BDP heyeti ile 10. görüşmesini gerçekleştiren sayın Öcalan bir yıllık diyalog sürecinden müzakere sürecine geçilmesinin gerektiğini söyledi. Bunu yeni format olarak niteledi. Yeni formatın gerçekleşebilmesinin koşullarını da çok açık bir biçimde izah etti.

Nedir yeni format’ın (müzakerenin) koşulları? Öcalan açısından yeni süreç’in koşulları çok açık ve nettir. Kendisi bugüne kadar devletin üst düzey bürokratları, BDP heyeti ve kardeşi ile görüşebildi.
Bundan böyle derinlikli, sağlıklı bir müzakere sürecinin geliştirilebilmesi için sadece devletin üst düzey bürokratları (yani MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve yardımcıları) BDP heyeti, kardeşi ile değil, gazeteciler, STK temsilcileri, avukatları, toplumun vicdanını temsil eden kişilerle de görüşmek, müzakereyi derinleştirmek, kalıcı barışa götürmek istiyor.
Öcalan’ın bu talepleri yerine getirilmesi zor taleplermidir? Kimine göre zor, kimine göre de kolay karşılanabilecek taleplerdir.
Bilebildiğim kadarı ile Hasan Cemal, Ertuğrul Özkök, Cengiz Çandar, Murat Yetkin gibi gazetecilerin Öcalan ile görüşme talepleri Adalet Bakanlığının sümenleri arasında bekliyor. Buna daha birçok gazeteciyi eklemekte mümkün. Şüphesiz ki kötü niyetlilerin, şom ağızların dediği gibi İmralı adasında basın toplantısı yapılması olanaklı değil, ancak bireysel olarak talepte bulunan gazetecilerin görüşmelerinin sağlanması da olanak dahilindedir.
STK temsilcileri, kanaat önderleri içinde aynı olanaklar sağlanabilir. Avukatların Öcalan ile görüşmeleri ise artık bir komediye dönüşmüş durumda. 2 yıl 2 aydır Öcalan’la hava muhalefeti, koster bozuk gerekçeleri ile görüşme yapılamıyor. Ailelerin görüşmeleri de aynı gerekçelerle uzun aralıklarla, ya da açlık grevinde olduğu gibi devletin etekleri tutuşunca olabiliyor.
Bu yazının yazıldığı sıralarda Erdoğan kurmayları ile yeni paket üzerindeki son görüşmesini (inşallah son olur) gerşekleştirmiş olacak. Bu paketlerde artık toplumda gına getirmiş durumda.
Bu gidişle AKP Hükümeti paketler enflasyonu yaratacak. Anlaşıldığı kadarı ile “anadilde eğitim” son pakette de yer almayacak. Bülent Arınç’ın son çıkışı enteresan “anadilde eğitim istiyorlarsa, anadilde eğitim yapan yere gidebilirler” diyor. Kürtler, Kürtçe eğitimin nerede verildiğini bilmeyecek kadar akılsız değiller. Bunu Arınç’tan öğrenmeye ihtiyaçları da yoktur. Ancak Kürdistan’ın kuzeyinde yaşayan Kürtler kendi toprakları üzerinde kendi anadilleri ile eğitim yapmak istiyorlar. Bu işi ince sömürgeci politikalarla sulandırmanın, demogoji yapmanın hiçkimseye faydası yoktur.
Erdoğan ise Adıyaman’da Kürtlerin gözlerinin içine baka, baka “asimilasyonu ayağımızın altına aldık” diyor. Hızını alamıyor “Devlet kurmak istiyorlarsa gidip istedikleri yerde devletlerini kurabilirler” diyor. Asimilasyonu ayaklar altına aldık cümlesi büyük bir çarpıtmadır. Sen anadilde eğitim hakkını sağlamadığın müddetçe TRT-6’nın Kürtçe yayın yapması, Kürtçe kitapların çıkması, Yaşayan Diller Enstitüsü’nde Kürtçenin Kurmancî ve Dimilkî lehçelerinde eğitim vermen asimilasyonun ayaklar altına alınması demek değildir. Sonra Kürtler nerede devlet kuracaklarını da iyi biliyorlar. Kimseden akıl alacak değillerdir. Kürtlerin artık statüleri olmadan yaşamak istemiyeceklerini de herkes biliyor. Bu konuda spekülasyon yapmanın anlamıda yoktur.
Barış süreci meşakatli bir süreçtir. İnişli çıkışlıdır. Yolu asfalt değildir. Çakıl taşları, dikenler, provokasyonlar, her türlü hile ve oyunlarla doludur. Önemli olan bu yolda kararlı olmak, hertürlü oyunun üstesinden gelecek çelikten iradeye sahip olmaktır. Çatışmasızlık süreci devam edecektir. Gerillanın çıkışının durdurulması sürecin bittiği anlamına gelmiyor. Ancak bilinmelidir ki Ergenekon artıkları yeni provokasyonlar için için pusuya yatmış bekliyorlar. Onun için acele etmek gerekiyor. Ergenekon eşkiyasının bu gece ne yapacağı belli olmayabilir!


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Doğu mitinglerinin ikincisi 16 Eylül 1968 günü Diyarbekir’de yapıldı.
* Kürt (Ermeni kökenli) sosyalisti ve yurtseveri Orman Fakültesi öğrencisi Kolık’lı (Kahta) Mehmet Cantekin 16 Eylül 1968 günü Beşiktaş Işık Mühendislik Fakültesi önünde MHP’li faşistlerle yapılan bir çatışmada vurularak şehit düştü. Kadir Akgüneş başından yaralandı.  
* 14 Temmuz direnişçilerinden Akif Yılmaz 16 Eylül, Ali Çiçek 17 Eylül 1982 tarihinde şehit oldular.
* 17 Eylül 1992 tarihinde İ-KDP genel Sekreteri Dr.Şerefkendi ve üç arkadaşı (Fetah Ebduli, Humayun Erdelan, Nuri Dehkurdi) Berlin’de Mykonos lokantasında yemek yerken İran gizli ajanları tarafından vurularak şehit edildiler.
* Sömürgeci İran ve Irak arasında sekiz yıl sürecek olan savaş, 22 Eylül 1980 tarihinde Irak’ın İran’a saldırısı ile başladı. Savaş genelikle Kürdistan’ın doğusunda ve güneyinde sürdürüldü. Başta Halepçe olmak üzere 10 binlerce Kürt bu uğursuz savaşta yaşamını yitirdi.