Bugün Strasbourg’da, Avrupa’daki Kürdistanlılar açlık grevine başladılar. Onlar çok büyük bir iş yapıyorlar. Avrupa’daki temel iş, “kendi kamuoyumuza” hitap etmekten çok, Batılı kamuoyunu aydınlatmak. Çünkü “berbat gelişmeler” olabilir.
Ben size böyle “berbat bir gelişme” için kollarını sıvamış bir yazardan söz edeceğim. Adı Roger Boyes. Londra’da yayınlanan Times Gazetesi yazarı. Benim çocukluğumda, “İngilizseverler”in şöyle bir lafı vardı: “Asılacaksan İngiliz ipiyle asıl”. Rahmetli babam ise, “boş ver İngilizi, sen Allah’ın ipine sarıl” derdi.
Şimdi bu “iplerden” birisi olan Boyes, ilmiğini boynumuza geçirmeye hazırlanır gibi Times Gazetesinde şöyle yazdı:
“Bugün Ortadoğu’nun ihtiyacı olan şeyin anayasal sınırları içinde hareket eden daha güçlü bir Erdoğan’dır.
Eğer Batı, Erdoğan’ı rehabilite etmek istiyorsa hem Batı’nın hem de Rusya’nın askerliğini yapan Kürt militanlarla ilişkisi problemini çözmek zorunda.
Suriyeli Kürtleri nazikçe yüzüstü bırakmamız lazım”. (Boyes’in yazısı, BBC Türkçe dahil birçok site bazı bölümlerini haberleştirerek yayınladı.)
‘İngiliz ipinin sağlamlığı’ böyle.
Eğer Erdoğan’ın “rehabilitasyonu” için milyonda bir ihtimal olsaydı, ne İngiltere, ne AB ve ne de ABD onun yok etmek istediği Kürt halkının örgütlü askeri hareketiyle bir saniye olsun ittifak kurmazdı. Zorluk “Kürtleri nazikçe ya da barbarca yüzüstü bırakmakta” değil. Bu en kolay yol. Zorluk Erdoğan’ın rehabilitasyonunda...
Erdoğan yönetimindeki Türkiye artık ne İngilizlerin, ne AB’nin, ne de ABD’nin Ortadoğu hengamesinde hiç bir işine yaramaz.
Çünkü Ortadoğu’nun etnik, dini, mezhebi yapısındaki “paylaşım” savaşını Türk devleti kaybetti. Irak ve Suriye “iç güçlerine” dayanmadan bölgede tek bir adım atılamayacağını hatırlatalım. İran Ortadoğu’da esasını Şiilerin oluşturduğu muazzam bir nüfusa dayanarak ve Rusya ile ittifak halinde rol oynuyor. Türkiye ise çoğunluğu oluşturan “sünni” nüfusa dayanarak rol oynamak isterken, bu nüfusun göçlerle zayıflamasına ve kalanların DAİŞ’leşmesine, DAİŞ’leşmeyenlerin ise marjinalleşmesine sebeb oldu. Böylece Erdoğan’ın bölgede, İngilizler, AB ülkeleri ve AB ile ittifak halinde rol oynaması, dayandığı bir iç güç olmadığı için imkansız hale geldi.
Artık zamanını doldurmuş, işlev görmesi mümkün olmayan bir aleti kim “tamir” eder, kim böyle bir “enkazı” rehabilite etmeyi umabilir.
Buraya kadar tamam.
Sonrası ise hepimizin pür dikkat, küresel güçlerin arasındaki çelişki ve ilişkileri sürekli analiz etmesi gerekmekte. Çünkü sorun Erdoğan’ın “rehabilite” olma potansiyeli değil. Rusya ile ABD ve Çin-Kuzey Kore ile NATO arasındaki gerginliğin artma ihtimali. Ortadoğu’ya bu gerginliğin yansıması, elbette iki nükleer gücün doğrudan savaşına yol açmaz. Ama eğer bu iki küresel güç, kozlarını savaş yoluyla paylaşacaklarsa, bilelim ki, Rusya bu savaş için İran’a, ABD de Türkiye’ye “savaş vekaleti” verir.
Türkiye kendini bir anda İran’la savaş anaforuna kapılmış olarak bulabilir. Tıpkı vaktiyle İran ile Irak gibi. O savaş “Saddam” sorununu “çözmüştü”. Bu savaş ise “Erdoğan” sorununu ya da “molla” sorununu çözer.
Çözer de ne olur? Irak’a şu anda neler olduysa hem İran’a, hem de Türkiye’ye o olur.
Aman ha! Sakın İngiliz ipi sağlamdır diyerek, o iple asılmayı denemeyin...