3. Dünya savaşının bütün yoğunluğuyla sürdüğü bölgemizde ilişkiler ve ittifaklar sürekli değişiyor. Kimin kiminle ittifak kuracağını, geleceğin çıkar ilişkileri belirliyor. Bu ister istemez belli bir belirsizlik yaratıyor. 

Özel olarak Suriye zemininde ittifaklar oldukça değişkendir. Rojava’daki Kürt özgürlük güçleri dışında Esad rejimi de dahil özgüce dayanan, halktan destek bulan, halka dayanan herhangi bir güç bulunmuyor. Uluslararası ve bölgesel güçlerin kontrolündeki güçler ne kendi aralarında ne farklı bir güçle sürekli, düzenli kalıcı bir ilişki kurabilecek gibi görünmüyor. Bu da Suriye zemininde askeri-politik dengelerin değişken olmasını getiriyor.

Bir diğer husus, küresel güçlerle bölgesel devletler arasındaki ilişki ve ittifakların da aynı değişkenliği yaşıyor olması. ABD’nin ve Avrupa’nın bölgede yeni yaklaşımlar ve buna bağlı yeni arayışlar içerisinde olduğu da görülüyor. 

Türkiye’nin izlediği Suriye ve Kürt politikası, bölge gerçekliğini okuyamaması, öngörü ve derinlikten yoksun, Kürt karşıtı milliyetçi geleneksel sömürgeci çizgisinde ısrar etmesi, Kürt halkının özgürlük eğilimini-onun gücünü, bölgesel değil dünyasal etkisini görememesi, dahası bunu tasfiye için ÖSO-El Nusra ve IŞİD gibi en kirli güçlerle en gerici ittifaklara girmesi net olarak söylenebilir ki bölgesel denklemin dışına düşmesine yol açmıştır. 

Özel olarak IŞİD’e destek verip Kürt dinamiğini geriletmeyi esas almış olması Türkiye’yi bölgede en etkisiz konuma düşürmüş, Kürt dinamiğini ezemediği gibi, bölgesel güç olma hayallerini de yerle bir etmiştir. Anlaşıldığı kadarıyla IŞİD dışında hiç kimse Türkiye’yi bir ittifak gücü olarak ele almıyor. ABD-Avrupa açısından on yıllarca bölgedeki en temel ittifak gücü olan Türkiye artık bu konumunu yitirdi. AKP ve Erdoğan’ın Türkiye’yi getirdiği nokta; dünya ve bölgede sıfır ilişkidir.

Daha hükümetini kuramamış Türkiye’de bu durumu görüp düzeltmek yerine Erdoğan ve Davutoğlu’nun orduya Rojava için müdahale emri verdiği, kaç kilometre içeri girileceği, hangi alanları tutacağı, Rojava’daki gelişmeleri nasıl bastıracağı senaryoları tartışılmakta. Bu ırkçı, inkarcı ve sömürgeci devlet geleneğinde ısrar eden AKP ve Erdoğan’ın Türkiye’yi getirdiği son nokta oldukça tehlikeli. Bölgede ortaya çıkan yeni dinamikleri ve gelişmeleri doğru okuyup değerlendirmek yerine eskide ısrar Türkiye’yi Suriye’de derinliğine yaşanan savaşın içine sürüklüyor. 


Yeni Ortadoğu denklemi Kürtsüz kurulamaz 

Burada AKP ve Erdoğan’ın Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinden duyduğu korku belirleyicidir. Türkiye toplumu, siyasi dengeleri, uluslararası kamuoyu ve ilgili güçler buna katılır, destek verir mi şimdiden bir şey denemez. Genel eğilim de AKP ve Erdoğan’ın bu politikasına fazla destek bulamayacağı yönünde. Ancak AKP ve Erdoğan’ın Kürtlerin politik realitesini kabul ederek Kürtlerle barışa dayalı yeni bir strateji geliştireceği yerde inkar ve imha siyasetinde karar kılması bölgede çok vahim sonuçlara yol açacak oldukça tehlikeli bir yönelimdir.

Ortadoğu’nun kadim halkı Kürtler, sayın Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin öncülüğünde tarihin bu aşamasında, bölgenin çelişkili, karmaşık ve değişken ilişkileri içerisinde artık belirleyici bir güç. Tüm dünya güçleri ve kamuoyu Kürtlerin dahil olmadığı yeni bir Ortadoğu denkleminin kurulamayacağını ve bölgede istikrarın oluşturulamayacağını kabul etmiş bulunuyor. ABD ve Avrupa’nın Kürtleri bölgenin en demokratik, en dinamik en istikrarlı ittifak gücü olarak tanımlaması ve ilişkilerini bu temelde geliştirmeye çalışması da bundan kaynaklı. Kürt halkı bölgenin en aktif ideolojik, politik ve askeri gücü olarak halklarımızın olduğu kadar bölgeyle ilgili tüm güçlerin de dikkatle izlediği ve ilişkilenmek istediği bir güç konumunda. 

Güney ama özellikle de Kuzey ve Rojava eksenli gelişen Kürt dinamiğinin bölgedeki stratejik önemi artık herkesçe görülüyor. Politika ve diplomaside otorite olarak kabul edilen tüm kurum ve çevrelerin gördüğü bu gerçeği Türkiye’nin görmediği düşünülebilir mi? Türkiye’nin aklı selim çevreleri Sayın Öcalan’ın Kürtlerle stratejik ittifak önerisinin Türkiye’nin geleceğini belirleyeceğini görmüyor mu? Türkiye kamuoyu bunu önemli oranda görmüştür. Seçim süreci ve HDP’ye verilen destek özünde bunadır, Kürt-Türk kardeşliğinedir.


Kürtler tehdit değil, istikrar gücü 

Bugünkü bölgesel ve uluslararası ilişkilere bakıldığında tüm küresel güçlerin pozitif yaklaşım içinde olmaları, sınırlı ve henüz çok resmi olmasa da ittifak ve ilişki aramaları Kürtlerin yükselen güç olmalarıyla ilgilidir. Ortadoğu’da bölgesel ilişkilerin ve ittifakların yeniden şekillendiği bu tarihsel süreçte, önderliği, örgütlülüğü, politik-örgütsel dinamizmi ve silahlı gücüyle Kürt halkı herkes için bu dönemin ittifak gücü olarak öne çıkıyor.

Bölgenin istikrarı için Suriye’deki durumun bir biçimde çözülmesi şarttır. Ve bu IŞİD ile yürütülen mücadeleyle doğrudan bağlantılıdır. Suriye’nin ve bölgenin politik geleceğini belirleyecek olan bu mücadeledir. Bu mücadelede YPJ ve YPG’nin rolü dikkate alındığında kilit önemde olduğu da görülecektir. 

Bundandır ki Rojava Devrimi'nin başlangıcında karşıt duran, mesafeli duran ve hatta El Nusra gibi çetelerin Kürt bölgelerine saldırmasını destekleyen, bu yolla Rojava Devrimi'nin bastırılmasını amaçlayan küresel güçler de politikalarında değişikliğe gitti. Rojava Devrimi'nin direncini ve gücünü gördükçe, bütün tasfiye hesaplarını bozacak derinlikte ve iradede olduğunu anladıkça eski politikalarını terk etmeye başladılar. Destekledikleri çetelerin Kürt özgürlük güçleri karşısında başarısız kalıp giderek kontrolden çıktığını, bir sorun ve kriz unsuruna dönüştüğünü gördükçe, yine dünya kamuoyu küresel güçlerin çeteler eliyle bölgede etkinlik geliştirme yaklaşımına tavır koydukça politikalarında değişiklik yapmak zorunda kaldılar. Kürt halkının direnerek değiştirdiği bölge gerçeğine uygun yeni yaklaşımlara ve ilişkilere yönelmişlerdir.

Suriye kadar tüm bölgede şu artık nettir; toplumsal, siyasi ve askeri örgütlülüğünü kanıtlamış Kürt özgürlük güçleri, onun önderliği ve iradesi tanınmadan hiçbir konuda istikrar sağlanamaz. IŞİD başta olmak üzere El Nursa gibi çete güçlerine karşı YPJ-YPG olmaksızın başarı elde edilemez. Çünkü YPJ ve YPG sadece Kürtlerin değil, bölgede yaşayan tüm halkların gücüdür. Tüm halkların desteğiyle bu büyük savaşı yürütmektedir, gücünü buradan almaktadır ve yenilmez olduğunu kanıtlamıştır. Kürtlerin bu tavrı, Kürtler üzerine hesap yapan herkesin hesaplarını da bozdu ve diğer güçlerin politikalarında değişikliği dayattı. 


Kürt-Türk barışı tarihsel fırsattır 

Aksini dayatıp, geleneksel politikalarında ısrar etmelerine rağmen, İran da, Esad rejimi de Suriye’de istikrar için Kürtlerin taleplerini ve iradelerini kabul etmek zorunda olduklarını görüyorlar. Suriye’de politik kaos devam etse dahi, Rojava Devrimi'nin kantonlarının birleşmesiyle güçleneceği ve kendi bölgesinde bir istikrarı sağlayacağı açıktır. “Demokratik Suriye Özgür Kürdistan” yaklaşımıyla diğer halkları kapsayan Rojava Devrimi ve onun iradesi ağırlığını daha da artıracaktır.

Burada Türkiye, AKP ve Erdoğan’ın inkar ve imhacı Kürt karşıtlığını bir yana bırakarak, aklıselim davranmak zorunda. Sayın Öcalan’ın Kürt-Türk stratejik ittifakı tarihsel bir fırsattır. Hem Türkiye’yi içinde bulunduğu tüm açmazlardan kurtaracak, hem halklarımızın ihtiyaç duyduğu çoğulcu, demokratik, eşitlikçi yaşamın yolunu açacak tarihsel bir fırsattır.

Bunun için; barış ve çözüm sürecini büyük bir kararlılıkla ve samimiyetle sahiplenmek, Sayın Öcalan üzerindeki tecrite son verip özgür koşullarda sürece katılmasını sağlamak, Rojava Devrimi'ne düşmanlık içeren söylem ve eylemlerden vazgeçmek, savaş hazırlığı anlamına gelen faaliyetleri durdurmak, IŞİD ile olan ilişkileri kesmek ve bu çete yapılanmasına karşı net tutum takınmak yeni ve özgürlükçü bir anayasa temelinde bir reform süreci başlatmak, bir de havuz medyasını susturmak öncelikli yapılması gerekenlerdir

Türkiye tüm bileşenleriyle bu yaklaşımın dışında, tarihin sorduğu, "İntihar mı, istikrar mı?" sorusuna yanıt aramamalı.