
İHD Eşbaşkan Yardımcısı Necla Şengül, tutsakların son çare olarak başlattığı açlık grevi eylemlerinin bir intihar değil, direniş biçimi olduğunu vurguladı.
Necla Şengül, Türk cezaevlerinde yaşanan 3 büyük açlık grevine tanıklık etti. Bunların bir çoğu ölümle sonuçlandı. Yaşam hakkının kutsal olduğunu ve açlık grevlerinin derhal sonlandırılması gerektiğini ifade eden Şengül, “Tutsaklar, baskı ve zulümlere karşı bir direniş biçimi olarak açlık grevi ve ölüm orucunu tercih ediyorlar” dedi.
Devletin güç gösterisi
Şengül, şunları aktardı: “Devlet gücünü göstermek istediğinde en önce siyasi mahpuslara saldırdı. Çünkü onların üzerinden direnci kırmaya çalışıyor. Onların aileleriyle görüşlerini yasaklayarak dışarıyla bağlarını yok etmeye çalışıyor. Mahpusun cezaevine girmesiyle beraber çıplak aramayla başlayan sayısız kötü muamele ve uygulamalarla karşı karşıya kalıyor. İşkence sadece mahpusu copla dövmek ya da süngerli odaya alma değildir. Mahpusu ailesinden uzaklaştırma, mektuplarını vermeme hatta dış fırçasını bile vermemeleri bir işkencedir.”
Özellikle son bir yıldır cezaevlerinde yaşananların 12 Eylül’ü aratmadığının altını çizen Şengül, tutsakların bu hak ihlallerine “Dur” demek için son çare olarak bedenlerini açlık grevine yatırdığını vurguladı. Bunun bir intihar biçimi olmadığını işaret eden Şengül, “Direnme biçimidir. Yaşam haklarına öyle ya da böyle zaten kast edilmiş durumda. Baskı ve kötü muamele buna neden oluyor” şeklinde konuştu.
Açlık grevleri için “Her direniş zaferle sonuçlanır” ifadesini kullanan Şengül, “Evet bugün mahpuslar artan hak ihlallerine dikkat çekmek ve sonlandırmak için kendi bedenlerini direnişe yatırıyor. Fakat yetkililer şunu bilmelidir ki bu insanların arkasında insan hakları savunucuları, sivil toplum örgütleri var. Yani burada devletin mutlaka masaya oturması gerekir” dedi.
Devlet sorumludur
Şengül, cezaevlerindeki her kişinin hayatından devletin sorumlu olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: “Uluslararası sözleşmelere göre mahpusun yaşam hakkını savunacak olan devletin ta kendisidir. Eğer devlet sizin oradaki yaşama hakkınızı koruma altına almak yerine bunu daha da zorlaştırıyorsa orada gerçekten kaygılanılacak şeyler vardır. Yine uluslararası sözleşmelere göre hapishanelerde yaşamını yitiren her mahpusun hesabı bir gün devletten sorulacaktır.”