EREM KANSOY/LONDRA
Geçtiğimiz Salı günü Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İngiliz Başbakanı Theresa May’in elini sıktığı dakikalarda, başbakanlık binası önünde eylemde bulunan Kürtlere sert bir saldırıda bulunması bir yönüyle de İngiltere’nin çıkarcı ve ikiyüzlü politikasını da dışa vurdu. Polisin 3 yıldan beri Kürtler başta olmak üzere göçmenlere karşı kriminalizasyon politikaları, hemen hemen her eylem ve etkinlikteki provokatif tavrı, ‘müdahale’ altında işkenceye varan saldırgan tutumu, Erdoğan’ın protesto eyleminde tavan yaptı.
11 kişi gözaltına alındı saat 23.30’da tamamı serbest bırakıldı.
Londra’da küçük bir grup Türk faşisti de Kürtlere karşı çok ağır küfür ederek, içine taş doldurdukları su şişelerini Erdoğan karşıtı göstercilere attı. Buna polis de tanık oldu ancak her hangi bir müdahalede bulunmadı. Bu çifte standart, aynı zamanda İngiltere’nin ikiyüzlülüğüydü.
Polisin saldırısı sonucu gözaltına alınan eylemcilerden Hüseyin Öztürk şunları belirtiyordu: “Tayyip’in talimatlarıyla katledilenlerin kanını temsilen içerisinde kırmızı renkler bulunan küçük balonları kan emici Erdoğan’ın konvoyuna atıp protesto etmek istedim. Çocuk katilinin döktüğü kanlar yanında demokratik eylem hakkımı kullanmam bir suçsa, suçumu kabul ediyorum. İngiliz polisi beni mülke zarar vermekten gözaltına altı, üzerime 4 polis dizleri ile çökerek canımı yakmaya da çalışarak ters kelepçe taktı. Kelepçeleri aşırı sıkı bağlayarak ellerimin büyük ağrı çekmesini sağladılar.”
Fırat Amara da “İngiliz polisi bizleri provoke etmeye çalışan, bize küfürler yağdıran bir Türk faşistini bulunduğumuz yerden uzaklaştırmaya çalıştığımız için beni gözaltına aldı. Oysa orada saldırgan ve faşizan bir şekilde küfürler yağdıran Kürt düşmanı Türk faşistini kendileri uzaklaştırmaları gerekiyordu. İngiliz ve Türk faşizminin ortaklaşmasını esefle kınıyorum. Eylemimizde bir kez daha gördük ki İngiliz hükümetinin demokrasi ve insan hakları gibi bir derdi yok. Tamamen ekonomik ve çıkarlara dayalı bir ilişki olduğunu bize tekrardan kanıtladılar” dedi.
Gözaltıların gereksiz ve yasadışı olduğunu polis o kadar iyi biliyor ki, gece saat 24.00’te yeni mesai grubu gelmeden, polis karakollarında tutulan 11 kişi, 23.30’da bırakıldı. Bu zamana kadar da gözaltında olanlar psikolojik işkencede tutulmuş oluyor. Özellikle son dönemlerde farklı eylemlerde de serbest bırakma saatleri hep aynı olmuştur. İngiltere’de Kürtler üzerinde ve muhalif kesimlere dönük polis baskısı yoğunlaşıyor. İngiliz polisinin, Kürtlere ve diğer muhalif kesimlere yönelik kriminalize politikası giderek ağırlık kazanıyor. Örneğin “PKK’ye katılacak” iddiasıyla bir Kürt kızı yaklaşık 2 yıldır tutuklu.
Geçtiğimiz yıl da, Halk Cephesi ve Anadolu Kültür Derneği çadır eylemine çevik kuvvet saldırmış, bununla da yetinmemiş, evlere baskın düzenlemişti. Baskınlarda bir kadın, kız çocuğunun gözleri önünde saçlarından tutularak yerlerde sürüklenmişti. AKP’li eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu protesto eyleminde de 18 yaşından küçük çocuklar da zor kullanarak tutuklanmış, “Saatler sonra onların 18 yaşından küçük olduğunu gördük” denilerek serbest bırakılmıştı. Polisin tavrı, Kürtler, sosyalistler, devrimciler ve demokratlara yönelik kriminalize politikasıdır.