19 Ekim 2017 tarihinde Suriye Demokratik Güçleri (QSD); DAİŞ’i, Reqa’da büyük bir bozguna uğrattılar. Aslında Reqa’dan DAİŞ’ten temizlenmesine sayılı günler kaldığı, öncesinden QSD komutanları tarafından açıklanmıştı. Ancak beklenen an 19 Ekim günü gerçekleşti ve o gün Reqa özgürleştirildi.

Reqa’nın özgürleştirilmesi başta kadınlar olmak üzere tüm Rojava Kürdistan’ı ve Kuzey Suriye’de halk tarafından büyük bir coşku ile karşılandı ve kutlamalar Reqa sokaklarında, meydanlarında günlerce sürdü.

Reqa’nın özgürleşmesi, sadece DAİŞ çetelerinin başkent olarak ilan ettikleri bir bir yerleşim merkezinden çıkarılması anlamına gelmedi. Bunun siyasi ve askeri anlamda ifade etikleri ile birlikte, aynı zamanda, tıpkı daha önce zaferle sonuçlanan Şengal ve Kobanê direnişlerinde olduğu gibi tüm insanlığın da büyük bir heyecan ve coşku ile karşıladıkları bir güne dönüştü. Çünkü DAİŞ sadece Kürdistan halkının, Ortadoğu halklarının değil, tüm dünya insanlığının başına bela edilmişti. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bir coğrafya da büyük katliamlar gerçekleştirmişti. Onun içindir ki, başta ABD ve Fransa olmak üzere  bir çok devletin resmi temsilcileri QSD’i elde ettikleri zaferi kutlayarak, destek mesajları verdiler.

Reqa’nın, DAİŞ’ten temizlenmesi tüm dünya insanlığı için büyük bir sevinç yaratmakla birlikte, DAİŞ’in yaşadığı bu yenilgiye üzülen, hatta bundan öteye giderek çılgına dönen güçlerde oldu. TC devleti de bunların başında yer aldı. Hemen aleyhte açıklamalar yapmaya başlayarak, içerisine girdikleri bu DAİŞ’i destekleyen tutumlarına uluslararası alanda destek aramaya başladılar. Destek bulamayınca da bu sefer ABD, Fransa vb. birçok devleti yeren, suçlayan açıklamalarda bulundular.

TC devletinin bu şekilde bir tutum içerisine girmesi de son derece doğaldı ve bundan başka bir tepki göstermeleri de mümkün değildi. O nedenle de sadece kendisinden beklenen bir yaklaşımın sahibi oldular. 

DAİŞ, TC devleti ile var olan ilişkileri sır değildir. Öyle ki, DAİŞ üzerine yaptığı yatırımlara dayanarak, onlardan büyük beklentiler içerisine girmişti. Onu sadece Suriye’de, Irak’ta ve Rojava Kürdistan’ında değil Türkiye’de ve Bakurê Kürdistan’da etkili bir şekilde özgürlük ve demokrasi güçlerine karşı kullandı. Onun eliyle Suruç ve Ankara katliamlarının da yer aldığı büyük saldırılar gerçekleştirdi. Hatta DAİŞ’in ABD ve Avrupa devletlerine karşı bir tehdit aracı olarak kullanılması da söz konusu oldu. Bu konu da başta ABD ve Rusya istihbaratları olmak üzere bir çok devletin elinde çokça delil de bulunmaktadır yine DAİŞ çetelerinin üzerlerinden ve barındıkları yerlerden elde edilen bir çok bilgi ve belge ile basın-yayın organına yansıyan haberler oldu.

TC devleti bu kadar çok güvendiği ve umutlar bağladığı bir taşeronunu, besleme bir çete örgütlenmesini kaybetmiştir. Onun içindir ki, çılgına dönmüştür. Hala da bu kontrol çıkmış halini korumaya da  devam etmektedir. 

Tabii TC devletini bu kadar çılgına çevrine başka nedenlerde vardır. O da, QSD Savaşçılarının Reqa meydanlarını, Önder Apo’nun dev posterleri ile donatmaları, “Bıji Serok Apo” sloganlarını haykırmalarıdır. Orada asıl kazananın Önder Apo’da somut ifadesini bulan Özgürlük Çizgisinin kazanmış olması ve kaybedenin de Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü olduğu gerçekliğidir.

Elbete Reqa’da QSD’nin elde ettiği başarı/zafer sadece kendilerinin mücadelesi sonucunda elde edilmiş değildi. Savaşan ve büyük bedeller ödeyenler arasında Fransa’dan- İngiltere’ye, ABD’in den- Arjantin’e, Türkiye’ye vb. varıncaya kadar tüm dünya insanlığını temsil eden enternasyonal savaşçılar da vardı ve bu uğurda Reqa’nın Özgürleştirilmesi savaşında Enternasyonal Taburlarda yer alan onlarca savaşçı da canını verdi. Yine bir çok ülke, halk maddi ve manevi desteklerini sunmaktan geri kalmadılar. Bu yönüyle tüm dünya insanlığı Reqa’da QSD ile birlikte DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta elde edilen bu zaferde ve edinilen saygı ve onurunda sahibi haline geldiler.

Tabii, DAİŞ’in Reqa’dan temizlenmesi, DAİŞ’e ve diğer çete gruplarına karşı yürütülen savaşın son bulması anlamına gelmemektedir. TC devleti bundan sonra da DAİŞ kullanmaya devam edecek bu şekilde savaş hem Suriye ve Irak sınırları, hem de diğer coğrafyalarda daha farklı biçimler alarak devam edecektir. Ancak DAİŞ’e Reqa’da öldürücü bir darbenin vurulduğu da kesindir. QSD güçleri de, tüm dünya insanlığı da bu gerçekliği bilmektedir. O nedenle de DAİŞ’e son darbeyi vurmanın da kararlılığı içindedirler. Yine DAİŞ’in arkasında bulunan asıl gücün TC devleti olduğu, bunun içinde DAİŞ’e karşı mücadelenin aslında TC devletine karşı verilen bir mücadele olduğu gerçekliğinin bilincinde hareket etmektedirler. Reqa’da elde edilen zaferinde ancak bu şekilde tamamlanabileceğine inanmaktadırlar.

Ayrıca burada bilinmesi ve hiçbir şekilde akıllardan çıkarılmaması gereken bir gerçeklik vardır. O da orada asıl zaferi kazanan Önder Apo ve onun temsil ettiği özgürlük çizgisidir. Ve bu çizgiyi temsil eden Önder Apo’da, ne yazık ki, DAİŞ’in Reqa’da yaşadığı yenilgiden duydukları sevinci dile getiren başta ABD ve Avrupa devletleri tarafından tutsak edilerek teslim edildiği TC devletinin zindanlarında İmralı’da tutulmaktadır. Bu gerçeklikte DAİŞ’e ve onun arkasında  alan güçlere karşı asıl zaferinde Önder Apo’nun esaretine son verilerek Özgürleştirilmesi ile olanaklı bir hale gelebileceğini göstermektedir. O nedenledir ki, bu güçler hiçbir şekilde zamana bırakmadan sorumluları arasında yer aldıkları Önder Apo’nun esaretine ve onda temsilini bulan Özgürlük çizgisini somut ifadesi olan PKK’ye dair getirdikleri yasaklara son vermek için harekete geçebilme gücünü ve cesaretini gösterebilmelidirler.