Her gün yeni bir ölüm haberi ile sarsılıyoruz. Her gün içimizden birini gözümüzün önünde katlediyorlar. Her gün kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden siviller öldürülüyor. Her bir sokak başında ölü insan bedenleri… 

Bugün Diyarbakır, Cizre, Silopi, Şırnak, Nusaybin tanınmayacak hale gelmiş durumda. Sadece insan kıyımı yok, evler, ormanlar, hayvanlar ellerine ne geçse, neyi gözlerine kestirseler yok ediyor muktedirler. Topyekün bir imha konsepti uyguluyorlar. 

Birkaç gün önce Cizre’de öğretmenlerin telefonlarına mesaj çekerek bölgeyi terk etmeleri söylendi ve yüzlerce öğretmen ilçeleri terk etmeye başladı. Fırtına öncesi bir sessizlik hakimdi Cizre’de. Korkunç bir saldırı olacağı anlaşılmıştı. Öğretmenlerin ilçeleri terk etmesinin ardından, Cizre ve Silopi’de hızlandırılmış eğitim vereceklerini açıkladılar. Tabii sağ kalan çocuk olursa! Nitekim bu satırları yazdığım sırada Cizre’de 11 yaşındaki Salih Edim isimli bir çocuk ayağında terlikleri ile başından vurularak katledildi. 

Salih’in ayağında terlikleri ile cansız yatan bedeninin resmini görünce, 1995 yılında Midyat’ta katledilen 13 yaşındaki Fatma Erkan’ı hatırladım. Fatma da ayağında terlikleri ile katledilmişti ve ölü bedeninin yanına silah bırakılmıştı. 

Elbet büyümez ölü çocuklar. Sömürgeci devlet anlayışı Kürt çocuklarının büyümesine izin vermiyor. 

Davutoğlu, "O ilçeler ev ev temizlenecek" derken elbet boşuna demiyordu ve iki gün sonra bugün Silopi’de, Cizre’de, Şırnak’ta tıpkı darbe günlerinde olduğu gibi evlerin kapılarını tek tek kırıp içeri giriyorlar. 

Ne olduğu belli olmayan "özel harekat" adı altında yüzü maskeli adamlar Kürdistan’da saraydan aldıkları talimatla safari avı yapıyorlar. 

Yine bugün Cizre’de evlere giren askerler, halkı evlerini boşaltmaları yönünde tehdit ediyor ve "evleri boşaltmazsanız, başınıza yıkarız" diyorlar. Korucular da artık özel harekatçılarla birlikte ilçe merkezlerinde ölüm saçıyor. 

Bölgeden gelen görüntülere baktığımızda özel hareket timleri, tanklar, tüfekler, askerler, polisler, akreplerle sarılmış her yer. 90’ların Beyaz Toroslarının yerini Siyah Rangerlar almış. İnsanın, "ey zulüm, yıkılsın evin" diyesi geliyor. 

Kürdistan’da katliamlar yaşanırken, batı yakası sakinleri ve özellikle "demokrat" geçinenler, "ama" ile söze başlıyor. Yaşanan katliamlara "ama" diye yaklaşırsanız, o katliamları onaylıyorsunuz demektir. 

Söze, "ama, lakin, fakat" diye yorum yapanlara şunu hatırlatmak gerek: Kürtler, "kardeşlik" safsatasıyla hep kandırıldı ve yıllardır her türlü zorbalığa karşı direndi. Çünkü kardeşliğe gerçekten sizden daha çok inanmışlardı. Yıllardır Kürtlere yaşatılanlar tam da sizlerin kardeşliği nasıl anladığınızla ilgili. Demek ki kardeşlik diye bir şey yok. Zaten kardeş olmak da gerekmiyor, eşit haklar doğrultusunda yaşamayı öğrenmek, öğretmek gerekiyor. 

Bugün Kürtlere yaşatılanlar herkesin bildiği Hammurabi kanunlarında bile yok. 

Statü isteyen ve sömürgeci devlet tarafından işgal edilmiş bir halkın direnişini görmeniz gerekiyor. Orada direnen gençlerin arkasında güçlü bir halk desteği var. Velhasıl sadece gençler de direnmiyor, kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla tüm halk direniyor. 

AKP belli ki ölümlerle siyasi rantının  peşinde. Unutmayın, ateş bugün Fırat’ın doğusunda yanıyor ve yarın Batı’sında yanmayacağının garantisini kim verebilir?