IŞİD, "hakiki Müslüman" iddiasıyla, İslam dünyasında terör fırtınaları eken İslamo Faşist bir çete, AKP’nin de "öfkeli müslümanı"dır.
AKP’nin hırsızları, soyguncuları, katillerin şefleri, amirleri, taraftar toplamak için camilerde görünür, ikamet tutarlar. IŞİD’çiler de camiden çıkınca mabetler dinamitler, kendilerinden olmayanları keser, topluca kurşuna dizer, tecavüz ettikleri kadınları esir pazarında satar, soyguna çıkar, talan, hırsızlık yaparlar.
Dostlar kendilerince dindardır.
Cumhuriyet gazetesi, geçen yıl AKP rejiminin IŞİD’e gönderdiği silah yüklü TIR'ların fotoğraflarını yayımlayınca, Tayyip Erdoğan ihanete uğramışların öfkesiyle gürlemiş, savcıları harekete geçirmiş, bir süre sonra gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül, ülke aleyhinde casusluk yapma suçlamasıyla tutuklanmıştı.
İki gazeteci, herkesçe bilinen bir olayın haberi yüzünden tutuklanınca, dünya orada neler oluyor diye ayağa kalkınca, Cumhurbaşkanı Erdoğan onlar casus azarıyla karşılık vermiş, tutuklama emrinin kendisinden olmadığının kanıtı olarak da Türk adliyesinin bağımsız olduğunu iddia etmişti.
Bağımsız adliyenin Anayasa Mahkemesi dalı, bu arada gazetecilerin itirazını geri çeviriyor, ama aynı mahkeme, üç ay sonra başına taş düşmüş ve uyanmış gibi casusluk suçlamasının yersizliğine karar veriyor, meslektaşımız, bu sayede beton duvarlar arasından açık hava hapishanesine çıkıyordu.
Ancak, burada söze başka türlü girmenin tam zamanı: Anayasa Mahkesinin kararı keşke hukukun galebe çalması olsaydı, derim ben.
Bu davaları ve ileri geri hareketlerini gayet iyi biliriz. Rejim ne zaman dar yerde sıkışsa, benzeri "hukuki bir karar" zuhur ediverir, geçmişten beri…
Tıpkı darbeci generaller davasında olduğu gibi…
Mahkemenin kararıyla içerdeki, generaller çıkmış, davaları düşmüş, AKP de birden bire askerci oluvermişti.
Bu oyunları ezbere bildiğimiz için, insanlığın AKP tarafından sıfırlandığı bir yerde, iki meslektaşımız tahliyesini adaletin tecellisine bağlamak imkansızdır diyoruz. Olay, ayağa kalkan dünyayı susturma hamlesidir.
Arkadaşlarımıza geçmiş olsun ama, olay kıyıda sıkışmış AKP’nin "bakın bizde adalet bile var" demesidir. Çünkü, hukukun kırıntısı varsa eğer, Türk adaletinin vicdanı Kürdistan’daki katliamları sessizce seyretmekten incinirdi.
AKP’li TC’de, yalnızca çalınmış, haraç olarak toplanmış para istifleri sıfırlanmadı. Önce vicdanların nefesi, insanlığın adalet duygusu sıfırlanarak, zalim, tapınak olarak baş köşeye oturtuldu.
Oysa, sabıka kaydı orta yerde ışıldıyodu. Yürürken hakkındaki hırsızlık, yolsuzluk ve kalpazanlık dosyaları peşinden şıngır mıngır yuvarlanıyor, tıngırtısı yedi kat gökte duyuluyordu.
Ahlaksızlık, bu yollarda yuvarlanarak büyüdü, günün geçerli erdemi oldu.
Kürdün, kimin taziyesine gidip kime gitmemesi gerektiği konusunda karar verenler, bu manzara içinde iki yüzlüydü. Utanmaları yok, insanlıkları sıfırlanmış "kaypaklar" olarak, genel ilanat ve özel çağrı ile "bizden, bizim soyumuzdan olanlar ayrılsın" denilerek memurlarını tahliye ettikte sonra, Kürt şehirlerinin tank, topa tutulmasının travmasını yadsıyan, vahşetin dehşetine göz yumanlar…
İdil vuruluyordu, dün. Orası bir şehir. İnsanlar kaynıyor orada, karıncalar gibi. Top sesleriyle kahkahaları, gülüşleri, şarkıları da değil, nefesleri kesiliyor, insanların.
Sur tankların hücumu altında.
Cizîrê ölümler şehri. Gören IŞİD geçmiş sanır.
Buna rağmen sen kaypak adam, senden insan olmaz ama, yine de eğer böye bir iddian varsa, Kürdün kimin cenazesine gidip, kiminkine gitmemesi gerektiğine karar verden önce, Cizîrê katliamına bak sen!..
Sen günün geliri uğruna kılıktan kılığa, dinden dine girmekle meşgulsün, bilmezsin ama ben söyleyeyim, sana.
Senin insanlık nedir bilmeyen, iyi, güzel ve hoş ne varsa ona düşman ırkçı rejiminde, hiç bir Kürt, bir saniye olsun insanlık yüzü görmedi, bugüne kadar. Sıfırlanmış vicdanla çıktınız karşısına hep. Soygun, talan, kırım ve yangınlar için…
İnsan isen eğer, Cizîrê’de katledilmiş Kürdün teşhisi için, bir parçasını başka, öteki parçasının başka şehre göndirilmesine tükür önce. Tükür ki, insan olduğunu anlayayım senin…
Sen ne diyorsun, durduğun, hizmetine girdiğin kapıya göre ses çıkaran adam, Hasan Cemal, Kürt kızı Nurcan Baysal’dan aktarma ile Kürdün "söz soğudu" lafını hatırlatıyordu.
Sözün soğuğu bir yerde, izin ver de Kürt kime ağlayacağına kendisi karar versin. İnsanlığınız sınırlanmışken, bunu bahşet bari…