Nerde kaldı insanlık? Nerde hani “yaradılanı yaradandan ötürü sevenler”? Nerde hani insan en yüce varlık idi?
Nerde hani, tanrıyı yaratan da insandı?
Nerde, nerde?
İranlı şair Hafız der ki: “İnsanlık bir insanın bedeni gibidir. Bedenin bir organı acı çekerse tüm beden acı içindedir.”
Nerde hani, en gelişmiş varlık idi insan?
Birilerimiz can çekişeceğiz, diğerimiz buradan siyasi rant toplayacak, birilerimiz buna şantaj diyecek, birilerimiz buna tüm duyularını kapatacak…
Gelişmişlik sadece bir coğrafyaya mı, ya da belli ırklara mı, ya da belli sınıflara mı özgü?
O yüce insanlık geri yönde gelişmiş de ondan mı olup bitenler “sıradanlaşıyor” acaba?
Acaba Einstein’in meşhur tesbitinde gerçekten bir yanlışlık mı var? Einstein, henüz genç bir bilim adamı iken şöyle bir tesbitte bulunmuştur: “İnsanlık bu güne değin icadettiklerini beyinsel potansiyelinin sadece yüzde 15’i ile gerçekleştirmiştir”.
Acaba Kürt mahkumların son nefesleri sadece zulmün mimarlarının üstüne mi bir tsunami olarak yürüyecek? Kendini insanlığın bir organı olarak bilenler o tsunamiden kurtulacaklar mı?
Devlet erkanı tüm riskleri göze almış anlamına mı getiriyor bu duruşu ile? Ya aydınlar?
Ya işçiler, emekçiler, memurlar, köylüler..?
Ya sanatçılar?
Hangimiz 56. gününde sona yaklaşan nefeslerine derman olabileceğiz, insanlığın tüm acılarına yatanlar için? Hangimiz hangi gerekçe ile bu ölüm enerjisinin önünden kurtulacağımızı sanıyoruz?
Hangimiz kirlenmediğimizi kendimize veya kendi dışımızdan bir “insana” anlatabiliriz?
Devlet başındakiler görevini yapmak zorundadır.
İnsanlar da!