Koronavirüs salgınıyla başlayan bu yeni süreç insanlık ve toplumlar açısından büyük derslerle doludur. Gelecek kapitalist modernite tarzıyla nasıl olacak, bu şekilde yola devam edilmeyecekse, ne yapmalı, kısaca nasıl yaşamalı sorularına doğru cevap vermek zorundayız.

Bir kere ortaya çıktıki toplum ve insan, dünya ve yaşam gerçeğimiz kapitalist merkezi uygarlık sisteminde, kent, sınıf, ulus devlet hegemonyasında, bu neoliberal, küresel ve süper güçler sürecinde güvencede değil, tehlikededir.

Gelinen aşamda kapitalist sistem, devlet ve güçler toplum, insan, dünya ve yaşamı ağır bir afet ve enkazla karşı karşıya getirmiştir. Azami kâr, sermaye, baskı, sömürü ve hegemonya peşinde koşmanın sonucu olarak insanlık adeta mahşeri ve kıyameti yaşamaktadır. Herkesi adeta ölüm korkusu sarmış ve kaçacak yer arıyor.

Demek bu kadar süper ve küresel sermaye, devlet ve hegemonya olmanın bir virüs karşısında bile güvencesi yoktur, insan ve toplum için yarardan çok zarar vermiştir. Mega kent-sınıf ve devlet, ülke ve ulus, sermaye ve egemen kapitalist güç olmanın hiç kimse için kurtuluş sağlamadığı ortaya çıkmıştır.

Bu durumda bilimsel-kapitalist tanrılar eski dinsel tanrılardan daha tehlikeli, acımasız ve zararlı çıkmıştır. Ulus devletin ikiyüzlü ve ahlaksız olduğu, liberallerin tersine halk için değil, kapitalist tarım, ticaret, sanayi ve finans tekeller için ülke ve halkı baskılayıp soymak dışında bir işlevinin olmadığı ortaya çıkmıştır.

Bu gidişatın önü alınmazsa insanlık ilerde daha çok virüslerle karşılayacaktır. Zira mevcut kapitalist ekonomik, siyasal, askeri sistem habire doğayı tahrip edip tüketmekte, ekolojik dengeyi bozup çevre ve iklimi kirletmekte, toprağı zehirleyip tarımı öldürmekte, besinleri hormonlamakta, kısaca insanlık için dünyayı ve yaşamı ölümcül kılmaktadır.

Bu nedendir ki, artan kapitalist uygarlık merkezi devletleşmeye, bilimsel-akademik ve teknolojik gelişmeye, mega kentleşme, küresel sermaye ve egemenliye rağmen kriz, şiddet içsizlik, yoksulluk ve ölümler, yani sorunlar artıyorsa, bu sistemde işler iyi gitmiyor demektir.

Hayvanları ahıla sürer gibi toplum ve insanları kentlere-kafeslere sokarsan, küresel proje ve hegemonya için doğa ve toprağı mahvedersen, dünya ve yaşamı felç edersen, azami kâr için doğa ve toplumun ekolojik kodlarını bozarsan, sermaye ve hegemonya için üretim ve tüketimi bu kadar vahim kılarsan ve kapitalist bekayı sürdürmek adına şiddeti bu kadar artırırsan, insan ve toplumu düşünemez, edilgen ve eylemsiz kılarsan tabiki demokratik olamazsın, sorunları çözemezsin, kaosu artırırsın, yanı ölümcül virüsler-salgınlar yaratırsın.

I. ve II. Dünya Savaşları gibi bir III. Dünya Savaşı da yapsan, ki yapıyorsun, milyonlarca insan öldürüp birçok ülkede yıksan, ki bölgede yapıyorsun, yaşam, doğa ve toplumun doğal ekolojik kodlarını bozmaktan vazgeçmedikçe, üretim, dolaşım, tüketim ve paylaşımda asgari de olsa demokratik-kolektif uzlaşmaya yanaşmadıkça, merkez-çevre ihtiyacını karşılayacak bir köy, kent, tarım, sanayi, alt ve üst yönetim yapısına dönülmedikçe, kısaca bu bağlamda demokratik ve ekolojik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ekonomik, siyasal ve yönetimsel federal-özerk yapıya dönüş yapmadıkça bu kanserojen sorunların hiçbirini çözemezsin.

Tabi bu çözüm kendiliğinden olmayacaktır. Toplum ve insanlar kapitalist modernite güçlerinden çözüm beklememelidir. Mesele artık baskı ve sömürünün ötesine geçmiş, dünya ve yaşama, doğa ve topluma düşmanca saldıran kapitalist bir sistemle karşı karşıyayız. Ortada insanlığa karşı stratejik bir saldırı var. Eğer bir sistem doğa, çevre ve toplumu, yani yaşamın temel alan ve kodlarını bu kadar tahrip edip kötürüm kılıyorsa, savunulacak bir yanı kalmamış demektir. Mevcut teknolojik gelişme ve sermaye hızıyla doğaya ve topluma binmeye devam edilirse değil dünya, güneş sistemi ve evren bile yıkılacaktır.

Toplum ve doğa, dünya ve yaşamla ve hatta evrenle zıtlığı ortaya çıkmış bu ceberrut-virüs sistemini bundan böyle yıkmak, olmuyorsa sınırlamak veya en az toplumla demokratik bir uzlaşıya, yanı devlet + demokrasi formatına çekmek için insanlığın var gücüyle bilinçlenip örgütlenmesi ve mücadele etmesi gerekiyor. Kendi sorunlarını çözen, işlerini yapan ve kaderi üzerinde söz ve eylem gücüne ulaşmış bir toplum ancak demokrasiyi geliştirip koruyabilir. Kapitalizme ve ulus devlete teslim ve entegre olmuş bir kimse ölüdür. Kapitalizm ve ulus devletin yarattığı yurttaş ve toplum modeli köleliktir. Bunu aşmak gerekir.

Kapitalist sermaye ve hegemonyanın küreselleştiği bir dönemde kuşkusuz demokrasi mücadelesini de küresel çapta vermek gerekiyor. Toplumların iç ve dış yapısına karşı sürekli bir savaş içinde olan bu kapitalist güçlere karşı insanlığın da meşru savunmasını üst düzeyde yapması gerekiyor. Evrim nasılki birbirini yok ederek değil, karşılıklı besleyerek, dönüşerek, zenginleştirip çoğaltarak sürdüğüne göre, kapitalist güçlerin de doğa ve toplumu, dünya ve yaşamı yok ederek daha fazla bir yere varamayacağını görmesi gerekiyor. Evrendeki adalet ilkesine, yani yaşamın karşılıklı saygı, ihtiyaç ve denge üzerine kurulduğuna kapitalist güç ve devletlerin de inanması gerekiyor. Evren insanla tanım, ifade ve anlam kazanmış olabilir, fakat bitki ve hayvan alemi de başlıbaşına birer sistemdir. Kapitalizmin bu gerçeği kendi çıkarlarına göre dizayn edip kurban etme hakkı yoktur.

Doğa ve toplumsal gerçeğimiz, dünya ve yaşam gücümüz hep sermaye ve egemenlik peşinde olan, sürekli baskı ve talanla uğraşan kapitalist sistemi daha fazla sırtında taşıyamaz. Ekolojik gerçeğe bu kadar başkaldırmak kıyamete gidiştir. Adeta mahşer dönemini yaşıyoruz. Sırat köprüsünde adeta cehenneme dayanmış durumdayız. Dinlerde bile doğaya başkaldırmak, tanrıya başkaldırmak sayılmıştır. Oysa kapitalizm bırakın başkaldırmayı, ona hükmetmeyi, canına okumayı adeta bilimsel çizgi, felsefik bakış haline getirmiştir. Bugün kapitalist modernitenin hizmetinde olan ve kapitalizmin en kutsal sistem olduğuna inanan mevcut pozitif aydın, bilim ve akademik çevreler ahlak ve vicdan, politika ve kültür açısından tanrının elçileri peygamberlerin bile çok gersine düşmüşlerdir. Ücret karşılığı zihinleri feth etmek için işlemedikleri kötülük yoktur.

Bundan dönüp, bu canavarca gidişata "dur“ demeliyiz. İnsan ve Toplumun doğayla bağını yeniden kurmalıyız. Vicdan ve ahlakını yetirmiş toplum, sistem ve güçler olmaktan çıkmalıyız. Vicdan ve ahlak olmadan yalnız hukuk, siyaset, sanat, ekonomi ve bilimle bir toplum yönetilip değiştirilemez. Bu kapitalist kriz ve ölüme, yani tufana karşı yeni bir nuh gemisi ve hareketine ihtiyaç vardır. Doğal nitelik ve özelliklerini yetiren, emek ve değerlerine yabancılaşan toplum ve insanlar olmayı kabul edemeyiz. Bu yaratılan ve dayatılan kapitalist virüs karşısında demokratik-ekolojik ve komünal toplum ve insanlar olmayı başarmalıyız.

Kapitalizm giderek toplum ve insanları digital savaş, yapay zeka, hormonlu üretim ve besin, robot işçiler, organik tarımın tasfiyesi, mega kentler-binalar-yollar-fabrikalar-pazarlar- endüstriyal teknoloji ve üretim yoluyla, toplum ve insanı kendi beyin-kol emek ve değerlerine yabancılaştırmak istiyor. Yine ulus devlet baskısı, emperyalist-faşist savaşlar, kaos, yoksulluk ve göçlerle, beyin yıkama ve fiziki soykırımla toplum ve insanı düşüncesiz-eylemsiz-inançsız ve umutsuz kılmak istiyor. Bunu bir kere yaratırsa, kendi çıkarları için toplum-doğa ve insanı soykırıma uğratmaktan çekinmeyecek. Geçmişte de her zora girdiğinde bunu yapmıştı. Kuzey ve Güney-Amerika ve Avusturalya yerlileri, Ermeni, Rum, Asuri-Süryani ve Yahudi halkları bu şekilde soykırıma uğradılar, yine Kürtler böyle bir soykırımla karşı karşıyadır. Doğa, çevre ve organik tarım bunun için katlediliyor. Şimdi neden oldukları Koronavirüsle olan da budur. Kapitalizm artık gerçek insanla sağlayamadığı kârı bu sefer insanları katlederek, suni insan, beyin ve kol güçleri yaratarak sağlamaya çalışıyor. Ama bu onu da yok edecek bir tufandır, onu da boğacak bir tsunamidir.

Tabiki kapitalizmden kurtulmak, kapitalizm dışında başka bir dünya, yaşam, uygarlık ve sistem kurmak mümkündür. Toplumsallığı yetirmiş hamal bireyler, salt fiziki yaşayan köle yurttaşlar, suya-sabuna dokunmayan avanaklar olmak istemiyorsak bu kapitalist canavarlığa karşı mutlaka demokratik-meşru savunma hakkımızı kullanmalıyız. Başkaldırı hemen yıkmak değil, uzun vadeli küresel bir mücadeleyi düşünsel-eylemsel boyutta göze alıp kendi alternatif yaşam sistemimiz olan demokratik-ekolojik-komünal Rojava modelini kurmalıyız. Her alanda demokratik konfederal-federal ve özerk modeller geliştirip dayatarak, kapitalist ulus devletini en az kendi toplumsal modelimizle bir ara formül olarak uzlaşmaya zorlayabiliriz. Ekolojik ekonomik- doğal toplumlar, demokratik-eşitlikçi ve özgürlükçü modeller yaratarak bu vahşet ve canavardan kurtulabiliriz.

Sonuçta ekolojik olmayan her toplum, insan ve varlık, demokratik olmayan her sistem, devlet ve sınıf, doğayla bağını dengelemeyen her kurum-düzen ve yapı tasfiye olmaya mahkumdur. Toplum ve insanlar yönetilmeye karşı çıkıp, kendilerini yönetmeye başlamalıdır. En eşit ve özgür yaşam devlet dışı olan yaşamdır. Gerçek demokrasi de budur. Toplumlar ve insanlar kaderlerini kapitalist sınıf ve devletlerin kirli ve kanlı ellerine terk edemezler. Dünya ve yaşamlarını, bugün ve geleceğini bu güçlerin yok etmesine müsaade edemezler. Hepimize yeten bu dünyada barış ve demokrasi içinde yaşamanın yolu kapitalistçe olamaz, demokratik, ekolojik ve komünalca olacaktır, yanı demokratik modernistçe olacaktır.