Sürecin devam edeceği varsayımından hareketle, kendimizle yüzleşmek, ne olduğumuzu bilmek, ne istediğimizi bilmek, hedefe yürürken istemleri ortaklaştırmak ve bütüne yayabilmek, demokratik bir gelenek oluştururken, azınlıkların da mutlu olacağı yeni bir toplum yaratmak zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Hem özgürlükler için mücadele etmek hem de yeni bir toplum yaratmak büyük zorlukları da beraberinde getirir. Her zor olan içinde kolaylaştırıcı faktörleri de beraberinde taşır anlayışı ile hareket etmek zorlukları kolaylaştırır, zıttına dönüştürür.
Kürtler’in yeni toplum yaratmadaki en büyük zorluğu, yüzyıllara yayılmış fiziki ve psikolojik şiddet ile dayatılmış inkarın içselleştirilmesidir. İçselleştirilmiş inkar, farklı biçimlerde davranışa yansır. Yeni toplum inşasındaki en büyük engellerden biridir. Hatta en büyüğüdür.
Denebilir ki, Kürt toplumu inkar dönemını geride bıraktı, artık inkar bitti. Kürtlerin varlığı artık kabul görüyor. Bu bir politik-diplomatik söylem olabilir, ancak toplumsal karşılığı hünüz yoktur. Çünkü içselleştirilmiş inkarın farklı versiyonları, toplumsal birliğimizin önündeki en büyük engeldir. Mücadeleyi zorlaştıran, bedellerin ağır olmasına neden olan bir faktördür.
İçselleştirdiğimiz inkarı kategorilere ayırırsak çok farklı ve geniş bir yelpazede seyrettiğini görürüz. Örnekleri de oldukça çarpıcı. En kabasından başlayıp en subtil versiyonuna (ince biçimler) kadar örneklersek aşağıdaki tabloya eklenecek çok örnekler bulunabilinir.
* Artık az da olsa hala varlığını koruyan inkarın içselleştirilmiş haline en tipik örneklerden biri; “Türk Kürt kardeşiz, ayrım yapmaya gerek yok”. Bir Türk’ün bu söyleminde çok garipsenecek bir şey yok, ancak bir Kürdün bunu söylemesi, kardeşlik(!) vurgusunu öne çıkarmak, aslında Kürtlüğünü inkar etmesidir. Üstelik kendini inkar etmenin dışında kendi kendini aşağılamanın da tipik bir örneğidir.
* “El hamdullah hepimiz Müslümanız, Kürt Türk farketmez, ayrımız gayrımız yok”. Bu da Müslümanlık vurgusunu öne çıkararak Kürtlüğü inkar etmenin başka bir versiyonu. İnkarın bu versiyonunu küçümsememek lazım. Bugün Kürdistan’da AKP’ye verilen oyların büyük çoğunluğu bu anlayışı benimseyenlerdir. Bundan farklı gerekçeleri bile olanlar, bu anlayışa sığınarak ve bunu savunarak kendilerini haklı çıkarmayaa çalışıyorlar. Çünkü sosyal kabul gören bir savunma mekanizması. Bunun sosyal kabul gören bir savunma biçimi olması bile çok düşündürücü. Aynı Müslüman, Kürtlere b.k yedirince Müslümanlığını sorgulamayan, ya da Kürtlere kimyasal silah kullanıp kitlesek katliam yapanların Müslümanlığını sorgulamayan, Gerilla cesetlerini parçalayanların Müslümanlığını sorgulamayan bir anlayışın sosyal kabul görmesi, içselleştirilmiş inkarın en onur kırıcı biçimidir.
* “Ben Aleviyim” diyen Kürdistanlı Aleviler, Kürt Aleviler... Bu oldukça hassas ve farklı nedenleri olan farklı bir içselleştirme. Kısaca söylenirse Alevilik kimliğini Kürt kimliğinin önüne çıkarmak aslında yalnış değil. En çok aşağılanan, en çok ezilen yani Alevi inancı ise onu öncelikle savunmak sağlıklı bir mekanizmadır. Kürt kimliğinin yanında Alevi kimliğini savunmak ona öncellik vermek doğru olandır. Ancak Alevi kimliğini kabul edip, Kürt kimliğini yok saymak içeslleştirilmiş inkarın Alevi versiyonudur. Bu da küçümsenmeyecek bir içselleştirme biçimidir. Çünkü bugün artık tarihin çöp sepetine atılması gereken Kemalist parti CHP’yi hala ayakta tutan, ona can veren büyük bir çoğunluktur. TC’nin Kürt Aleviler ile ilgili her zaman derin projeleri vardır. Örneğin CHP’deki kaset operasyonu, derin devletin Kürt Aleviler yönelik bir projesiydi. Bugün CHP’ye destek veren Kürt Alevilerde ki, Kürtlük inkarının içselleştirilmiş biçimdir onları CHP’ye iten. Yalnızca inkarın onur kırıcı içselleştirilmiş biçimi değil, ayni zamanda otodestruktif bir davranış biçimidir. Her otodestruktif davranış (kendine zarar vermek) ölümcül olma riskini de için de taşır…
Ölümcül bir hastalıktır demek çok abartı olmaz.
Haftaya diğer versiyonlarına devam.
İnkarın inkarı -II- ‘Kardeşlik, Müslümanlık, Alevilik’
Bir önceki yazımda “inkarın inkarı ile yüzleşmek” konusunun ilk bölümünü yazmıştım. Yeni sürecin Mottosu bu olmalı, Kürt toplumunun bir bütün olarak yeniden inşasında atılacak her adımda, yüzleşmemiz gereken önemli bir olgu. Sürecin nereye evrileceği henüz belli değil. Süreç istenildiği ve düşünüldüğü gibi gider mi? Henüz büyük bir soru işareti. Ancak bir şey açık ve kesin. Silahsız, demokratik siyaset genel olarak Kürtler’in büyük bir kısmı tarafından kabul gördü, amalar ve soru işaretlerine rağmen destekleniyor. Süreci sabote eden, gereklerini yerine getirmeyen taraf, tarih ve toplum önünde sorumludur. Kürt toplumu silahlı da, silahsız da mücadeleye hazır olduğunun mesajını açık verdi.