AKP iktidarının demokratikleşme paketinden ne çıkacak tahminleri ve tartışmaları hayli zengin. En çarpıcı olanı da “bu paketten her şey çıkar ama Kürtler için bir şey çıkmaz”. Aslında klasik pesimist (kötümser) bir anlayış deyip geçebiliriz. Ancak son günlerin hızlı siyaset yaşamı bu tespiti doğruluyor gibi.

Kürtlerin bu paketten beklentileri var. Kuş mu çıkacak, civciv mi çıkacak diye beklerken, AKP’nin ve hükümetin ‘ïyi polisi’ Arınç, anadil özgürlüğü bekleyen Kürtlerin Güney Kürdistan’a gitmelerini önerdi. Hani Osman Baydemir’in bir zamanlar söylediği bir söz vardı ya, sonradan para cezası ödemek zorunda kaldığı, işte o sözün tekrarının tam zamanı!..
“Çok iste ama az ile yetin” anlayışını kabul ettirme çabası mı diyelim, ne olursa olsun artık bazı açıklamalar kabak tadı vermeye başladı.
Gerçi hala paketten ne çıkacak belli değil. Göründüğü kadarı ile kitlelere açıklanmayan, ancak perde arkasında kıyasıya bir pazarlık var. Tahminen paketin açıklanmasının bir kaç defa ertelenmesi, KCK’nin gerillanın geri çekilmesini durdurması da, büyük olasılıkla paketin içeriği ile ilgili olsa gerek. Anlaşılan devlet ‘çözüm’ sürecinde verdiği sözleri tutmuyor. ‘Çözüm’ süreci canlı bombaya benziyor. Kimin elinde patlayacak, bunu zaman gösterecek. Şimdilik bomba AKP’nin elinde, kendi elindeki bombayı patlatır mı?.. Çok aptalca olur... olur mu?... Olabilirliği hayli yüksek. Son zamanlardaki iç ve dış politikadaki söylemleri ve yaptıklarının bir çoğunun da aptalca olduğunu düşünürsek AKP’nin ne yapmak istediği net değil.
Devletin çuvalladığı, Kürt tarafının da hayli zorlandığı bu süreç, şimdilik bir inişte. İniş ve çıkışlarının olması doğaldır. Önemli olan iplerin tümüyle kopmamasıdır. Yaklaşık sekiz aydır insanların, çocuklarımızın ölmemesi bu sürecin en çekici yanıdır. Ben sürecin devam ettirilmesi için Kürt tarafının her türlü fedakarlık göstereceğine inanıyorum.
Bu arada sürecin inişe geçtiği için sevinen ve süreci savunduğum için bana çok kızgın olan, öngörülerinin doğru çıktığını düşünüp, insaf sınırları dışında, saldıran bazı dostlara(!) bir çift söz demenin zamanı.
Eleştiriler temel olarak iki noktada somutlaşıyor. Birincisi: “Kürtler en güçlü oldukları dönemde neden masaya oturdular?.. Bunu zayıflık ve hatta ihanet olarak görenler var. Bu eleştiriye yanıt vermeyi bile zul buluyorum. Bundan daha iyi bir zamanlama olabilir mi? Savaşlar da en güçlü olunan dönemlerde masayı kurmak olağanüstü bir savaş yeteneğidir. Genellikle masayı deviren de güçsüz olan taraftır. Önemli olan güçlü olan tarafın masanın devrilmesini engellemesidir. Siyaset bilimin incelikli kuralı budur. Anlaşılan insanlar “pire için yorgan yakan” Kürtler görmeye alışmışlar. İşin acı olan yanı Kürtlerin de aynı tepkiyi göstermesi. Aslında bu “pire için yorgan yakma” özelliği ve kişilik yapısı üzerine ayrı bir yazı yazmalı. Bu tipler, bu kişilik yapısına sahip insanlar impulsif tiplerdir ve siyasette yenilmeye de mahkumdurlar.
İkinci eleştiri: “AKP’ye güvenilmezmiş”. İyi de devletin sahibi şimdi onlar. Ne yapsın Kürtler?.. Uzaydan TC’ye yeni sahipler mi getirsin?.. Sizce sistem güvenilir ellerde olacak mı? Devlet farklı gruplar için güvenli olsaydı zaten devlet olmazdı… İlginç olan da bu eleştiriyi yapan arkadaşların çoğunluğu, sol ve sosyalist oryantasyonu olanlar. Hani bir zamanlar “milliyetçilik yapmayın, biz iktidara gelirsek zaten Kürt sorunu çözülür” diyen enternasyonalist anlayış vardı ya, onun ince bir versiyonu. Kürtler bütün enerjilerini Türk solunu iktidara getirmek için çalışacak... Devlet güvenilir olacak ve Kürdistan sorunu da çözülecek… Olabilirliğinin garantisi de yok. Olsa bile bu Kürtler’e kulağını uzun ve ters yoldan gösterme önerisidir. Niyet iyi olabilir, ancak sonucun iyi olacağının hiçbir garantisi yoktur.
Bu eleştirileri Alevi arkadaşlar yaptığında, onların AKP korkusunu anlamak bir noktaya kadar mümkün. Ancak AKP’den korkup, CHP ve MHP’den korkmayan Alevi’yi de anlamak çok zor. ‘Çözüm süreci’ uzayabilir, iniş çıkışlı olabilir ancak bitmemesi arzu edilendir. Hatta biraz uzaması faydalı da olabilir...