Türkiye’nin her iki blokun kampanyasında temel gündem olması, en aşırı zıt uçların aynı blok içerisinde yer alması, AB’nin ilk defa yaşayacağı bir ayrılık karşısında ne yapacağını bilmemesi, referandum kararını veren Cameron’un iktidarının devamının buna bağlı olması gibi birçok neden referanduma ilgiyi artırıyor. Birleşik Krallığın AB’den çıkması halinde AB’de nasıl bir geleceğin şekilleneceği ise başka bir tartışma konusu. 

1973 yılından bu yana AB üyesi olan Birleşik Krallık üç hafta sonra yapılacak referandumda halk AB’de kalıp kalmamaya karar verecek. Geçtiğimiz yıl yapılan genel seçimlerde Muhafazakar Parti lideri David Cameron seçim manifestosunda halka referandum sözü vermiş ve bu şekilde hem kendisine iktidarın kapılarını açmış, hem de kendi sonunu da getirme riski olan bir karara imza atmıştı. 

Birleşik Krallığı iki kutba ayıran referandumda sağcılar, solcular, demokratlar, liberaller, anarşistler, ırkçılar, faşistler, antifaşistler, emekçiler, çevreciler, patronlar, anlayacağınız tüm bir birisine zıt kesimler aynı kutuplarda buluşabilmiş. Mesela ülkenin en ırkçı partisi UKIP ile en radikal solcu partisi SWP, ülkenin LGBT’leri ile radikal Müslümanları ve radikal Hristiyanları AB’den ayrılmak noktasında aynı çerçevede buluşabilmiş. Yaşamları boyunca birbirine karşı mücadele veren, birbirisinin isimlerine bile tahammül edemeyen bu zıt kesimlerin referandum sürecinde aynı amaç doğrultusunda kampanya yürütüyor olması halkın kafasını karıştırmış olsa da her kesimin de kendince sarıldığı sağlam nedenleri var. 


AB’de kimler kalmak istiyor?

Bahsettiğimiz iki gruptan birisi AB’de kalma taraftarı olanlar; Bunun içinde Başbakan Cameron’un başını çektiği İktidar partisinin milletvekillerinin yarısından fazlası, Solcu Jeremy Corbyn liderliğindeki Ana muhalefet partisinin büyük bir bölümü, Yeşiller, Liberal Demokrat parti, İskoçya’nın iktidar partisi SNP, Galler’den Plaid Cymru partisi bulunuyor. Elbet bu güçlü partilerle beraber birçok kurum da Birleşik Krallığın AB’de kalması için kampanya yürütüyor. Bazı partiler ortak kampanya yürütse de SNP gibi bazı gruplar kendi zıtlarıyla aynı karede gözükmemek için kendi başlarına kampanya yürütmeyi tercih ediyorlar. ‘Britanya Avrupa’da daha güçlü- Britain stronger in Europe’ adı altında kampanya yürüten bu grup, Birleşik Krallığın Avrupa Birliğinden çıkması halinde ekonomisinin büyük darbe alacağını savunuyor. Avrupa Birliğinde kalmanın Birleşik Krallığa güç kattığını savunan bu grubun arkasında büyük şirketler bulunuyor. 


Ayrılıkçı kampanyada kimler var?

AB’den ayrılma taraftarı olan grup ise çok daha renkli. Birleşik Krallığın en’lerinin aynı amaç doğrultusunda kampanya yürüttüğü grup. En ırkçısı da, en sağcısı da, en muhafazakar, en solcu, en inançsızı da burada...  Kimler yok ki bu grupta; İktidar partisinin içinden 5 bakanın da olduğu yüzden fazla milletvekili, İşçi Partili bazı milletvekilleri, Kuzey İrlanda’nın iktidar partisi olan Demokratik Birlik Partisi (DUP), Birleşik Krallığın en ırkçı partisi olan UKIP ve diğer ırkçı gruplar, yine Birleşik Krallığın en radikal solunu temsil eden Sosyalist İşçi Parti, ülkenin en büyük birçok emek örgütü, Müslümanlar, LGBT grupları gibi bir çok farklı kesim AB’den ayrılmak için kampanya yürütüyor. 

Bu aşırı zıt uçların argümanları, gerekçeleri farklı olsa da aynı sonuca hizmet ediyorlar. Sağcı kesimin yoğunlukla içinde bulunduğu kesim kampanyalarına Brexit (Britanya-çıkış kelimelerinin birleşimi) adını verirken sol gruplar da Lexit (Sol-çıkış) adını kullanıyor. Yani adına sağ veya sol çıkış koysa da isimlerini iki grup ta Birleşik Krallığın AB’den çıkması için kampanya yürütüyor.  Sağcı grupların argümanları göç ve egemenlik olgusu çerçevesinde şekillenirken, Sol kesimlerininki daha çok AB’nin emperyalist ve kapitalist yönüyle birlikte AB’nin işçi karşıtı bir patronlar kulübü olduğu şeklinde formüle ediliyor. 


Her iki grubun gündemi Türkiye

Referandumda AB'den ayrılma yönünde kampanya yürüten blok, “Türkiye’nin yakında AB’ye üye olmasıyla, Türkiye vatandaşlarının Birleşik Krallık ulusal güvenliğe tehdit oluşturacağı” kampanyalarının ana gündemi olurken, kalma yanlıları da Türkiye’nin AB üyeliğinin bir hayal olduğunu ifade ediyor. Ayrılıkçı blokun argümanına karşı Başbakan David Cameron, "bugünkü ilerleme hızıyla Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin 3.000 yılını bulabileceğini söyleyerek tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.

 “Vote Leave” (Ayrılığa Oy Ver) bloğu, Türkiye’yi kampanyalarının ana temalarından biri haline getirecek bir poster kullanmaya başladı. AB pasaportunun, Avrupa Birliği’ne açılan bir kapı olarak resmedildiği posterde, “Türkiye (nüfusu 76 milyon) AB’ye katılıyor. Ayrılığa Oy Ver, denetimi yeniden eline al” diye yazılıyor. Kampanya grubunun açıklamasında, Türkiye’de suç ve silah bulundurma oranlarının yüksek olduğu dile getirilirken, “Türkiye’de doğum oranı o kadar yüksek ki, sadece sekiz yıl içinde, İngiltere nüfusuna Türkiye’den bir milyon kişi katılabilir” ifadesi yer alıyor.


Cameron’un Türkiye gerçeği

Muhafazakar Parti lideri ve başbakan David Cameron ilk defa Türkiye ile ilgili gerçek fikirlerini de bu vesileyle kamuoyuyla paylaşmış oldu. Uzun bir dönemdir Türkiye’nin AB’ye girmesinin en büyük taraftarı olan ve her fırsatta Türkiye’yi öve öve bitiremeyen Cameron’un bu 3000 yılı çıkışını nasıl yorumlayacağız peki. 

Türkiye’nin anti demokratik sisteminin, insan hakları ihlalinin, Kürdistan’a yönelik vahşi saldırılarının Cameron’un umurunda olmadığını en az kendisi kadar biliyoruz. Bu iki yüzlülüğünün altında tamamen kendi iktidarının riske girmesi korkusu yatmaktadır. Tüm Avrupa’nın kabusu olan göç dalgası tüm AB ülkelerinin temel gündemi, ve özellikle böylesi bir durumda 76 milyonluk Türkiye’nin AB’ye üye olması ihtimali Avrupalıları derinden kaygılandırıyor. Bunun bir sonucu olarak AB’den çıkma yanlısı olan blok kampanyalarının merkezine Türkiye’nin AB’ye üye olmasını koyarak, halkı referandumda ayrılmaktan yana oy vermesini sağlamaya çalışıyor. 

Referandumdan ayrılık kararı çıktığı takdirde Cameron’un sonunun da geleceği biliniyor. İktidarının sonlanacağı korkusu, Türkiye’nin AB’ye üye olmasının bir hayal ürünü olduğunu söyleyerek ayrılma kampanyası yürüten blokun temel argümanını boşa çıkarmaya çabalıyor. Zaten sol kesimlerin ayrılıkçı blokta yer almalarının temel gerekçelerinden birisi de referandumda ayrılıkçıların kazanmasının Cameron iktidarını bitireceği inancı. Zaten şimdiden İktidar partisinde çatlamalar var, Cameron’un kabinesinde 5 bakan ve 100’den fazla milletvekilinin ayrılmak için aktif kampanya yürütüyor olması Cameron’u ciddi anlamda zor durumda bırakmış zaten.   

Mevcut anketler hem evet ve hayır’cıların yüzde 41’lerde gösteriyor. Sonucu yüzde 13’lük kararsızların belirleyeceği tahmin ediliyor. 

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi her yönüyle içinde ilkleri barındıran referandumun sonuçları merakla bekleniyor. AB’den şimdiye kadar hiçbir ülke çıkmadı, bu nedenle referandum sonucunda ayrılma kararı çıktığı halde nasıl bir yol izleneceği de net değil. Her şey referandumla da bitmiyor, referandumdan ayrılma kararı çıksa bile parlamentonun onay vermesi gerekiyor. 

Yasal olarak önünde bir engel olmasa da iktidar partisinin referandumdan çıkan sonuca ters bir hareketin intihar olacağını bildiği için Parlamentonun referandumdan çıkan sonuca uyacağı kesin gibi gözüküyor. Bu durumda da çıkma sürecinin yine iki yıldan fazla zaman alacağı tahmin ediliyor. En önemlisi de böylesi bir durumda Avrupa Birliği’ni nasıl bir gelecek beklediği...


ALAADDİN SİNAYİÇ/LONDRA