İngiltere Gündemi


İngiltere’nin AB üyeliği ülkenin kaderini tayin edecek düzeyde bir öneme sahip gibi gösterilirken medyanın dikkatleri her daim Brüksel ile yapılan görüşmelerde. Yine aynı şekilde Prens William’ın eşi Cambridge Düşesi Kate’in hamile olduğunu açıklamasından beri bu haber ülkede birinci gündem maddesi halinde. Kate’in hamilelikten dolayı önce sağlık sorunları ve sonra da doğacak bebeğin kız mı erkek mi olacak polemiği ortalığı sarmışken bebeğin cinsiyetinin kız olarak ağızdan kaçırılması ülkeyi toptan rahatlattı. Yine, yeni Papa’nın kim olacağı tartışmaları sadece bahisçilerin değil, tüm toplumun merak konusu haline geldi. Magazin haberi niyetine yeni Papa’nın profili hakkında yazılıp çizildi, hem de günlerce.
Halbuki İngiltere’ye ilişkin yakın zamanda yapılan araştırmalar, politik ve ekonomik tartışmaların gölgesinde kalıp ötelenen toplumsal gerçeklikleri bir kez daha ortaya koyuyor. Tıp dergisi Lancet’in yayınladığı araştırma, Afganistan ve Irak’ta görev yapan İngiliz askerlerin bunalıma girerek şiddete daha yakın bireyler haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu askerlerin suç işleme oranları ise bir hayli yüksek.
Savaştan dönüp normal hayatın seyrine adapte olmaya çalışan binlerce İngiliz askeri bulunuyor. Bu askerlerin sağlıkları ve etrafındaki kişilerin can güvenlikleri için herhangi bir önlem alınmazken, İngiltere anlamsız işgallerine ve savaşlarına yeni askerler göndermekten vazgeçecek gibi görünmüyor. Yani AB’den izin çıksa binlerce askerini Suriye’ye gönderecek. Gönderilen askerler bir kez daha ‘Ben niye buradayım? Kimin için savaşıyorum? Düşmanım kim?’ sorgulamasına girecek ama bu kimin umurunda.
Diğer bir sosyolojik araştırma ise intiharın özellikle gençler arasında gittikçe yaygınlaşması üzerine. Ulusal İstatistik Dairesi’ne göre 2011’de İngiltere genelinde intihar edenlerin sayısı 6,045. İntiharlar edenlerin çoğunluğunun erkek olduğu tespit edilirken intihar eden gençlerin arasında onlarca Kürt Alevi genci de bulunuyor. İntihar eden kişilerin intihar etme sebeplerinin ‘konuşacak kimse bulamamaları’ şeklinde açıklanması, durumun basit bir psikolojik vaka olarak görülmesine sebep oluyor.
Halbuki her intiharın arkasında çok daha derin ekonomik ve toplumsal sorunlar yatıyor. İntiharı küresel bir yalnızlığa bağlamak meselenin gerçek sebeplerini görmezden gelmek anlamına geliyor. Thatcher hükümetiyle başlayan ve mevcut hükümet tarafından sürdürülen neo-liberal eksenli politikalar, bu sebeplerin başında yer alıyor. İşsizlik, artan vergiler, yoksulluk ve kamu harcamalarındaki kesintiler gibi etmenlerin tek tek dikkate alınması gerekiyor. Adım adım başlatılan değişikliklerin ve kesintilerin toplumsal bunalımla ilişkisini düşünüp buna göre hareket edecek bir hükümet değil mevcut İngiltere hükümeti. Olsaydı saçma vergilerine bir yenisini eklemezdi.
Yürürlüğe önümüzdeki ay girmesi beklenen Boş Yatak Odası Vergisi (bedroom tax), devlete ait veya devlet tarafından finanse edilen evlerde yaşayan kişilerin yaşadıkları evde boş diye tabir edilebilecek fazladan bir oda olması durumunda yıllık 728 Sterline kadar vergi vermesini zorunlu kılacak. Toplumsal bunalım yaratacak bu değişiklik protestolarla karşılandı. Geçtiğimiz Cumartesi günü düzenlenen protestolara ülke genelinde 52 şehirden 12.000 civarında kişinin soğuk havaya rağmen katıldığı belirtildi.
Yaklaşık 660.000 insanı etkilemesi beklenen yeni vergilendirmenin, zaten zor şartlar altında yaşayan ve devletten yardım almak zorunda kalmış insanlara ek vergiler yükleyerek ekonomik krizin faturası sanki onlara kesilmek isteniyor. Protestoların ise giderek şiddetlenmesi bekleniyor. 30 Mart’ta Londra ve Edinburgh başta olmak üzere tüm büyük şehirlerde daha geniş katılımlı yürüyüşler organize ediliyor. Hükümet inatla bu uygulamanın ek bir vergilendirme olmadığını, sadece boş odası olan insanlardan alınacak bir katkı payı olduğunu ve bu yüzden devlet yardımlarının yeniden bir yapılandırılması gibi düşünülmesi gerektiğini belirtiyor. Ama muhalefetteki İşçi Partisi’nin bulduğu ‘yatak odası vergisi’ ismi, medya tarafından genel bir kabul görmüş durumda.