İngiltere Gündemi


Geçtiğimiz hafta Kültür Bakanlığı sekreteri Maria Miller’ın ismine yolsuzluk kara bir gölge gibi çöktü. 2012’de başlayan soruşturma geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Muhafazakar Partili Miller, ikinci ev alımında masraflarını karşılamak amaçlı meclisten para alıp, zaten destekle aldığı ilk eve yaşlı anne ve babasını yerleştirmekle suçlanıyor. Kabaca bir rakam verirsek, Miller’ın 2005 ve 2009 yılları arasında meclisten kopardığı miktar 90 bin Sterlin civarı. Ee kıyamet koptu. Ne de olsa bu ödenek vergi adında halkın cebinden çıkıyor.
Miller’ı şikayet eden de İşçi Partisi'nden Milletvekili John Mann. Her yer Türkiye’de olduğu gibi değil illa ki. Yani İngiltere’de yolsuzluk suçlamalarını Gülenciler gibi yeraltı bir örgüt değil, muhalif bir parti yapıyor. Ya da yolsuzlukların gündeme oturması için milyonların değil binlerin araklanması yeterli. Miller paşalar gibi çıktı meclise, masraf adı altında hak etmeden aldığı paranın hesabını verdi, özrünü diledi. Tam anlamıyla kuralları ihlal etmediği kararından ötürü sadece 5,800 Sterlin ceza ödemesine karar verildi. Bu onu haklı çıkarır mı? Elbette hayır. Ancak bakanlık sekreterin tüm mal varlığının göreve başladıktan sonra mortgage ile alınmış olup borcu halen devam eden bir evden ibaret olması, bizler gibi yolsuzluklarla yönetilen bir devletin vatandaşları için çok şaşırtıcı. Yani çala çala o kadarcık mı çalmış diyesi geliyor insanın. Ee ne de olsa alışmışız milyonların araklanmasına!
İşçi Partililer, Miller’ın bir an önce işten çıkarılmasını isterken, Başbakan David Cameron’dan işini çok iyi yaptığı gerekçesiyle Miller’a tam destek var. Cameron’un Miller’ı fazlasıyla desteklemesi muhalif parti ve medya kuruluşlarını kızdırıyor. Miller’ın adı, meclisteki özründen sonra daha az dilden dile dolaşacak ancak İşçi Partililer Miller konusunda hükümete baskı uygulamaya devam edeceklere benziyor.
Düşünülenin aksine İngiltere’de milletvekili maaşları pek çok profesyonel meslek dallarına nazaran yüksek değil. Seçim bölgelerinde ve Londra’da iki ayrı ev kullanması ve siyasi faaliyetleri için gerekli ofis masrafları devletçe ödeniyor. Bu durumda bazı milletvekilleri şu ana dek yasal sınırlar içinde kalmalarına rağmen Londra’daki yaşam giderlerini karşılamak adına kendilerine sunulan ödenekleri kötüye kullandılar. Ancak genel anlamda İngiltere’de parlamenterlerin ödenekler üzerinden haksız kazançlar sağlaması veyahut devlete fatura ettikleri harcamaların açığa çıkarılması suçlu bulunan parlamenterlerin itibarlarını feci sarsıyor ve kamuoyunda büyük öfke yaratıyor.
Özellikle 2010 yılında milletvekillerinin ödenek kurallarını suiistimal ettiği suçlamaları, ülke siyasetini eşi az görülen bir krize sürüklemişti. Bu durum kamuoyunun siyasetçilere güvenini ciddi şekilde sarsmıştı. Yine 2009 yılında milletvekillerinin sahte belgelerle ödenek aldığının ortaya çıkmasının ardından 5 milletvekili ile Lordlar Kamarası'nın 2 üyesi hapis cezası almıştı. Tüm bunların ortaya çıkmasını sağlayan ise Muhafazakar The Telegraph gazetesi. Gazete onlarca gazetecisini milletvekillerin harcamaları konusunda araştırma yapmak için görevlendirdi. Ortaya çıkan ve toplumu derinden sarsan yolsuzluklara bakacak olursak ise kabaca şöyle: kimi ampul taktırıp faturasını devlete kesmiş, kimi bahçesini temizleme masrafını devlete yüklemiş.
Yolsuzluk her yerde ama yarabbi şükür diyen Türk milletinin düşüncesinin tersine İngiltere’de ampul ve jakuzi soruşturmalarının bedeli ağır oldu. 2009 yılında, 300 yıl sonra ilk kez Avam Kamarası Başkanı istifa etmek zorunda kaldı. Bazı bakanlar istifa etti. Erken seçim gündeme geldi. O zamanın hükümeti İşçi Partisi Avrupa Parlamentosunda üçüncü sıraya geriledi. Evet yolsuzluk her yerde var. Ama Türkiye gibi ülkelerde  yolsuzluk, utanç verici ve cezalandırılması gereken bir durum yerine bir yönetim şekli halini almakta. Hele ki seçimlere hilekarlık karıştırmak mı? Bak bu konuda Türkiye’nin eline hiç bir ülke su dökemez.