Almanya Gündemi


Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere haftasonu bir gazeteye verdiği demeçte, Türkiye'de ihlal edilen insan hakları konusunda, Almanya'nın genel politikasını çok net şekilde özetleyen bir açıklama yaptı. 

Türkiye'nin mülteci politikasının eleştirilmesi değil, takdir edilmesi gerektiğini önemle belirten, de Maiziere, Kürtlere ve muhalif basına yapılan baskıların sıkça gündeme geldiği Alman basınındaki eleştirilere karşılık, ise "Biz, bütün dünyadaki insan hakları konusunda hakemlik yapmamalıyız" yorumuyla, mülteci krizinin tartışılacağı zirvede hangi konuya odaklanacaklarını ve taviz vermeyeceklerini de özetlemiş oldu. 

İçişleri Bakanı'nın açıklaması sürpriz bir açıklama değil. Sık sık gerek Merkel- ki Merkel Avrupa'da Türkiye ile anlaşma konusunda rotayı belirleyen bir lider olarak, kirli pazarlıklar dışında, bugüne kadar insan hakları konusuna değinen kayda değer bir açıklama yapmadı-, gerekse AB yöneticileri tarafından benzer açıklamalar zaten yapılıyor. (Hatırlarsanız AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker aylar önce, mülteci krizine yönelik acil bir çözümü savunarak: "Şimdi Türkiye devletinin insan hakları ihlallerini konuşacak zaman değil" açıklamasında bulunmuştu. 

Nitekim; Avrupa Birliği'nin 28 üyesi ile birlikte Brüksel'de yapılan Türkiye - AB Zirvesi görüşmelerinde de Türkiye'de insan hakları ihlali konusuna mümkün olduğunca mesafeli duruldu. Devam edecek görüşmelerde de görünüşe göre mesafe korunacak. Kürdistan'da yürütülen savaş her geçen gün daha da korkunç boyutlara varıyor. Brüksel'de görüşmenin yapıldığı zaman aralığında bile basına, katliamın boyutlarını çok net bir şekilde ortaya koyan görüntüler servis ediliyordu. Erdoğan'ın aleni bir şekilde yansıttığı terörle mücadele yalanını, hali hazırda olduğu gibi kabul eden Avrupa, devam eden kanlı politikaların da aynı zamanda sorumluluğunu taşıyor. 

Zira Merkel'in sunduğu ve "kilit ülke Türkiye" odaklı mülteci krizi çözümüne getirilen cılız eleştiriler bu sorumluluktaki payı yülseltiyor. Kaldı ki; Merkel'in gözardı etmeyi tercih ettiği insan hakları ihlalleri ve her defasında Türkiye'nin ‘terörle mücadele etme hakkı’ olduğu yönündeki beyanları da Avrupa'dan eleştiri değil, destek görüyor. 

Erdoğan'ın egosunu şişiren bu yaklaşım, Kürtlerin kanının her geçen gün daha fazla dökülmesine, muhalifler (basın, kurumlar, kişiler) üzerinde katı baskılarıların her geçen gün artırılmasına kapı aralıyor. Şimdi Türkiye, çıkar ilişkileri bağları ile bir arada duran Avrupa'ya kendini dahil etmek amacıyla sürpriz manevralar peşinde. 

Türkiye devleti mülteci pazarlığı ile birliğin kapılarını zorlasa da, Kürtler başta olmak üzere, demokrasi güçlerine yaptığı saldırılar ile bir o kadar uzaklaşıyor. Gerçi Türkiye'ye tanınan toleransın ardından, artık birliğin temelini oluşturan insan hakları, demokrasi gibi ilkelerin Avrupa için hangi zamanda ne kadar anlam ifade ettiği de gözler önünde. Türkiye'ye altın tepside sunulan imkanlar bağlamında, Alman İçişleri Bakanı'nın açıklamasını şaşıtıcı değil, AB'nin esas aldığı Türkiye politikasını açıklayıcı bir metin olarak okumak gerekiyor.