Nasıl bir ülkede yaşadığımızı anlamak için kendimize bakmamız yeterlidir. Onca olup bitenler karşısında ben ne yapıyorum? Ne yapmalıyım? Sorularına verilecek cevaplar bizim gerçekliğimizin izahatı olacaktır. Hemen her gün, yeni acı ve üzücü olaylarla uyanan bir toplum olduk. Yaşanan her kadın cinayeti, her çocuk istismarı bile toplumu harekete geçirmeye yeterli bir neden olmalıydı.

Türkiye gariplikler ülkesidir! Çürüyen sadece devlet aygıtı değildir, aynı zamanda toplumsal değerlerdir. Ahlaki ve kültürel değerler de yozlaşıp çürümüştür. Rakip İzlanda futbol milli takımının marşını ıslıkla protesto eden bir nesil yetiştirmiş Türkiye, kendisiyle ne kadar gururlansa yeridir. Çünkü çürümüşlük her sahada olduğu gibi futbol sahasında da kendisini dışa vurması Türk toplumunu anlatan önemli bir göstergedir.

Yıllardan beri Kürtlere karşı soykırım uygulanmaktadır. Kadınlar, çocuklar öldürüldü. İnsanlar yakıldı, asit kuyularına atıldı. Köyler kasabalar bombalandı yakıldı, yıkıldı. Günümüzde de her türlü vahşetle karşı karşıyadır. Hukuksuzluk yaşamın her alanına hakim olmuş. Siyasi soykırım operasyonları tüm hızıyla sürüyor. Halkın iradesi ayaklar altına alınmıştır. Belediyelere teker teker el konularak gasp edilmektedir. Keyfi tutuklamalarla zindanlar doldurulmuştur. Kısacası; Kürtlere reva görülen insanlık dışı uygulamalar devam etmektedir. Kürtler devlet zulmü karşısında yalnız bırakıldı. ‘Bölücülük, terör’ denilerek Kürtler düşmanlaştırıldı. Benzer durum Aleviler için de geçerlidir. Devletin uzun vadeli stratejisi Kürtleri ve Alevileri bitirmektir. Kürtleri ve Alevileri ötekileştiren, ayrıştıran, yok sayan devlet algısı, Türk toplumunun beynini de uyuşturmuştur.

Kürtlerin ve Alevilerin uğradığı soykırıma karşı refleksiz kalan Türk toplumu, aslında kendisini de tüketmiştir. Toplumsal yozlaşma ve çürüme, Kürtler konusunda ki duruşundan itibaren başlamıştır. Toplumsallık dağılmıştır. Bir arada olmak, ‘toplum olmak’ demek olmadığını bu gün içinde bulunduğumuz durumdan anlamak mümkündür. Siyanürlü intihar vakaları, bu dağılmış ve çürümüş toplumu en iyi izah eden olaylarıdır. Ekonomik sorunlar, sosyal adaletsizlik, gelir dağılımında ki uçurum, insanları nefes alamaz hale getirmiştir. İntihar tek çıkış yol olmuştur. Toplumun hayat damarları kesilmiştir.

Toplumu bu hale getiren AKP-MHP faşist ittifakın çeteciliğinden ve onun iktidarından hesap sormak insan olmanın gereğidir. İntihar değil intikam almak gerekir. İntihar etmek doğru bir yol değil, kurtuluş da değildir. Her intiharla birlikte toplum da intihar etmektedir. Ne yazık ki! Türk toplumu çoklu fonksiyonel yetmezliği yaşayan bir hasta gibi her an fişi çekilecek haldedir. Geleceğe dair hiç bir umudu olmayan toplum haline nasıl gelindi? Kim toplumu bu hale getirdi? Üzerine ölü toprağı serpilen bu toplum silkinip kendisine gelmediği müddetçe, kendi insanlığından utanır hale gelecektir.

Böyle yaşamak bir kader değildir. Kendi yaşamına son verecek kadar cesareti olanlar kendilerini bu hale getiren iktidar sahiplerinden, çürümüş yozlaşmış sistemden hesap sormalıdır. Topluma sirayet etmiş ölüm sessizliği sürdükçe faşist iktidardan, tek adam sultasından kurtulmak mümkün değildir. Türkiye, toplu intiharlar aşamasına gelmiştir. Aileler topluca intihar etmektedir. Açlıktan intihar edenler varsa orada insanlık da ölmüştür.

‘İnek’ misali sağılmaktan uyanmanın vakti gelmedi mi? Türkiye halkları, dünyada yaşanan halk hareketlerine, protesto gösterilerine, hak arama yöntemlerine bakıp dersler çıkarabilir. İktidara karşı meşru, temel insani yaşam hakkını savunan bir toplum refleksinin açığa çıkması gerekiyor. Toplumsallığımıza mutlaka sahip çıkmak zorundayız. Bilginin, ahlakın, kültür ve sanatın kaynağı toplumdur. Toplumun dağılması demek hayvanlaşma ile özdeşleşmek demektir. Toplumdan beslenen bizler, toplumun yaşamına kast eden faşist zihniyetten ve onun sahiplerinden hesap sorarak toplumsallığımızı koruyabiliriz.

Sessiz yığınların homurdanması bile bu iktidarı alaşağı etmeye yeterlidir. Örgütlenmiş, örgütlü toplum, gücünü harekete geçirmesi halinde hiç bir güç onu durduramaz, özgürlüğünü kısıtlayamaz, esir alamaz. İnşa edilen korku duvarları asla kâr etmez. Bu iktidar halka karşı suç işliyor, insanları intihara sürüklüyor, yaşamı çekilmez hale getiriyor, ülkeyi açık bir cezaevine dönüştürüyor. Açıkçası halklarımıza karşı suç işliyor. Sesiz kalarak bu suça ortak olmak demektir.