
Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi, polislerin davacı olması nedeniyle, Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi daha ilk duruşmada tam bir vicdani kanının oluştuğunu da ekleyerek kapatma kararı veriyor. O vicdan ki evrensel değerleri, ahlaki duruşu yeniden sorgulayan bir dayanılmaz algılamayı da işaret ediveriyor. Kapatmanın gerekçeleri devlet düşmanlığı yapma, halkta devlete karşı kin ve nefret duyguların uyandırmayı örgütlemek. Bu gerekçelerde vicdanı nereye koyacağız? Suçun tespiti yapılmışken, suça delil bulmak için zorlanmadıkları kesindir. Bunu hep yapıyorlar. Ve yine bu vicdanı kararı, Türk milleti adına verdiklerini de büyük harflerle yazıyorlar. Devletin ve Türk milletinin dokunulmaz kutsallığıyla süsleyerek söylenecek sözde bırakmıyorlar. Bu vicdan bir ilahi adalet komedisidir. Zalimlerin zulüm tarihleri dünden beri süregelen ırkçılık faşizmini bugün uygulananı toplamından fazlasıyla karşı karşıyayız. İlkten acıtan, ağlatan o insani hallerimiz şimdilerde güldüren lanetin trajedisi oluyor.
Sözlerin bittiği anlamsızlaştığı, dilin kirletildiği, anlamsız kılındığı faşizmin o dayanılmaz ustalığın ilanı oluyor. Her şeyin grileştiği, muğlaklaştığı; algılamalar, düşünme ve idrakin donmasıdır. İnsanların kendinden, çevresinden kuşkulandığı ve korkunun yaşamın her alanına bekçilik ettiği, yabancılaşmanın mülteci halleri. Hep sorgulayan, hep sorgulanan, savunmanın anlamsızlığına inat, susmanın isyan hallerini yaşıyoruz.
Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi’nde yüzlerce polis arama yapmıştı. Neyi aradıklarını, neyi bulmaları gerektiğini bilmenin kurnazlığını beceri ve başarı sayıp, hileyi saklamadır. Bilgisayar bir gizli tanıktır. Dersim’de ormanların, dağların ve kaçtır yıkılıp yakılan köylerin çığlığı alevler arasında semaha durur gibi dönen kuşların, börtü-böceklerin zulmü bile utandırdığı andır. Ama görmeyen göz, duymayan yürek suçüstü yapmış. Yetmemiş eklemiş, devletin deşifre edilişine öfkesini kusuvermiş sessizliğin tam orta yerine. Kadın izi, çocuk izi peşine düşülmüş, onu da yakalayıvermiş. Duvara asılı panoda çocuk hayaliyle o bitmeyen umudun gerçekliğiyle (Burası Dersim, ben de Kürdüm) karşı karşıya kalmış kitaplar dağıtılmış Kürt ve Kızılbaş Alevi şifrelerinin, sırlarının gizini çözecekler ya. Alevi Akademisi doğru bir yer; ancak doğru yerde yanlış durmanın kötülük ve hile ile çarpmanın o dayanılmaz hafifliği sis gibi çöküverir.
Katliamdan geriye kalan acılı tarih
İnkar ve imhanın, katliam ve intikama dönen o insan olmanın sınırlarında birbirinin yüzünde kendi maskelerini görenlerin en büyük korkusu, kendilerinin değil izlerinin deşifresidir. Tüm köylerin, yolların, dağların, suların adı değiştirilmiş. Geçmişten geriye ne olup olmadığı neden ve nasıl olduğu, nerede olduğu silinsin diye. 1938 Dersim katliamında geriye acıyla tarihten ibaret bir şey oluvermiş. Ve o günden bugüne süregelen katliamı da zamana yayarak acıların dayanılmazlığında görünmez kılmaya çalışılıyor. Ama öyle olmuyor. Yaşayanlardan daha çoktur öldürdükleriniz. Birden diriliverirler. Son sözleri ve son bakışları asılı kalmışken gökyüzüne, tarihe şahitlik yaparlar.
İnkar ve imhanın haramından, Kürtlük ve Sünni İslamlığın sentezinden teklik üzerine Cumhuriyet devletinden, tek millet-ulus çıkarmak uğruna yüz yıldır Kürtlere, Alevilere boyun eğdirmek için, Türkleştirmek ve Sünnileştirmek için zulmün tüm hallerini, zalimliğin tüm yöntemlerini tüketmişken, mazlumluğumuzu ve masumluğumuzu bilmezden gelmeyi güçsüzlük sanıyorlar. Ve her defasında başları çarpınca da yeniden başa dönüyor; her geriye dönüşte ustalık ilanı beyhudeliğinden, kibirliğinden vazgeçmiyorlar. Oysa biliniyor ki, bu kadim halk ve inanç bu topraklarda dünden bu güne hep vardı ve olacaktır da. Meşe ağacı gibi ateşinden yanarak, küllerinden kardelenler gibi, buzu eriterek, tipiye meydan okuyarak yeniden kendini yaratır yeniden yeşerir. Bu kadim halk, inanç ateşinden geçmiştir.
İnkar ve katliamların hesaplarını yanlış yapıp, kurnazca kendine rol biçme, Cumhuriyet hükümetlerinin çok berbat bir alışkanlığıdır da. Bunu hep yaptılar. Ancak tükenerek de gittiler. Halkların ve inançların kutsal değerlerine dokunmanın sınırlarını aştığında ve bunda da hep ısrar etmenin lüksü de şansını da tüketmiştir.
Adıyaman’da ‘çocuklar’ ne yapmaya çalışıyor?
Son birkaç yıldır askeri operasyonlara başat siyasi operasyonları Nazi kamplarını aratmayacak noktaya getirdiler. Kürt yurtseveri, Alevi avı gibi, dün Maraş’ta idi; bugün Adıyaman’da hortladı. Gölgesi kendisinden büyük içişleri bakanı, aklı sıra bizi kandıracak. „Çocuklar yapıyor“ deyiverdi. Doğrudur da. Her zaman bir miktar ‘iyi çocukları’ olmuştur. Bu kendini bilmezlik bu haddini aşmışlıktır. Kendinden önceki zalimlerle boy ölçüşme yarışına girme gibi varsa bir hevesleri girmesinler. Kürtler de, Aleviler de artık o eski zulmün duraklarında değillerdir. Binlerce Kürt siyasetçi, sivil toplum çalışanları, sendikalar, gazeteciler, Alevi inanç kurumlarından her yaşta insan tutuklanarak cezaevine konuldu. Kendince zindanlarda susturacak. Devlet aklının sürekliliği Kürt halkının özgürlük mücadelesi karşısında olmayacak zamanda, olmayacak yerde aptalaşıveriyor. Sanki zindanlar şimdiye kadar boştu. Sanki bu halk bu mücadele zindanın zulmünde kefenini yırtmamış da, sen yokken bu zulmün yollarından geri dönenleriz. Kaç Kürt, kaç Alevi katliamına şahittir bu kadim topraklar. Sivas daha yanıyorken, Roboskî’de paramparça Kürt gençlerinin, çocuklarının kanlarının izi varken zulmün nereden başladığını, nereye uzar hesabını yapmak zalime düşmez.
Devlete paralel devlet kurulmuşmuş! Bu kirletilmiş tarihiyle bedava versen bu halk hele Alevilik inancında haramdır, zulümdür diye dara bile kaldırmaz. Kabul etmez. Bu çok kötü bir kurnazlığın rezilliğinden başka bir anlam da ifade etmiyor. Bu yalan, bu hileyi aslında devlet kendi başına sardı.
Siyasi soykırım operasyonlarının nedeni açıktır. Kürt halkının, Alevilerin demokratik hakları ve özgür yaşam için verdikleri mücadelenin örgütlenerek kurumsallaşmış olmasındandır. Ama en çok korktukları kabul etmedikleri Kürtlerin de, Alevilerin de devletten bir şey beklemediklerini ilan etmiş olmalarıdır. Bu da kendi Kürdünü, kendi Alevisini artık yaratamayacağının farkına varmış olmanın öfkesidir. Canbazlığın bin bir türlüsünü yaparken, birden ipin kopması, düşmesi gibidir. Bu berbat öfke halleri intikam gibi huy, can çıkmadan da çıkmıyor. Her insanın, her halkın demokratik hakları ve bu hakları yaşamsallaştırmak için örgütlenmesi, kurumlarını oluşturması evrensel bir temel haktır. Ve bu temel hak öyle birilerinin vereceğinden daha fazlasıdır. Kendi düşüncelerini dil, kültür, inançlarını, kurumlarını açması ifade etmesi en meşru haktır. Halkı tebaa olarak gören kendi inancında olmayanı sapkın gören, siyaseti yasaklayan Türk Cumhuriyet Devleti insan hakları karşısında meşruluğunu yitirmiştir.
Özür dilerken bile zulüm ediyordu
Tarih tekçi devlet zihniyetine rağmen yazılıyor yazılmaya da devam edecektir. Korkunun ecele faydası olmadığını içerden ve dışarıdan sınıflara dayanan isyanlar gösteriyor. Dünden bugüne süregelen katliamlarla yüzleşmenin tam da zamanı değil midir? Dersim bu coğrafyanın en kadim halkı olan Kürtlerin de, Aleviliğin de yaşadığı zulmün katliamların, soykırımların, asimilasyonların en derin yaşatıldığı en zalimce uygulandığı yerdir. Dersim gerçekliği zalimin zulmü kadar, zalime ve zulme direnerek onurlu yaşamın da insanlığa bir armağandır. Halkların dokunulmaz değerlerinden birisi de inançlarıdır. Dokunmanın beyhudeliğini, sonuçlarının nelere yol açtığını-açabileceğini de geçmiş tarihi ve günümüze bakıldığında görülecektir. Biz Alevilerde bir söz vardır „Mazlumun ahı, zalime zulmünün itirafını yaptırabilmedir.” Kanın kanla, kinin kinle, kötülüğün kötülükle temizlenemeyeceğini siyaseten, ahlaken ve felsefik olarak inanırız. Sabrımız ne güçsüzlüğümüz ne de bilmezliğimizdendir. Celladına bile iyilik yapmak gibi dayanılmaz masumiyeti yaşadıklarımızın hangi durağına koyacağız? Dersim 1938 katliamını nihayet kabul etmek zorunda kalan zihniyet hükümetin başı aracılığıyla özür dilerken bile zulüm ediyordu. Kirletilen dilin asma yaprağı yaşanan katliamı örtmeye yetmiyor. Katliamlardan özür dilemek bir daha yapmayacağının da tövbesidir. Oysa kimin yaptığını, niye ve nasıl yaptığını ve neden halen katliamların devam ettiğinin izahı yoktu. Özür dilemek için, tövbe etmek için zamanın az, yolun uzun olduğunu bilinmesi gerekiyor.
Dersim’de inkarcı, katliamcı zihniyet, tüm köylerin, dağların, ziyaretlerin adlarını değiştirmekle kalmadı. Köylerde camilere, dağlara „Ne mutlu Türküm diyene“ diye yazdılar. Sözün bittiği yerdir. Öyle 1938 katliamının acıttığı gibi değildi bu. Açtığı yarayı tuzla dağlamaydı. Yavuz’dan bu yana Sivas katliamlarından Roboskî’deki karanlığı karartan, utandıran katliam topyekûn bir zulmün mührüdür. 1938 yılında Dersim’de katledilen dedelerimizin analarımızın ve çocuklarımızın kemikleri üzerine onların torunlarının oğul ve kızlarının kemiklerini de eklemek, bu gök kubbenin altına sığmayan zulme dayanmak, acının umutla yıkanmasındandır.
Dersim’de bir operasyon hazırlanıyor
Halkın acılarıyla oynanmaz. Eylül 2011 tarihinde içişleri bakanı (söylediğini anlayan varsa, izan adına el kaldırsın) gizlice Dersim’in Mazgirt ilçesinde temeli bile atılmayan (yıkılan temel üzerine) Kızılbaş ocaklarından birinin açılışına gelmişti. Açılış konuşmasında Alevileri ne kadar sevdiğinin propagandasını yapıyordu. AKP’nin Alevi açılımını anlatıyordu. Sonra da dağlara bakıp „Ne Mutlu Türküm” yazısını okuyup, çok duygulanıp, çok etkilenmiş olacak ki, dağların ayrılmak istemediğini, suların ayrılmak istemediğini, varsa akıllıları bir yana, delileri bile güldürüyordu. O sanıyor ki dağlar yazmış bu yazıyı. Şimdi bir halkın duygularıyla, bir halkın inanç ve acılarıyla, böyle yüzleşme yüzsüzlüktür.
Bizleri kandırmakla bu işi götürdüğünü sanan devlet kendini kandırıyor. Kürt sorununu „iyi şeyler olacak” deyip çözecekmiş gibi Alevi çalıştaylarıyla Alevilerin sorunlarını çözecek! Siz trajikomik senaryoyu yazıp oynarken, biz Kürtler ve Aleviler kurtlar sofrasında dün de bugün de tenezzül edip ne baktık ne de yanından geçtik. Görünen o ki arsızlığın o dayanılmaz olgunluğundaki hafifliği artık herkesi tiksindiriyor. Dersim’de polislere insanlık eğitimi, Alevilik seminerlerinin verildiği hoca efendinin ana medyası manşetlerden duyuruyordu. Aslında bu bir Alevi operasyonu hazırlığıydı. Dersim’de vali, askeri, polis ve cemaatin eğitim merkezi haline gelmiş olan Tunceli Üniversite’sinde, AKP’nin pirleri huzurunda bir operasyon hazırlandı. Dersimliler bilir bunun bir operasyon tatbikatı olduğunu ve öyle de oldu. O eğitim alanlar, eğitim verenler Dersim Alevi Akademisi’ni kapatmak için davacı oldular ve kapattılar. Ayıptır günahtır. Ancak biz yine de biliyoruz ki, karar yeni değil. Kararı veren, denizaşırı bir başına vatanı ve tebaası için çile çekiyormuş gibi inleyerek konuşan, yaşayan Fethullah Gülen’dir.
Hem Kürtler hem Aleviler hizaya getirecekti
KCK operasyonlarında geçen paralel devlet uydurmasının da isim babasıydı. Başbakan Dersim özrüyle bir taşla iki kuş vuracak, hem Kürtleri hem de Alevileri hizaya getirecekti. Türkiye’de Alevi-Sünni kavgası olmadığını söylüyor ve ekliyor, „Arkadan Türkiye’de Kızılbaş meselesi geliyor. Anadolu’daki Aleviler, Yörükler bizim Tahtacılar onlar her zaman bizim kendileriyle anlaşacağımız insanlardır. Fakat esas aslen Nuseyri olan Ermenilerden, Süryanilerden meydana gelmiş, aslen Nuseyri olan Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında. Bunlar Türkiye’de gaileler açtığı zaman devletinizle, ordunuzla bu işin karşısına çıkamazsınız. Ve bunların dinleri yoktur. Nuseyri akidesi vardır: Allah insandır, insan Allah’tır; Allah insanın içine girmiştir, Allah insanla itaat etmiştir. Bu anlayış hakimdir. Bu itibarla biz şimdi güneydoğuyu verelim dediğimiz zaman bile Sivas’a kadar talepler gelecektir arkadan.” Ve aynı yazıda Kürtler için de şöyle beddua ediyor „Allah’ım birlimizi sağla. Allah’ım onlarında altlarını üstlerine getir, birliklerini boz (Amin) evlerine ateş sal. (Amin) feryatlarını figan sar. (Amin) köklerini kes. (Amin) kurut ve işlerini bitir.” (11.12.2011)
Dersim Alevi Akademisi iki yıl önce kuruldu. Kurucuları arasında yer aldım. Alevi inancında ne düşmanlık ne de intikam denilen o berbat zihniyete yer yoktur. Zaten akademiyi de bu berbat zihniyetin inkarcı, imhacı ve asimilasyoncu politika ve yöntemlerine karşı kendi kimliği dili ve inancıyla özgür yaşamın mümkün olacağına dair bir soluktu. Kızılbaş Alevi inancı bu devletten önce de vardı, sonra da var olacaktır. Biz bu inancımıza sahip çıkmak için dün ödediğimiz bedelleri bundan sonra da ödemeye devam edeceğiz.
Kaç cemevini kapattın, kaç cemevini işgal ettin? Ancak hepsini kapatabilirim veya işgal edebilirim hesabını yapma gafletine girmeyin. Bu konuda hocanın uyarılarını, herhalde dikkate alacak idrak vardır. Hoca efendi „Ordunuzla devletinizle bu işin karşısına çıkamazsınız” diyor. Bir Alevi akademisini kapattınız. Bu Alevi Akademisi kurulmayacak anlamına gelmez. Bu hesap tutmaz buraya kadardır. Kendi Kürdünü yaratamadın kendi Alevini de yaratamayacaksın. Kaptıkların sana dert olsun! Yüz yıldır süren bir mücadele gerçekliği var. Aslında öncesi de gül bahçesi değildi. Bir gerçektir ki sağa sola savrulanlar, nefesi yetmeyenler, tam yolun ortasında acıkanlar bunlar kendine yük, öyle taşımaya da değmezler. Onları bir araya toplayıp bir köy bile kuramadınız. Silahlı koruyucular yetmiyormuş gibi siyasi korucu ordusu kurmak devletin kirine boşuna bir yama olur.
O unutsa da biz unutmadık
Doğduğu topraklardan arkasına bile bakmadan kaçıp giden ve Avrupa’da on yıllarca mülteci olmanın lüksünü yaşarken, bir kedi de bulmuşken, neden kaçtığını bile unutmuşken, birden devlet pasaportuyla devlet karşılamasıyla sürgünden geri döndü. O unutsa da biz unutmadık. Devleti bölmekten, Kürtçülük yapmaktan başı dertteydi. Ben öğretmen okulunu okuyordum, bu işleri biraz da ondan öğrendik. Şimdi eskiden durduğu yerde durmadığını övünerek söylüyor. Anlaşılan Avrupa da, devlet de aklını başından almış. Yine buradan giderken Kızılbaş Aleviydi. Bir bakan karşılarken kendisine Kuran-ı Kerim verdi. İlginçti, acıyla izledim. Yoksa giderken Alevi Kızılbaş olan Kemal Burkay inancının yerini de mi değiştirdi? AKP Alevisinin ocağını açmaya gelmiş ise, biz Alevilerde yolundan dönene düşkün derler; herhalde K.Burkay da bunu biliyor.
Kapatılan Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi başkanı olarak KCK Dersim operasyonunda tutuklandım. Altı aydır tutuklu bulunmaktayım. 1999 yılında Avrupa’dan gelen Barış Grubu içerisinde yer aldım. 10 yıl cezaevinde kaldım. İki yıldır da dışarıdaydım. İlkten bugüne kadar nerede duruyorsam, aynı yerimdeyim. Kızılbaş Aleviyim, Kürdüm ve barış bizim için bir ibadettir. Ancak onurlu yaşam için mücadele vermek mazlum olanın hakkını kendi hakkı olarak bilmek ve bunun için gerekirse bedel ödemek ibadetin ta kendisidir. Dersim Kürtler içinde, Kızılbaş Aleviler içinde kutsal bir mekandır. Ve biz Dersim’liler kutsal değerlerimize tarih boyunca hep sahip çıktık ve ağır bedeller ödedik. Düzgü Bawa, Jel, Buyer, Munzur Bawa yer gök şahitlerimizdir! İnanıyorum ki, halkımız bundan sonra da, -dünden bile daha çok- insan haklarının temeli olan örgütlenme hakkına, inancına ve kimliğine sahip çıkacaktır...
AYSEL DOÐAN
Malatya E Tipi Cezaevi