Şimdi dünyanın en zengin hükümet ve devlet başkanları sıralamasında 13.lüğe yükselecek kadar becerikli(!).
Çocuklarının gemi filoları, Amerika’da çiftlikleri, bankalarda büyük hesapları var.
Çalıntı paralar kabak gibi ortada.
Adam pişkin mi pişkin: "Diktatörü devirin bakalım” diye de efeleniyor.
Ona, "Hitler ve Mussoloni de seçimle iktidara gelmişti” diyen ses cılız.
Danışmanları ve çalışma arkadaşları, "ne olmuş yani, herkes çalıyor” demeye getirerek, hırsızlığı ve ahlaksızlığı meşrulaştırmak istiyor.
Sırtını dayadığı bilinçsiz ve örgütsüz toplumun yine kendisini tercih edeceğinden emin.
CHP ve MHP’nin de toplum karşıtı, iktidar hastası güçler olarak gerçek muhalefet olmadığını biliyor.
Kendisine savaş açan Fethullah Gülen mafyasının, kendisinden bin kat daha kirli olduğuna güveniyor.
Toplumun zamanla alışarak unutacağını tecrübesiyle biliyor.
Şimdilerde politikacıların akıl danıştıkları, görev süresince hukuksuzluğu, hırsızlığı normalleştiren ve kontrgerillayı resmileştiren Demirel’in, sonradan "ülkenin sağduyusu” sayıldığını görmüş.
Yaşamı, zihniyeti, eşinin ve çocuklarının hırsızlıkları ve görgüsüzlükleri ile Türkiye toplumunda en büyük tahribatı yaratan Turgut Özal’ın sonradan "özgürlükçü” ilan edildiğine tanıklık etmiş.
Malesef, ne yazık ve ne ayıp ki özgür ve bilinçli yurttaşların azlığına güveniyor.
Bir kanser gibi Türkiye toplumuna yayılan kayıtsız itaatin, sadece kötülüklere boyun eğmekten ibaret olmadığını; aynı zamanda egemenlerin suçlarını örtmeye yaradığını da biliyor.
İktidarı, insanların kendi ihtiyaçları ile, kendi sorunları ile, kendi acılarıyla ilişkisini kopartmak yolunda ustaca kullanmayı iyi beceriyor.
En zavallı en güçsüz ve en çaresiz bir süreç yaşayan toplum, kendisine dair olanı bastırınca bu boşluğu nefret ve saldırganlıkla dolduruyor.
Tepkilerini kendisine kötülük yapanlara, hırsızlara, soygunculara, din istismarcılarına değil, sistemin başka kurbanlarına yöneltiyor.
Çünkü tebaa, kulluk ve itaat kültürü, biriken öfkenin asıl onu üretenlere yönelmesine engel oluyor.
Kadına yönelik şiddetin giderek tırmanmasının nedeni de bu kültürdür.
Urla’da, Giresun’da, Aksaray’da HDP’lilere saldıran, insanlıkla alakası kalmayan azgın sürünün sebebi de Erdoğan ve Gülen’in temsilini yaptıkları bu ideolojidir.
Yaşam iddiası, paylaşacak ütopyaları, insani amaçları kalmayınca toplum da bitiyor.
Geriye düşünmeyi unutan, sorgulamayı bilmeyen, şuursuz bir saldırgan güruh kalıyor.
Kostas Mourselas’ın "Kızıla Boyalı Saçlar" kitabında, roman kahramanı Luis’e söylettiği etkileyici bir söz vardı: "İnsan hassas ve güzel bir icattı, bozdunuz."
Seçimlere giderken HDP’nin önemi ve değeri bu nedenle bin kat daha artıyor.
Onlar insanı kul, toplumu sürü gibi gören ve istedikleri gibi güden bir zihniyetin sahipleri.
Bu kötülüğe karşı özgür yurttaşlar, bilinçli bir toplum yaratmak da bir insanlık görevi olarak sahiplerini bekliyor.
Yani HDP kendi saldırganlarını da terbiye ederek eğitmek ve dönüştürmek zorunda.
Bu görev HDP’nin…
İnsan hassas ve güzel bir icattı bozdunuz
Adamın çaldığı aşikar. İktidara geldiğinde malvarlığı orta halli bir devlet memurununki düzeyindeydi.