Geceden kalma grilik kazan bombalarının alevlerinden kurtulup yerini şafağın ilk ışıklarına bıraktığında “türkün gücünü” savunmasız insanlara gösteren uçaklar geldikleri güzergahı kullanarak ufuktan kayboluyorlar. Gün iyice aydınlandıktan sonra vahşetin bilançosu ortaya çıkıyor. 8 ölü, çoğu ağır en az 15 yaralı ve yerle yeksan edilen 6 ev. 

Çok planlı ve hedef gözetilerek şafakta gelen Zergelê Köyü Katliamı “kimyasal Özel” lakaplı Türk genel kurmayı Necdet Özel’in suç defterindeki yerini işte bu şekilde alıyor. Ancak durum sadece Zergelê Katliamıyla da sınırlı değil, dolayısıyla daha da vahim. Katliamdan bir gün önce Kandil’de bulunan birçok köyün etrafı hedef alındı. Bu saldırılarda can kaybının olmaması sadece bir tesadüf. 

O açıdan şu hususun altını özenle çizmek gerekir. Güney Kürdistan dağlarında, tıpkı 90’larda kuzey Kürdistan’da Kürtlere dönük başlatılan katletme ve göçertmeyle bir ülkeyi, coğrafyayı insansızlaştırma konsepti 2015 yılında devreye yeniden sokuluyor. Bunun için sivil insanlar katlediliyor, ormanlar içindeki tüm canlılarla birlikte yakılıp yok ediliyor. 

İşte Zergelê’nin bir PKK kampı olduğu çarpıtması, bu politik amacın devamı ve suçunu saklamanın saçması olarak öne çıkarılıyor. Bu katliam Kandil ve güney Kürdistan halkına yönelik Türk devletinin ilk suçu da değil. 

2001’de Xinere’deki Kendakole Katliamında 36 Kürt yaylalarında aynı kazan bombalarıyla paramparça edilmişlerdi. 2011’de Kandil’in Kortek alanında aynı aileden 7 kişinin aynı sonla karşılaşmaları da bu insansızlaştırma politikasının bir suçu olarak tezahür etmişti. 

Plan aynen şöyle işliyor, önce bir coğrafya insasızlaştırılacak, ardından Sri Lanka’nın özgürlükçü Tamil Kaplarına uyguladığı katliam PKK’ye karşı gerçekleştirilecek. Bu plan önceki yıllarda AKP Hükümeti tarafından sıkça dillendirilmişti. Bunun için dev uçak filoloları kaldırılacak ve güney Kürdistan dağları boydan boya gerekirse kimyasal silahlarla vurularak, canlı adına geriye bir şey bırakılmayacak. 

Peki bu plan tutar mı? Dağı taşı bombalamakla bu planın tutmayacağı, Kürtlerin evlerini, topraklarını bırakıp kaçmayacakları kesin. Bu, daha önce defalarca ispatlandı. 

Kaldı ki; Kandil, güney Kürdistan şehirleri, dağları ovaları Saddam tarafından zehirli gazlarla defalarca bombalandı. Binlerce Kürt enfalden geçirildi. Ancak bu kimyasal gaz ve enfaller Kürtlerin değil, Saddam’ın sonunu getirdi. Türk devleti de cumhuriyet tarihi boyunca kuzey Kürdistan’da on binlerce Kürdü toplu katliamlardan geçirdi, insansızlaştırma politikasını hiçbir ahlaki kural tanımadan çok acımasız bir şekilde uyguladı. 90’lı yıllarda binlerce köy, mezra yakılıp yıkılarak yerle bir edildi. Ama Kürtlerin Özgürlük mücadelesi bitmediği gibi her geçen gün daha da güçlü örgütlenerek bugünlere geldi. 

Dolayısıyla, Zergelê Katliamı sonrasında güney Kürdistan Kürtlerinin kendi topraklarını bırakıp kaçmaları bir yana, PKK’ye olan sempati ve sahiplenmeleri daha da büyüyecek. Türk devleti bu saldırılarını devam ettirirse güney Kürdistan kuzeylileşecek. Kendilerine yönelen düşmana karşı ortak direniş cephesinde yer almak için binlerce güney Kürdistan genci PKK saflarına akın edecek. Bu, yürütülen savaşın doğal sonucu olarak gelişecek. Kuzey Kürdistan’da köy yakmalar, göçertmeler nasıl ki gençlerin yönünü dağlara çevirmelerini doğurduysa güney Kürdistan’da yaşanacak durumda aynı olacaktır. Kaldı ki, dört parçada Kürtlerin DAİŞ faşizmine karşı PKK öncülüğünde geliştirdikleri direniş düşünüldüğünde, Kürt gençlerinin PKK’ye akın etmesinin doğal bir sonuç olarak gelişeceği daha rahat görülecektir. 

Dolayısıyla ne Türk devletinin PKK gerillalarını Tamiller gibi katliamdan geçirmek için uyguladıkları insansızlaştırma politikasının tutması mümkün değildir. Kürdistan coğrafik ve sosyolojik olarak bunun uygulama alanı olmaya müsait değildir. Aklıselim her insan Kürdistan’da bunun maddi zemininin olmadığını rahatlıkla görebilir.