"Bizim bir ev vardı ya o da artık yok yine evsiz kaldık. 1990’da nasıl evimiz yandıysa evsiz kaldıysak yine evsiz kaldık".
Bu twitter mesajı 16 Ocak günü, Sur’da yaşayan Fatma Ateş’in aile fertlerinden biri tarafından yazıldı.
Bir cümlelik mesaj dünya kadar bilgi içeriyor.
Fatma Ateş ve Ailesi’nin evi kendiliğinden yanmadı. Kendi halkına karşı ihaneti ve koruculuğu kabul etmediği için yakılan 4 bin köyden birinin mensubu olduklarını, "1990’da evimiz yandı" sözlerinden anlıyoruz.
Fatma Ateş’in köydeki evleri, devlet güçlerince yakılınca Amed’e göç ederek Sur’a yerleşmişler.
Türk devleti, itaat ettirerek iradesini teslim almak istediği Kürt halkına savaş açınca, Fatma Ateş ve ailesi tereddüt etmeden safını belirlemiş.
Fatma Ateş, Sur’u tanklarla, zırhlı birliklerle kuşatan ve DAİŞ-JİTEM melezi katil sürülerine komuta eden kişiyi de tanıyormuş.
Bir katil olduğu şüphe götürmeyen ve 1990’larda Kürt köylerini yakıp yıkan, topluca sivilleri gözaltına alıp katleden Musa Çitil’miş.
Kürdistan’daki katliam ve yıkımları Tuğgenerallik rütbesi ile ödüllendirilen bu katil, Sur’da bir kez daha Fatma Ateş’in karşısına çıkmış.
16 Ocak günü Türk ordusuna ait tankların bombardımanı sonucu, Ateş ailesinin evleri bir kez daha yıkılmış.
Ama Fatma Ateş ve ailesi yıkık evlerini ve Sur’u terk etmemişler.
Türk devletinin Kürdistan’ı insansızlaştırma, göçertme ve Kürtleri teslim alma politikasını bildiklerinden, 80 gün boyunca tanklara, toplara karşı direnmişler.
19 Şubat günü, DİHA muhabiri Mazlum Dolan, bir grup siville sığındığı bodrum katından, HDP Grup Başkanvekili Çağlar Demirel’i telefonla arıyor. Top atışı sonucu Fatma Ateş’in ağır yaralandığını, kan kaybettiğini, acilen ambulans ihtiyacı olduğunu belirtiyor.
Devlet güçleri ambulansın gitmesine izin vermiyor ve Fatma Ateş kan kaybından yaşamını yitiriyor.
Eşi ve çocukları, Fatma Ateş’in bir battaniyeye sarılı cenazesini dışarıya çıkardıktan sonra gözaltına alınarak tutuklanıyorlar.
Fatma Ateş defnedilirken, abisi Abdulhalim Tanrıkulu’nun veda konuşmasından onu daha iyi tanıyoruz; "Kardeşim, mücadeleye bir militan gibi emek verdi. Adeta, Sur'da direnenlerin hepsinin annesiydi. Direnişi büyük bir duyguyla sahiplendi. Kardeşim canını vererek bana ve ailesine büyük bir şeref verdi. Onunla gurur duyuyoruz. Hiç merak etmeyin, vallahi özgürlük yakındır, bunu herkes bilsin. Çok büyük kahramanlıklar yaşandı bu topraklarda, yaşanacaktır da.
Toprağımız, yoldaşlarımız sağ olsun. Gittiğim her yerde onun ismi vardı. Bu yüzden gurur duyuyoruz. Uğurlar olsun kardeşim, binlerce kez uğurlar olsun seni hiç mi hiç unutmayacağız."
Demek ki bugün Kürdistan’da gençlerin, kadınların ve yurtseverlerin siperlerde, barikatlarda, zindanlarda uğruna mücadele ettikleri özgürlük; lüks yaşama, mülk edinme, ev-iş-araba-para sahibi olma, biriktirme, tüketme, aç kalmama, barınma ve geçinip gitme özgürlüğü değil; itaat etmeme, boyun eğmeme, yaratma, itiraz etme, reddetme, kurma ve göze alabilme özgürlüğüdür.
Fatma Ateş, Kürdistan’da gelişen yurtseverliğin ve özgür kadın kişiliğinin güçlü bir temsilcisi olarak bu gerçeği Kürt aydınlarına, Kürt siyasetçilerine, Kürt doktorlarına, Kürt avukatlarına, Kürt mühendislerine, Kürt işverenlerine, Kürt orta sınıf mensuplarına öğreterek ve göstererek ayrıldı bu dünyadan.
Tabi özgürlük merakı ve özgürlük arzusu olana ve öğrenmek isteyene…