İsviçre Gündemi


İsviçre’de son bir yıl içinde çok sayıda Kürt ve Türkiyeli intihar etti. Bunlardan sadece bir kaçı dışındakiler sürgün yaşamının açmaz ve paradokslarına yenilmişti. Diğerlerinin nedenleri ise kumar, içki, uyuşturucu, şiddet gibi konularla alakalıydı.
Bu konularla alakalı olan kişilerin bazıları kumar, içki, uyuşturucu ile direkt alakalı olmasa da aile bireylerinin uzun süren bağımlılıklarının yarattıkları sorunların kurbanı oldular. Diğer bir bölümü ise bizzat kendisi bu bağımlılıklar sonucu yaşamına son vermişti.
Lozan Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre İsviçre’de 80 bin ile 120 bin kişi ciddi anlamda kumar bağımlısı. Bu oran içinde ise Türk-Kürtlerin oranı yüzde 17’lerde. Aynı keza uyuşturucu bağımlılığı da Türkiyeliler arasında hızla artmaktadır. Özellikle Basel’de ve diğer kantonlarda Kürt gençleri arasında uyuşturucu bağımlılığı gittikçe artarken, önemli sayıda yetişkin ve genç ise kumar bağımlısı. Kürt aileler arasında kumar, uyuşturucu bağımlılığı en temel anlamda hem kadına yönelik şiddetin nedeni, hem de kadın ve genç intiharlarının en önemli sebebidir. Burada isimler üzerinde durup, ailelerin acılarını tazelemek niyetinde değiliz, ama Basel Crand Casino’da kafasına silahla ateş ederek ölen adam, kendisini trenin önüne atan genç, tedavi gördüğü kliniğin 11. katında kendisini atan kadının ölüm nedenlerinin tümü bu konularla alakalı.
90’lı yıllarda Kürt derneklerinin kahve ziyaretleri, ikna çalışmaları, ailelere yardımcı olma girişimleri az da olsa etkili sonuçlar doğurmuş, ama girişim devam etmediği için beklenen sonuç alınmamıştı. Bugün bu alan iyice terkedilmiş olarak gözüküyor. Elbette Kürt kurumlarının gücü ve imkanları bu konuda sınırlı, ama İsviçreli kurumlar bu konularda ilişkiye, yardıma açık bulunuyorlar. Onlarla eşgüdüm halinde bu alanlarda adımlar atmamızın zamanı gelmiş bulunuyor. Burada Kürt kurumlarının bu konudaki yetersizliklerini açık açık eleştiriyoruz. Fakat olayın diğer boyutunda ailelerin gençler “siyasete” bulaşmasın diye Kürt kurumlarından kaçırdıkları oğul ve kızlarına sundukları alternatiflerin sonuçları bulunuyor.
Burada şunu belirtmeliyiz ki, Kürt kurumlarına toplumsal kurumlar gibi bakılmalıdır. Bunu tersinden de söylemek mümkün. Kürt kurumları kendilerine toplumsal kurum misyonu biçmelidir. Elbette bu kurumların varlık nedeni Kürt toplumu, kimliği kültürü ise bunun gereğini yapacaklardır. Gençlerin bu kurumlarda kimliklerini, kültürlerini, toplumsal gerçekliklerini öğrenmeleri tek başına siyaset değildir. Bu bakış açısının değişmesi için hem halkın biliçlendirilmesi, hem de Kürt kurumlarının gereğini yerine getirmesi bir zorunluluktur.
Uzmanlar bu gibi bağımlılıkların en temel nedenin yaşam tarzı olduğunu belirtiyorlar. Aile içi şiddet, ayrılmış ebeveynler, baskıcı ya da aşırı korumacı aile tipi, genç aile iletişimsizliği, ekonomik sorunlar, aile içi bitmek bilmeyen kavgalar, yabancı olma hissi vb onlarca neden belirtilmektedir. Elbette Kürt kurumlarının bütün bunları giderme imkanları bulunmamaktadır. Ama bazı konularda etkili olabileceklerini de bilmekteyiz. Kaldı ki bu sorunlarla ilgili olmamak da bu alışkanlıkları yeni edinmek isteyenlere zemin hazırlamaktadır.
Özetle, kadına yönelik şiddet, intiharlar, bağımlılıklar gittikçe artmaktadır. Okunan ve duyulan haberlere ah-vah çekmek, derin analizler yapmak, suçluları ilan etmek hiç bir şeyi çözmemektedir. Kürt kurumları ve toplumu artık harekete geçmelidir. Tartışmalı, sonuçlara ulaşmalı ve yapabileceklerini yapmalıdır. Seyirci olmak, her yeni ölüme zemin hazırlamaktır.