İçinden geçtiğimiz dönemin en yakıcı sorunu Kürtler arası, birlik, dayanışma, ulusal kongre, ulusal birlik, ulusal ordu’nun oluşturulmasıdır. Bu tartışmaların en yoğun olduğu ve varlık-yokluk savaşının olmazsa olmazı birliktir. Birlik çalışmalarının önündeki en büyük engellerden birisi psikolojik bariyerlerdir. Tabii ki farklı birçok faktörlerin varlığı tartışmasız ancak beni ilgilendiren ve benim uzmalık alanım olan psikoloji-psikyatri’dir.

Psikolojik bariyerler ile ilgili üçüncü yazı olan bu yazıda iki temel fenomeni iç içe ele alınacağım. Birincisi daha önceki yazı da belirtiğim gibi ‘inkarın inkarını’ içselleştirme. (Kısaltma amaçlı olarak yazının içinde ‘İçselleştirilmiş inkarın inkarı III’ olarak yazacağım) İkincisi coğrayamıza çizilen sınırların, düşünce ve duygularımıza da yansıması. İkincisi aslında birincinin devamı ve ona eklemlenmiş bir çeşitleme. Ancak davranışlarımıza ve düşüncelerimize açıkça yansıyan bazı sınırlar ve günlük örnekleri o kadar belirgin ki, ayrı bir fenomen olarak değerlendirme zorunluluğu çıkıyor. Buna inkarın inkarının sub versiyonu da diyebilirsiniz.
Bu ve geçen yazılarımda üç (içselleştirilmiş inkarın inkarına) örnekler vereceğimi yazmıştım. Aslında sadece kendi yaşadıklarımdan vereceğim örnekler ile bir kitap yazılır. Ancak çok bireysel deneyimlerdir eleştirisini önlemek için, daha genel olanları örnek alıp incelemek belki de daha anlaşılır olmasını sağlar. En azından önyargı ile okunmasına engel olabilir.
Son zamanlarda sosyal paylaşım sitelerinde, ya da PKK ve KDP muhalifi sitelerde yazılanları okuyunca var olan iletişim biçimi, eleştiri yöntemleri o kadar çok arzu edilen ‘birliğe’ zarar veren bir biçimde yürütülüyor. Ki eğer niyet kötü değil ise ve kasıt yok ise sadece içselleştirilmiş inkarın inkarına en iyi örneklerdir…
Tam bu konuda yazmaya karar vermişken, geçen hafta bu gazetede Ferda Çetin “Kim Kırklar Dağındaki talana dur diyecek” başlıklı bir yazı yazdı. Şimdi bu yazının içeriği ve yazı sonrası eleştiri anlamında yazılanları incelediğimiz zaman birçok örnek bulunur. Konuyu bilmeyenler için kısa bir açıklama yapayaım. Kırklar Dağı, Amed’in farklı dinler açısından bir tarihi, mitolojisi olan kutsal bir mekan. Orada yapılan betonlaşmaya kollektif itirazı Ferda Çetin yazısında dile getirdi. Sorunun özü bu betonlaşmaya izin veren, Kürt halkının binbir emek vererek yarattığı kurumlar, Amed Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Sur İçi Belediye Başkanlığı. Şimdi inkarın inkarı ve içselleştirme nasıl işliyor bu konu çerçevesinde örneklerini verelim.
Birincisi: Bir ulus inkar edilirse, öncellikle dili, kültürü, sanatı, tarihi on ait olan her şey inkar edilir. Ve yok edilir. Tarihimiz bu örnekler ile doludur. Eğer bu yoketme ve inkar Kürtler tarafından içselleştirilmiş ise sahip olduğunuz statü ne olursa olsun, davranışta kendini açığa verir. O zaman tarihi mekanınız da önemini yitirir. Kırklar Dağında ki betonlaşmaya izin vermek, Kırklar Dağının Kürt kültür ve tarihinin bir parçası olduğu önemini küçümsemektir. Daha ileri bir tanımlama ile söylersek, Kırklar Dağının önemini inkar etmektir, tabi ki bir kasıt yok ise.
İkincisi: Kasıt var ise ve niyet kötü ise bunu yargılayacak olanlar, bu kurumların kendi iç mekanizmalarıdır. Benim ya da başka bireylerin haddi değildir. Birey eleştirisini yapar, kurumlar yargılar. Eğer ki o kurumların yargılamasını ciddiye almıyorsanız, bu da inkarın inkarına en iyi örnektir. Halkın büyük çabalar ve emekler ile oluşturduğu kurumları inkar etmektir.
Üçüncüsü: Büyük işler yapanlar, büyük hatalar da yaparlar genel doğrusunu, konu Kürtler olunca, işletmemek... Bunu Kürtler yaparsa, inkarın inkarına iyi bir örnektir. Bu anlayışın Kürt toplumsal muhalefetine verdiği zararı yazılar ile anlatmak mümkün değil. Ferda’nın yazısından sonra, ona yapılan eleştiriler, yazının içeriğini bile aştı. Önemini azaltı. Bir eleştiriyi fırsat bilip, var olan yapıları toptan kötü ilan edip, yokedilmesi için uğraş vermek, inkarın inkarıdır. Aslında yokedilmek istenen, inkar edilendir. İnkar edilmek istenen de Kürt toplumsal muhalefetidir. Kürtlerdir. Düşmanın da yok etmek istediğidir…
Farkında olmadan, ne kadar da çok düşmanın değirmenine su taşıyoruz. Üstelik bu tavır kendi içimizdeki eleştiri mekanizmasını yok eden bir tavırdır. Yeniden inşa edilen bir toplum için bundan daha büyük kötülük olabilir mi?..
Tek çözüm inkarın inkarını bilince çıkarmak. Bilinçlice reddetmek ve bunun mücadelesini vermek.
Örneklere devam edeceğim…