Ağa Rolünü. İnce Memed'in ikinci cildini okuduğumda lisedeydim. Edebiyat öğretmenim vermişti bana İnce Memed'e olan sevdamı kısa süre içinde fark ederek.  Edebiyat okumaya bana bir İnce Memed hediye eden bu öğretmenime öykünerek karar vermiştim. İnce Memed'in devamı olan bir romanın olması bana bir mucize gibi gelmişti. O sıralarda yeni doğan kardeşime bile bu kadar sevinmemiştim belki de. 

İkinci cildi okumaya başladığımda içimi tuhaf bir burukluk, ümitsizlik kaplamıştı. Abdi Ağa'nın yerine başka bir ağa gelmiş, köylüye ondan daha fazla zulm etmeye başlamış ve halk ince Memed'e lanet okur, Abdi Ağa'yı yad eder olmuştu. İnce Memed'in, uğruna mücadele ettiği halkın ihanetine uğramasına genç yüreğimin isyanı büyük olmuştu. Daha sonra çıkan her ciltte İnce Memed ağaları cezalandırsa da, halk onu her seferinde yeniden sevse de halkın ihanetini asla kabul etmedi içim. Asla anlam veremedim bu ihanete. 

Lise son sınıftayken dört tane insanın cansız bedenleri okulun önündeki meydana atıldı ve bu bedenler günlerce burada sergilendi. Adına "terörist" denilen ve halk için mücadele ettiklerini söyleyen insanlara aitti bu bedenler. Haklarında televizyonda yapılan karalama haberleri dışında hiç bir şey bilmediğim bu insanların yerde duran hareketsiz bedenlerine karşı içimde akıl almaz bir sevgi, merhamet, saygı ve utanç karışımı bir duygu oluşmuştu. Sonradan öğrenecektim, bunların İnce Memed'in onla birlikte omuz omuza savaşan ve adına gerilla denen yoldaşları olduğunu.