Kısa bir süre önce bir muhabir arkadaşım ile birlikte Kerkük’te gezerken taksiye bindik. Hava her zamanki gibi güneşliydi. Gazetecilik alışkanlığıyla olsa gerek, taksiciyle sohbetimiz de, sorduğum “Kerkük’te çok sık patlama oluyor mu?” sorusuyla başladı. Aslında patlamaların olduğunu biliyordum. Hatta Kerkük'le ilgili o kadar çok patlama haberi duymuştum ki, şehirde gezerken her an bir patlama olabilir diye aslında biraz da tedirgindim. Bunun etkisiyle de olsa gerek aklıma ilk gelen soru patlamalarla ilgili oldu.
Şoför de her zamanki taksici alışkanlığıyla kendisinden emin ve "Bir fırsat doğdu, konuşayım konuşabildiğim kadar" der gibi başladı konuşmaya. “Yok. Kerkük valla rahat.” Taksicinin cevabı beni biraz şaşırttı, biraz da rahatlatı doğrusu. Neredeyse duyduklarımdan kuşkulanacaktım ki, Allah’tan cümlenin devam geldi: “Bu üç haftadır hiç patlama olmadı. Ama Bağdat’ta geçen gün oldu. Sanırım bu sefer sıra Kerkük’te” dedi.
Artık soru sormama hiç gerek kalmadan, taksici anlatmaya devam etti. Arada sırada yüzüme bakıp, sözlerini bana onaylatıyor, ardından korku filminden çıkmış gibi konuşmaya devam ediyordu. Hangi sokağa girsek, isimler ve rakamlar değişse de cümle hep aynı: “Filan tarihte burada bir patlama oldu. Aha, işte tam bu dükkanın önünde. Şu kadar insan öldü” diyor. Ama o kadar rahat anlatıyor ki, sanki orada ölen insan değil de başka bir şeymiş gibi söylüyor. Üstelik ölenlerin hiçbirinin ismi yok. Sadece rakamlar. Beş kişi, on kişi... Onlar da unutulmaya yüz tutmuş.
Taksici kadar sokak da rahat. Adeta kimse birkaç gün önce orada bir patlama olduğundan ve aynı sokakta yaşayan onlarca insanın öldüğünden haberdar değilmiş gibiler. Taksicinin “aha şurada oldu” dediği yerlerin, eski evler ve sokakların kirli halleri sayılmazsa, hiçbirinden iz dahi yok. Patlamadan hemen sonra izlerin hepsi kapatılmış, tahrip olan asfalt yenilenmiş, birkaç saat önce yaşanan olay hiç yaşanmamış gibi hayata devam edilmiş. Artık Irak’ta kimse “bir patlama olursa ne olur” diye kaygılı değil. Çünkü yollar ve binalar patlamaları, insanlar da ölümü ve öldürülmeyi kanıksamış.
Üstüne üstlük, kim kimi öldürüyor, dost kim, düşman kim belli değil. Şialar Sünnilere, Sünniler Şialara, Kürtler Araplara, Araplar Kürtlere düşman kesilmiş. Herkes tetikte birbirini kolluyor. Fırsat buldukça herkes birbirini vuruyor. Ezdiler, Asuriler, Süryaniler, Türkmenler gibi azınlıklar ise nereden ve kimden geleceği belli olmayan bir saldırıya karşı hep tetikte.
Bundan tam on bir yıl önce, "Irak’ı özgürleştirme" adı altında başlatılan savaş şimdi mezhepsel ve etnik bir savaşa dönüşmüş bir durumda. Sünniler El Kaide veya IŞİD adı altında Şiaları ve Kürtleri boğazlıyor; Şialar da hükümet ya da El Muhtarat adı altında Sünnileri. Kürtler ise bu mezhep çatışmasının dışında kaldıklarını iddia etseler de hala konumu belli olmayan Kerkük gibi petrol zengini bölgeler üzerinde hak sahibi olmak için bu savaşın bir parçası oluyorlar. Kısaca, ABD öncülüğünde başlatılan Irak savaşı, ABD ve müttefikleri çekilmesine rağmen hala devam ediyor. Üstelik halkların ve mezheplerin birbirine düşman kesildiği daha kötü ve içinden çıkılması daha zor bir şekilde. İşte bu yüzden Bağdat’ta, Enbar’da, Tikrit’te, Diyala’da, Kerkük’te, Selahaddin’de, Ninova’da, kısaca hemen hemen her yerde etnik ve mezhepsel çatışmalar dur durak bilmeden devam ediyor.
Tabii ki Saddam rejiminin işlediği cinayetler ve katliamlar unutulacak gibi değil. Fakat cinayetlerin ve katliamların şimdi işlenmediğini kim iddia edebilir ki? Irak genelinde düzenlenen saldırıların sonucunda sadece 2013 yılında 7 bin 818 kişi öldü. 2014 yılının ilk iki ayında ise 1716 kişi. Üstelik çoğu sivil. Artık öyle bir hale gelinmiş ki, insanların ölümü artık bir tek yansıdığı bilançolardaki rakamlarda anlam buluyor. Basın dahi patlamalarda bir veya on kişinin ölümünü günlük yaşamın bir rutiniymiş gibi görüyor. Irak’ta ölmek artık rutin bir haberin ve birkaç rakamın parçası olmanın dışında bir anlam ifade etmiyor. Çünkü Irak’ta basın ölümlere, insanlar da öldürülmeye alışmış. Ya da alıştırılmış.
Hal böyleyken, demokrasi getirme naralarıyla 2013’te Irak’ı işgal eden ABD ve müttefiklerinin Irak’a barış ve demokrasi getirdiğini hala kim iddia edebilir ki?
İnsanların öldürülmeye alıştırıldığı ülke; Irak
ABD ve İngiltere’nin önderliğinde oluşturulan Çokuluslu Koalisyon Kuvvetleri'nin 20 Mart 2003 günü Irak'a girmesiyle başlayan işgalin üzerinden tam on bir yıl geçti. Bu sürede BAAS rejimi yıkıldı ve Irak’ta yeni bir rejim oluşturuldu. Ülkeye sözde demokrasi getiren Çokuluslu Güç, arkasında kimi kaynaklara göre 461 bin, kimi kaynaklara göre bir milyon civarında ölü bırakarak Irak’tan çekildi. Milyonlarca insanın yerinden yurdundan olmasına ve uygarlığın ilk merkezlerinden birinin harap edilmesine neden olan bu savaşın insan yaşamı ve psikolojisi üzerinde ne kadar yıkıma neden olduğunaysa bu bilançoların hiçbirinde yer verilmedi. Peki ama, bir ülkenin ve insanların hayatları üzerinden silindir gibi geçen bu müdahale ülkede ne değiştirdi? Irak şimdi daha mı iyi? Bu durumu bir anıyla anlatmak sanırım daha kolay olacak: