Bıçkın, bitirim mülkiyeli, mektebi yeni bitirmiş. Gerekli safhaları geçip kaymakam olmuş ve yoksul taşra ilçelerinden birine “Mülki idare amiri” olarak atanmış. Eee mürekkep yalamış “Aydınlamış” mülkiyeli idare amiri “Baldırı çıplak ahaliye” yüz verecek değil ya! Ahali de kim oluyor? Ahali olsa olsa yönetilmeye muhtaç cahil sürüsüdür! Kaymakam beyde bir vazife aşkı var ki sormayın gitsin. Bir sabah jandarma komutanını da almış arabasına “Şu köyleri gezelim bakalım ne var ne yok?” demiş, demesine de söylemi pek manidarmış! Binip makam arabasına çıkmışlar yola “Şura senin bura benim” derken bizim “Kızılbaş” köylerinden birine varmışlar. Köyün girişinde eşeğinin yularından tutmuş tarlaya giden bir insana rastlamışlar.
Kaymakam makam şoförüne “Yavaşla” demiş ve pencereyi açınca jandarma komutanı “Aman kaymakam bey! Bu Kızılbaşlar çok hazırcevap olur. Sakın takılmayasın uğursuza!” demiş. Kaymakam bey “Amaaaan komutan senin düşündüğün şeye bak! Bu cahiller cevap vermeyi ne bilir!” demiş. Bizim köylüye dönmüş ve eşeği kastederek “Nereye gidiyorsun arkadaşınla?” demiş. Bizimki hiç istifini bozmadan “Efendi bu arkadaşım değil, oğlum. Mektebe yazdırmaya götürüyorum. Muradım o ki okuyup kaymakam olacak!” deyince kaymakam efendinin dili kurumuş, yutağı tıkanmış!..
Şimdilerde bıçkın bir mülkiyeli İçişleri Bakanı olmuş! Köyleri dolaşmaya çıkmış. Köylü dediğin nedir? “Cahil sürüsü” “Beni gördüğüne sevindinse takla at da göreyim!” diyeceksin, olmadı “Çal davulcu!” deyip göbek attıracaksın! Kocaman İçişleri Bakanı olmuş! Ondan iyi mi bileceğiz? “Şu talebeler olmasa maarifi ne ala idare ederdim!” diyen Maarif Nazırının soyundan geliyormuş kendileri. Nazırlık, bakanlık işlerinin öyle kolay olmadığını bilir. Vazifeye yeni başlamış acemi bakanın biri de işini kolay sanmış da bakın başına ne gelmiş!..
Gezi sırasında bakan bey sıkılmış olacak ki şoförüne takılası gelmiş ve “Söyle bakalım, bir şoförle bir eşek arasında ne fark vardır?” demiş. Fukara şoför bir süre düşünmüş ve mahcup bir eda ile “Bilemedim sayın bakanım!” deyince bakan bey, “Eşeğe çüş deyince, şoföre dur deyince durur” demiş. Garibim şoför çok bozulmuş lakin kocaman bakana ne desin?! Biraz gidince “Bir soru sorabilir miyim sayın bakanım?” Bakan “Sor bakalım!” diye lütufkar davranmış. Şoför “Eşekle bakan arasında ne fark vardır?” Bakan düşünmüş ve “Bulamadım şoför sen söyle!” Şoför “Vallahi ben de bulamadım bakan bey!”
Bakan Bey elinde üç resimle soluğu TBMM kürsüsünde almış “Domuz eti yiyen teröristler! Belediye mekanına Zerdüştlük, Yezidilik işareti koyan başkanlar” hakkında konuşurken İdris inkarcılık, Naim nefretçilik, Şahin şiddetçilik yapıyor. Tam da soy ismi ile müsemma! Bu ne insicam?.. Türkiye’ye çoğulcu bakmaktan aciz bakan bey! Hıristiyanlar domuz eti yerler ve isteyen her insan da domuz eti yiyebilir bu insani bir haktır. Bakan Bey bu işler yurttaşa “Takla attırmaya” benzemez! Zerdüşt Peygamber tüm inançlara göre “Hak peygamber ve ehli kitaptır.” Kaldı ki Zerdüştlüğün din, Zerdüşt’tün de peygamber olması için ölçü bu değil. Sonuçta O’na ve kitabına inanlar var ise bu yeterlidir. Hallacı Mansur, Salmanı Farısi Zerdüşt Peygamberin yolundan gelen eren ve evliyalardır. Senin “Yezidilik” dediğin ise kadim zamanlardan gelen Êzîdî inancıdır. Êzîdî inancı birkaç cümle ile anlatılamayacak kadar derin bir inançtır. Hoş birkaç cümle ile değil, birkaç kitapla anlatsak da vatandaşa “Takla attıranlar” anlar mı bilinmez? Êzîdî’lerin çok azı katliam ve soykırımdan kurtulmuştur. Günümüzde Avrupa’ya ve dünyanın birçok yerine savrulmuş durumdalar. Çok az bir kısmı da bin bir tehdide rağmen Türkiye’de gizli saklı yaşamaktadır!
Sözün kıssası, Hünkar Hacıbektaş Veli der ki; şu beş şeydir ki cinsinin en yazığıdır! Tok bir insan sunulan lezzetli bir yiyecek! Bakar kör gözler karşısında bir cemalin güzelliği! Çorak toprağa yağan yağmur! Güneşe karşı şavkıdığını sanan ışık! Ve bir ahmağa söylenmiş Hak bir söz!..
Cehaletin tedavisi vardır. Kişinin kendi kendine veya bir mürşit marifetiyle cahilliğinin farkına varabilir. Lakin cehalete bir de ahmaklık eklendiyse kişiye ne makam verirseniz verin bu derde mürşit de çare olamaz tabip de tedavi bulamaz!..
İnkar... Nefret... Şiddet...