İnsan nerede ve hangi ulustan doğacağını seçemiyor. Dilini, ten ve göz rengini, dinini, boyunun uzun ya da kısalığını ve ayakkabı numaranı seçemiyorsun. Bütün bunların üst üste konmasından, 5 nesil kadar sülalenden, babanın ya da dedenin kazandıklarından eğer çoksa çok muhtemel çaldıklarından ve bütün saydıklarımın hepsinden ve mutlaka tesadüflerden oluşan bir kaderin var.
Mesela 1918'de Almaya'da bir mahallede 17 numaralı evde doğmuşsan Alman, 19 numaralı evde doğmuşsan bir Yahudi olabilirsin. Birinde kendini üstün ırk sayıp dünyanın en kanlı cinayetlerinin küçük ortağı, gücü elinde tuttuğunu sanan salak bir faşist, bir toplama kampı gardiyanı, rütbesi ile sınırlı führer, yetkisi ile sınırsız bir katil olabilirsin ya da bitişik evde doğan, sırf o ailenin çocuğu olduğun, Yahudi olduğun, orası nazi Almanya'sı olduğundan ya da Ferguson'da siyah, 1978'de Guatemala'da bir Maya, kendi toprağında bir Filistin'li ya da Kürt, kıyımların birinde Alevi olduğun komşunun kurduğu gaz odalarına doldurulan, onun yukarı kalkmış elinde simgelenmiş yine çok salak bir selamlananın, -her zaman salak olmuş bir futbolcunun- führerin, führer olmak istiyenin, hayatında hiç kız arkadaşı olmayanın ki en çok bu laf koyuyor onlara, bu yalnızlığının. zavallılığının kurbanı olabilirsin.
Arada sadece 2 kapı numarası, bazen 5-10 kilometre, 3 sınır görevlisi, içine dönük örgülü dikenlii teller, bir kırmızı, 3-5 yeşil ve birçok umuma mahsus pasaport, döşenmiş mayınlar ve mutlaka uçurumlar dolusu uydurma, uyduruk ve tabii ki salak tarih kitapları olabilir. Bütün bunlar sadece nerede doğduğuna bağlıdır.
Bu büyük salaklığı bir bok zanneden kötü efendinin peşinden koşan fikr-i minyonlardan, ne yazık komik de olmayan ve çizgi olamayacak kadar çirkin olabilirsin ya da nerede doğduğuna aldırmadan insan olabilirsin. İnsan olmak bir seçimdir çünkü hangi kapı numarasında doğduğuna bakmaz ve ancak salaklar bunu anlamaz.
Bütün bu yaptıklarınızdan sonra 17 numaralı evde doğan ben hayatımda hiç bu kadar kendimi Kürt hissetmemiştim...