İngiltere Gündemi


Tren raylarına takılmadıkları, okyanuslarda boğulmadıkları ve cesetleri kıyılara vurmadıkları sürece mültecilerin dramı ne medyaya ne de uluslararası siyasetin gündemine taşınıyor. Ancak bu hafta gündemden düşmedi mülteci ölümleri. Kıyıya vuran 3 yaşındaki Alan’ın cansız bedeni ile "insanlık kıyıya vurdu" tartışmaları başladı. 

Bodrum’dan Yunanistan’ın İstanköy (Kos) Adası’na geçmeye çalışan teknelerin batması sonucu hayatını kaybeden 12 Suriyelinin arasında iki Rojavalı Alan ve Galip Kurdî’de bulunuyordu. Bodrum’da hayatını kaybeden Kürt çocuklarının haberinin ardından İngiltere Başbakanı David Cameron’ın yaptığı açıklamaya göre İngiltere’nin daha fazla mülteci alınmasına kararı almış. Daha fazla derken ne kadar, belli değil. 

Milyonlarcası sınırlardaki kamplarda zor şartlar altında yaşarken, binlercesi ülkeler arası sınırları geçmeye çalışırken ölümle burun buruna gelirken İngiltere şu ana dek sadece 216 Suriyeli mülteciyi kabul etmiş topraklarına. Şimdi de çocukların cansız bedenleri kıyıya vurunca ahlakı bir tavır takınma ihtiyacı hissetmiş. 4 yıldır binlerin ölümüne sebep olunan bu savaş ortamında ahlaki davranmak için 3 yaşındaki bir çocuğun cansız  bedeninin kıyıya taşınmasını mı beklemek gerekiyordu? Kamuoyu, siyasetçilerden çok daha ahlaki davrandı.

İngiltere’nin Suriyeli mültecileri ülkeye kabul etmesi için bir imza kampanyası başlatıldı ve kampanyaya çok kısa bir süre içinde 200 binden kişi destek verdi. Cameron’ın da bu desteği sözde dikkate aldığı söyleniyor. Sözde diyorum çünkü mültecilere dair verilen sözlerin hiçbiri tutulmuyor. Dört yılda 216 Suriyeli mülteci alan İngiltere, Alan’ın fotoğrafıyla binlercesini kabul mu edecek sanıyorsunuz. Hepsi, vicdani davranan kesimin kızgınlıklarını dindirme çabası. 

Almanya göçmen kotasını artırarak diğer Avrupa ülkelerine örnek olmaya çalışıyor ancak özellikle İngiltere hiç oralı değil. Kimsenin kotasını artırmaya niyeti yok. 

Öte yandan Avrupalı siyasetçiler, Türkiye’nin mülteci ölümlerindeki sorumluluğunu görmezden geliyor. Türkiye’nin Rojavalı Kürt mültecilere kötü muamelesini de artık duymayan kalmadı. İngiliz medyası uzun bir süreden beri Rojavalı Kürtlere kulak veriyor. Suruç’taki 35 bin kapasiteli kampta sadece 7 bin kişi alınırken, statüsü olmayan Rojavalı Kürtlere Türkiye de mülteci statüsü vermediğinden bu insanlar Türkiye’yi legal yollardan terk edemiyorlar. Bu yüzden de Kurdî ailesi gibi illegal yollarla Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyorlar. 

Türkiye, BM'nin Mültecilerin Hukuki Statüsü'ne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi'ni imzalamıştı. Ancak sözleşmeye eklettiği özel bir hükümle sadece Avrupa'dan mülteci kabul ediyormuş. Kim Avrupa’dan gelip Türkiye’de mülteci talebinde bulunur ki? Mültecilik talebinde bulunan aileler, Ankara’da bürokratik tıkanıklıklarla bezdirilmeye çalışılıyor. Aylarca süren bekleyişlerin sonu hüsranla bitiyor. 

AB’nin doğru düzgün belirlenemeyen politikaları ve topu sürekli birbirlerine atmaları yüzünden sınırları geçmeye çalışan binlerce mülteci hayatını kaybetti. Kaybetmeye de devam edecek. Zira Kurdî ailesinin dramıyla siyasetçiler hareketlendiler gibi düşünülse de her bir AB ülkesinin bir kaç yüz mülteci daha kabul etmesiyle başka ailelerin dramı bitmeyecek. Mülteci krizi, Euro krizi kadar AB’nin dikkatini asla çekemeyecek.