İngiltere Gündemi


İngiltere’de bu hafta ‘terör alarmı’ seviyesinin yükseltildiğini, Başbakan David Cameron ve İçişleri Bakanı Theresa May yaptıkları basın açıklamalarıyla kamuoyuna duyurdular. Cameron, İslam Devleti'nin düşündüklerinden çok aha büyük bir tehlike olduğunu açıkladı. Çok enteresan. Niye şimdi? Halbuki eski adıyla IŞİD çok uzun zamandır bölgede bölge halklarını katledip, yerlerinden yurtlarından ediyor.
Beş ‘terör alarmı’ seviyesi arasından ikinci seviyeye yükseltilmesi kararı, Ortak Terörizm Analiz Merkezi (JTAC) tarafından eldeki son istihbarata göre verildi. 2003’de Güvenlik Servisi’ne (M15) dayalı kurulan JTAC, devletin dikkate aldığı bağımsız bir kurum. Uluslararası Terörle Mücadele kurumlarıyla çalışmasının yanı sıra içerisinde polis teşkilatı ve 16 hükümet bölümünden kontra-terörizm uzmanları bulunuyor. Ancak bazı analistlere göre, İngiltere’nin elinde seviyeyi yükseltecek kadar yeterli bir tehdit unsuru yok aslında. ABD’de herhangi bir değişikliğe gitmedi.
İngiltere’nin bu kararın arkasında ABD’li gazeteci olduğu James Foley’in başının İngiliz vatandaşı bir İslam Devleti örgüt üyesi tarafından kesilmesi videosunun yayımlanması yatıyor. Gerçi İngiltere’nin başından beri en büyük korkusu ülkesinden giderek IŞİD'e katılan kişilerin İngiltere’ye geri dönmeleri ihtimaliydi. Örgüt üyelerini belirlemenin zor olmasının yanı sıra bu kişilerin ülkeye girişlerinin kontrolü de aslında çok zor.
Tehdit seviyesinin yükseltilmesiyle yeni yasalar oluşturulacak. Yasaların hiçbiri askeri bir müdahaleye işaret etmiyor. Cameron, 'geçmişteki hatalarımızdan ders çıkardık ancak yeri geldiğinde askeri haraketimizi de kullanırız' diyor. Geçmiş hatalarından kastı elbette ABD ile Afganistan ve Irak’a askeri müdahaleleri ve binlerce kişinin ölümüne sebebiyet vermeleridir ki bunu asla açık açık söyleyememiştir. Önlemleri artırmak arasında İslam Devleti’ne yönelik özellikle ABD ile istihbaratını güçlendirmek, bölgedeki peşmergeleri silahlandırmak, IŞİD’e karşı savaşan halka yiyecek ve ilaç yardımında bulunmak ve İngiltere’deki silahlı polis sayısını artırmak bulunuyor.
Unutmadan, yeni yasalardan birine göre, şüphelilerin pasaportlarına çok daha kolay el konulacak. Aslında İçişleri Bakanlığı'nın şüpheli kişinin seyahat esnasında pasaportuna el koyma hakkı zaten var. Geçtiğimiz bir buçuk sene boyunca 'terörle bağlantılı' sebeplerden ötürü bu hak 23 kere kullanılmış. Ancak yeni yasayla, bu sayı önümüzdeki günlerde katlanarak artacak. Her zaman ki gibi kurunun yanında yaş da yanacak. Terör sorunu yerel Müslüman topluluğunun varlığıyla ilişkilendirilecek. Alt metni okursak, din yine Avrupa değer ve yargılarıyla entegre olmadığı düşünülerek iyice siyasallaşacak.
Cameron’dan çok daha önce eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher tarafından İslami Fundemantalizm marjinal gruplar arasında en büyük tehlike olarak ilan edilmişti. İngiltere’de azımsanmayacak ciddi bir Müslüman azınlık bulunuyor. İngiltere’nin anti-radikal İslam politikalarından ABD’den çok etkilendiğini belirtmek gerekir. 11 Eylül saldırılarının ardından İslam, İngiltere için bir korku kaynağı olmaya başlamasıyla birlikte abartılı haberler baş göstermeye başladı. Bazı günlük gazetelerde Müslümanların Londra’yı bombalayacağına ya da İngilizlerin İslami cihadın kurbanı olacaklarına dair haberler çıkmaya başladı. 11 Eylül saldırıları din ve şiddet arasında bir ilişki kurulmasına sebep vermiş, sıradan halk arasında İslamofobik eğilimleri beraberinde getirdi. 2005’de Londra’daki İslami gruplar tarafından yapılan saldırı ise Müslümanları ciddi bir tehdit olarak görülmesine sebep oldu. Müslüman karşıtlığı göçmen karşıtlığına dönüşerek bu halka gittikçe genişledi. Sağcı kesimler, terör saldırılarını göçmen karşıtlığını meşrulaştırmak için kendi parti kampanyalarında kullanmaya başladılar.
İngiltere’nin yanı sıra tüm Avrupa da kendi ülke vatandaşlarından da bazı kişilerin örgüte katılma ihtimaline karşı tedbirler alıyor. Öyle ki Hollanda daha geçtiğimiz günlerde bazı şüpheli vatandaşlarının pasaportlarına bile el koydu.
Tek dertleri kendi ulusal güvenlikleri....