Bazan, tasarladığınız yazıyı yazamazsınız. Başladığınızda, asıl konu savrulur, başka alanlara saparsınız. TC’nin garip, gariban, yaban halleriyle haşir neşirseniz, yazı öfke patlaması olarak size ulaşır. Tıpkı, bu yazı gibi...
***
  TC, tarihi „muktedir benim, lan” naralı, bir iç savaş sahnesidir. Kamuoyu denilen kalabalıklar da, oyunda figüran, sanki tasası kendisine düşmüş gibi bazan, birbirini boğazlamaya kalkışan öfkeli seyirci...
„Son İttihatçılar”, Mustafa Kemal’i „fikriyatlarının timsali” olarak baş, hatta „Ata Türk” yapmış, „tek muktedir” savaşlarının „ölü simaları” oluvermişlerdi.
 İsmet İnönü, kafasında dolaştırdığı kırk tilki ile denge kurmuş, rejimin „çelik pençeli muhafızı” adliyeyi de, „ben bir kurtarıcıyım marşı” eşliğinde postal tozutan orduyu da „serbest” etmiş, keyfine bakmıştı. „Ben bu orduyu asteğmenlerle de yönetirim” diyen Menderes, idam edilmiş, sonraki süreç ise darbeler tahtaravallisine dönmüştü.
Kimse kendini kandırıp, bizlere de sıçratmaya kalkışmasın. Bugün, generallerin „ricatıyla” sonuçlanan derin savaş, „demokrasiyi keşfedip, ileri merhalelere taşıma” hamlesi değildir. Fethullah Gülen, Recep Erdoğan koalisyonunun, en alttan gelip, kendini „aristokrat baş efendi” yerine koyan generallerin üniformalı teşkilatına „muktedir benim” ilanatıdır. Zaferse eğer, ikili bu zaferi Kürdistan’a borçludur.
 Çünkü, Ahmet Altan’ın bir romanında „şövalye” yerine koyduğu Türk subayı hakiki hayatında, „şövalyelik ruhunu çirkefe batıran” hamlelerle esir aldığı halka işkence eden, „Kürdistan’da savaştayım” naralarının gerisinde, kimileri savunmasız Kürtlere pislik yediren, kimileri insan kaçırıp katleden, kaybeden çetecilerdi. Kadın ve çocuklara yiğitlenerek köyler yakan kibritçi, ama Kürt gerilla mangaları karşısında yenilgiden yenilgiye uğrayandı.
Emir ve komuta altındaki medya bile onları savunamıyordu. Koalisyon, bundan faydalanarak, „yaptığın işi polise yaptırırım” diyerek darbesini indirmiş „muktedir” olduğunu ilan etmiştir.
Olanların özü budur. Nimetler çayırının efendisi olma savaşı, Kürdistan’ı ilgilendirmemektedir. Çünkü, hiç bir şey değişmeyecektir.
***
Milyon kişiyi aşkın Kürt, Avrupa’da da kimliksizdir. Remi işlemlerde Türk’tür, onlar. Arap ya da İranlı.
Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM) Başkanı Yüksel Koç anlatmıştı:
„Almanya yurttaşı bir Kürt, kızına Newroz adını vermek istediğinde, ‘Türk konsolosluğunun bize bildirdiği Türk isimleri listesinde Newroz yoktur’ cevabı almış ve ismi almak için iki yıl uğraş vermişti.”
Kürdistan 40 milyonluk halkıyla gerçek, ama Avrupa’da da kimliksiz. Statüleri yok, Kürtçe geçerli okullar parmakla gösterilecek kadar az. YEK-KOM şimdi Almanya’dan başlayarak, „ben, ayrı bir ülke ve halkın mensubuyum, kimliğimi istiyorum” kampanyasını yürütüyor. Avrupa hukukunun tanıdığı bir haktır, bu. Hak talebinin hiç bir riski de yoktur.
Yüksel Koç, geçenlerde çekingen davrananlara sesleniyordu:
„Sen de kimliğin ve aidiyetinle kendin olarak yaşa, Kürt kardeşim. Senin başkalarından eksiğin ne?”
Kürtler, gereken imzaları toplayıp, Alman makamlarına teslim ettikleri takdirde, bundan böyle „Türk” değil, Kürt statüsüyle yaşayacaklardır, Almanya’da. Mensubiyetin, onurlu yerini almasıdır. Haydi Kürt, onur savaşında, yeni mevzi önünde duruyor, senin...
***
„Kürt lider” iddiasındaki Kemal Burkay, tam bu sırada, çok köşeli, keskin virajlı siyasi hayatının son zikzağında, yeni bir „dönme” raksıyla tamamladı. Düne kadar, her yerde aranan „terörist”ken, „dönekliğin evrensel” dönüşümüne uygun bir sıfata büründürülüp, „iyi aile çocuğu Kürt” ve Kürdistan özgürlük savaşçılarını yenilgiye uğratan yiğit havalı bir ironiyle, bandosu eksik devlet törenselliğiyle karşılandı.
Kimsenin dönüşüne karşı değiliz. Herkes, bütün Kürtler ülkelerine dönmelidirler. Ama her türlü zulmü göze alıp, asla dönekleşmeden ve kendileri kalarak...
Burkay, bir zamanlar Kürdistan’ın kurtuluş örgütünün lideri iddiasındaydı. Onu daha sonra, sevdası uğrunda İran Kürdistan’ı, Güney Kürdistan dağlarında „gerilla komutanı” olarak gördük. Kürdistan’ın kurtuluşu için PKK ile ortak mücadele protokolü imzalayan...
Derken, gerillalarını dağıtan komutan olarak karşımıza çıktı. Başına taş düşmüş gibi döndü. Mücadelesini kutsadığı PKK terörist oldu. TC, o zaman onu aşkla sevmeye başladı.
Eski arkadaşlarından Mehdi Zana’nın „İngiliz Kemal” dediği Burkay, neyi hak etmeye çalışıyor bilmiyorum, ama şimdi „AKP’nin iyi Kürt”ü olarak, TC’ye mavi boncuklar yerine, övgüler diziyor.
Bir şeye değil, lider diye sarılan, kaldıysa eğer peşinden giden Kürtlere yazık...