Almanya Gündemi


Gezi ile başlayan protesto gösterilerine karşı uygulanan devlet şiddeti birçok hükümet ve uluslararası kuruluş tarafından sert sözlerle kınandı. Almanya’da da hükümet düzeyince bu süre içinde çok sayıda açıklama yapıldı, hatta konu Federal Meclis’e de taşındı. Bizzat Almanya Başbakanı Angela Merkel Haziran ayı boyu birçok kez konu hakkında konuştu, Türk hükümetine göstericilerle diyalog çağrısını yaptı. Geçen haftanın başında ise RTL televizyonuna şöyle konuştu: “Korkunç görüntüler vardı. Bu görüntülerden, benim açımdan fazla sert bir tutumun sergilendiğini görmek mümkündü. Mevcut durumda Türkiye’de olup bitenler benim açımdan gösteri ve ifade özgürlüğü anlayışımıza uymamaktadır. En azından ben dehşete düştüm.”
Dünyanın dört bir yanından tepki yağarken Türk hükümetinin deyimi yerindeyse mahalle kabadayısı bir üslupla polemiğe girdiği isim, Almanya Başbakanı oldu. Hatta polemiğin de ötesinde Türkiye’nin şaka gibi AB Bakanı Egemen Bağış, kendince tehditler savurdu: “(…) Sarkozy’nin başına ne geldiğini Sayın Merkel de eğer bir kez daha gözden geçirirse Türkiye ile uğraşanların sonunun pek hayırlı olmadığını kendisi görür. Kendisine bir de dostça bir tavsiyem var. Eminim Türkiye’de faaliyet gösteren 4 bin Alman firmasının da aynı hassasiyeti vardır. Almanya’da yaşayan ve çoğunluğu seçmen olan 3 buçuk milyon kardeşimizin de aynı hassasiyeti vardır. Türkiye iç siyasete malzeme yapılacak bir ülke değildir.”
Neyine güveniyorsa artık karşı mahallenin içine dalıp dil çıkaran, sonra da tırsıp kaçan ‘Bakan’, “Merkel’i tehdit etmedim. Tüm koşulları yerine getirdiğimiz halde yeni faslın açılmasının Almanya tarafından bloke edilmesine üzüldüm” dedi. İki ülke arasında diplomatik kriz çıkaranın mazaretine bak sen! Ki onun Kasımpaşalı taklidinden sonra Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi İçişleri Bakanlığı‘na çağrıldı, Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle Doha’da Türk meslektaşı Davutoğlu ile görüştü. Normal koşullar altında böyle durumlarda ‘zararın neresinden dönsem kardır’ denir. Bizimkilerse kendilerince ‘misilleme hakkını’ kullanıp Almanya’nın Ankara Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp ‘Almanya’nın son dönemdeki Türkiye’ye yönelik üslubundan duyulan rahatsızlığı‘ iletti! Şaka gibi.
Bu tablodan sonra, dün Lüksemburg’ta yapılan AB dışişleri bakanları toplantısında Almanya’nın Türkiye ile yeni faslın açılmasına karşı çıkacağı yorumları yapılmaya başladı. Ankara’ya, yeni faslın resmi olarak bugün açılacağı vaadinde bulunulmuştu. Ancak göstericilere karşı uygulanan devlet şiddeti ve hükümetin bu konudaki yaklaşımından sonra başta Almanya, yanı sıra da Avusturya ve Hollanda itiraz etti.
Dünkü AB toplantısında onaylanan uzlaşı ise Almanya tarafından sunuldu: Müzakereler devam edecek, ancak yeni fasıl resmi olarak Ekim’de ilerleme raporu sunulduktan sonra yapılacak toplantı ile birlikte açılacak. Westerwelle’nin önceki akşam yoğun bir telefon trafiğinden sonra tarafları ikna ettiği çözüm böyle. Almanya’nın bu konudaki yaklaşımını ise şu sözlerle dile getirdi: “Bir yandan, müzakerelerin havası boşaltılmış bir odada gerçekleşiyormuş ve son günler hiç yaşanmamış gibi davranamayız. Ama diğer yandan stratejik uzun vadeli çıkarlarımızın korunması gerektiğini de görmeliyiz.”
Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan Almanya hükümetinin son günlerde Ankara’nın laubaliliğine soğukkanlı yaklaşıp, müzakere önündeki blokajı kaldırmasının sebebi, Westerwelle’nin bu sözlerinde gizlidir. Merkel’in sözünü ettiği ‘gösteri ve ifade özgürlüğü’ bu anlamda hikaye. Zira Almanya her zaman uzun vadeli yaklaşır. Hele ki söz konusu olan Türkiye ise. Kaiserreich döneminden beri bu böyledir.
Westerwelle’nin bahsettiği “stratejik uzun vadeli çıkarlar”, Türkiye’nin jeostratejik konumu ile bağlantılı olarak Berlin’in politik etki sahasını genişletme amaçlıdır. Bununla beraber ekonomik çıkarların hiç de azımsanmayacak düzeyde olduğunu birkaç rakam ile göstermek mümkündür:
- Alman şirketlerin Türkiye’ye ihracatı 2001-2011 arasında 4 kat büyüdü. 2011’de Almanya’dan 20.1 milyar Euro değerinde mal ihraç edildi.
- 2011’de Türkiye’den Almanya’ya 11.7 milyar Euro değerinde mal satıldı. Böylece Almanya’nın Türkiye ile dış ticaret hesap bakiyesinde yaklaşık 8.4 milyar Euroluk bir artış sağlandı. Türkiye’de temsil edilen Alman şirket sayısı 5 binin üstündedir.
- Almanya’dan Türkiye’ye ihracatın 4’te 1’ini motorlu taşıt ve parçaları oluşturuyor. Dolayısıyla Türkiye, Alman otomotif sektörü için vazgeçilmez bir pazarı oluşturuyor. Sadece 2011 yılında bu alanda 5 milyar Euro kazanıldı.
* * *
Bir buçuk yılı aşkın bir süreden beri bu köşede her hafta Almanya’daki gelişmeleri elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Bunu yaparken tarihsel bilgiler ve somut veriler sunup konuları daha ilgi çekici kılmayı esas aldım. Üretken olabilmek için beslenmek, yenilenmek önemli. Ancak gelinen aşamada zaman zaman tekrara düştüğüm hissi giderek yoğunluk kazanıyor. O nedenle bu köşeyi farklı bir açıdan Almanya’daki gelişmeleri değerlendirecek yeni ve genç bir kaleme devrediyorum. Gazetemizin yeni yayın döneminden itibaren Almanya Gündemi’ni yazacak olan arkadaşıma şimdiden başarılar diliyorum.