AKP, iktidarını psikolojik savaşı yoğunlaştırarak sürdürmeye çalışıyor. Cizre’de 200’e yakın sivil Kürt’ü katlediyor, ama bu katliamın Kürtlere, Türkiye toplumuna ve dünyaya yansımasını engellemek için basını susturuyor. Başbakanı ve bakanları; yandaşı, candaşı, muhalifi, havuzuyla bütün medya kurumlarına “bu katliamları görmezden geleceksiniz” “yaptığımız açıklamalar dışındaki söylemler gerçeği ifade etmiyor” diyor. Böylece toplumu aldatma ve uyutma emellerini pürüzsüz sürdürmek istiyor. Gazeteciler ve televizyoncular da “kendilerine dokunulmasın”, “işlerinden kovulur duruma düşmesin ya da başına bir bela gelmesin” diye katliamları görmezden geliyor, sus pus oluyor.

Kürtlere yönelik vahşi uygulamaları olduğu gibi ve gerçek biçimde ortaya koyacak doğru haber yapmanın gerçekten de cesaret istediğini çok açık biçimde bugünkü yayınlardan, yazılan çizilenlerden görüyoruz. Ne diyelim, Şems-i Tebriz’in dediği gibi güneşe bakmaya cesareti olmayanlar gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkumdurlar.

Bundan iki hafta kadar bir süre önce Cizre’de vahşet bodrumu olarak adlandırılan yerde yaralı 20-25 insanın var olduğu, ama hükümetin bu yaralıların kurtarılması girişimlerine izin vermediği haberleri sınırlı da olsa bir yankı yarattı. Sonra iktidarın polis ve asker çeteleri eliyle binayı ağır silahlarla vurarak çökerttiği bilgileri özgür basına yansıdı. Ama iktidar öyle bir şey olmadığını söyledi, ortamı muğlaklaştırma yoluna devam etti.

Tabii ki psikolojik savaş şefi Tayip Erdoğan Cizre’de ne olup bittiği konusunda anlık bilgiler alıyordu. Birinci bodrumda da, diğer bodrumlarda da gerçekleşen katliamdan haberdardı. Zaten talimat o merkezden gitmişti. Saray çeteleri görevini yapıp katliamı gerçekleştirdikten sonra Erdoğan psikolojik savaş yöntemleriyle duruma el koymalıydı. Çünkü psikolojik savaşı devreye koyup durumu kontrol altına almazsa işlerin rayından çıkacağını, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin bu katliamlara tepki vereceğini ve görkemli bir serhıldana geçeceğini biliyordu. Yapması gerekenler de belliydi; her zamanki gibi yalan tohumunu ekip insanlarda “kuşku”, “şüphe” fitnesini doğuracak bir ortam yaratarak işleri tıkır tıkır yürütmeye devam etmek! “Acaba öyle midir”, “ama böyle de deniyor” hissiyatı, sorgulaması yaratarak insanların net olduğu konuları muğlaklaştırıp kararlılığını zedeleyerek onları hareket edemez duruma getirmek! İşte onun için daha birinci bodrum vahşeti gündemdeyken “ortada bodrum da, yaralı kimse de yoktur” deyip insanlarda şüphe uyandırarak yükselen tansiyonu düşürme yoluna gitmiştir. Yani her şey bir plan dahilinde yürütülmüştür.

Psikolojik savaş, bazen olmayan şeyi varmış, bazen olan şeyi yokmuş gibi göstermek, bazen de göz önünde, net olan bir durumu muğlaklaştırmak için yapılır. Tayyip de gerçekten bu konuda dersine çalışıyor. Başarılı olduğunu da düşünüyor. Söylediği başka, yaptığı bambaşka olmasının nedeni de bu düşüncede olması nedeniyledir. Ben elem eder, kulem eder bir yolunu bulur insanları kandırırım, bu benim işim, diyor. Zaten Tayyip’i AKP'de tek adam yapan da o psikolojik savaştaki ustalığıdır. O, bu maharetiyle tek adam oluyor, ya da tek o adam oluyor. O diyor, diğerleri de ya tamam diyor ya da silik unsurlar olarak papağan gibi denileni tekrar ediyor.

 Ana yüreği, baba yüreği Tayyip’i ve psikolojik savaşını mı dinler? Her gün yavrularının, evlatlarının kurtarılması için avazları çıktığı kadar bağırdı. Çünkü ciğerleri yanıyordu. Ancak AKP psikolojik savaş hükümeti birinci bodrum vahşetinde yutturduğunu düşündüğü yalanı ikincisinde de, üçüncüsünde de tekrar ediyor.

AKP iktidarı istediği kadar ne olup bittiğini gizlemeye çalışsın; görüntüler ve fotoğraflar katliamın nasıl yapıldığı konusunda çok şey, hatta her şeyi anlatıyor. Nasıl bir şey, hangi amaç ya da ne insana bu katliamları yaptırıp gizler hale getirebilir ki! Gerçekten korkunç bir durum! Yıkılmış binalardan kepçelerle ölülerin çıkarılması, yanmış ve parçalanmış bedenlerin toplanması. 30, 60, 50, 10, 20… insan, yaralı insan, ölü insan, yakılmış insan, parçalanmış insan…

Peki, AKP neden bu sivilleri katlettiğini gizliyor? Çünkü sivilleri katlettiği açığa çıkarsa Kürt halkının birikmiş tepkisinin patlayacağını biliyor. Kürt halkı dolmuş, dolmuş, taşıp sel gibi akma noktasına gelmiş. Çünkü gerçekleştirdiği katliamlara uluslararası güçlerin de sessiz kalarak suç ortaklığı yapmasının bir yere kadar olacağını biliyor. Çünkü o katletmeyi toplu değil de iki iki, beş beş, on on ve farklı yerlerde yapılmış gösterip hem Kürtleri öldürme hem de sindirme politikasının bozulacağını biliyor.

AKP'nin bu kadar Kürt’ü katletmesinin en önemli nedeni korku! Korkuyor. Korktukça har oluyor, saldırganlaşıyor! Çünkü çanların kendisi için çaldığını biliyor ve bu korkusunu gizlemek için de daha çok sivil katliamları gerçekleştiriyor. Bir yandan psikolojik savaşla, diğer yandan da korku salarak korkusunu örtmek istiyor. Korkuyor, çünkü tıpkı 29 Mart’ta Amed’te olduğu gibi Kürt halkının serhıldana kalkacağını biliyor. Gezi’de olduğu gibi kendisinden rahatsız tüm toplumsal kesimlerin bir araya gelmesinden korkuyor. Türkiyeli demokrasi güçleriyle Kürt halkının bin yıl önce olduğu gibi günümüzde de Kürt-Türk halklar kardeşliğini ve ittifakını kurup kendisinin faşizan politikalarıyla ortada kalmasından korkuyor. Her gün sağı solu suçladığı halde hırsızlığı, yalancılığı ve halkını katletmesinden dolayı yargılanmaktan korkuyor. Kürt halkının bu katliamlara artık tahammül etmeyip 6-8 Ekim Kobanê Direnişini sahiplenme eylemlerinde olduğu gibi Cizre ve Sur direnişlerini sahiplenerek Kürdistan ve Türkiye metropollerinde de serhıldana kalkıp yüzüne bir şakam vurmasından korkuyor. Tabii ki bir şeyden daha korkuyor; kış bitiyor; yani bahar geliyor. Zaman aleyhine işliyor. İçini titreten ve düşündükçe daha da saldırgan olmasına neden olan en büyük korku da bu oluyor.

Ama korkunun ecele faydası yoktur. AKP sadece bu korkularla bile uzun süre ayakta kalamaz. Hem ayakta kalsa ne olacak ki? Gölgesinden bile korkarak yaşamak ayakta kalmak mı oluyor? Her gün birlikte yola çıktığı arkadaşlarını, kardeşim dediği birilerini bile korkudan tasfiye edebiliyor. Ortalarda dolaşıyor, ağzından, nefret, kin ve insanlık suçu cümleleri çıkıyor. Şizofrenik bir hale girmiş, herkesi düşman görüyor. Başkanlık rüyası onda histerik bir durum ortaya çıkarmış bulunuyor.

AKP'nin dişine kan değmiş, elleri kanlanmış, insanlık suçu işlemiş, kirlenmiş. Bin defa da zemzem suyuyla yıkansa temizleyemeyeceği bir kir bu. Ve oluk oluk akan bu kanda boğulmaya doğru gidiyor. Bu kirli haliyle bundan sonra iktidar olmuş ne, olmamış ne! İstediği kadar ben ben desin artık bir meşruiyeti kalmamıştır.

AKP kapısına bağlı Kürt kökenli bazılarına da bir çift sözüm var; sabahtan akşama kadar PKK'ye hakaret eden ey ruhunu satmışlar, hani “insan yaşamı her şeyden önemlidir” diyordunuz? Bu kadar sivilin katledilmesine ne diyeceksiniz? Yoksa söyleyecek bir sözünüz mü yok?

Kuşkusuz AKP psikolojik savaşla Kürt toplumunda tansiyonu düşürememiştir. Hatta intikam duygusu daha da güçlenmiştir. Zaten hiçbir psikolojik savaş aracı intikam ateşini söndürmeye yetmez. Bunu çok yakında herkes görecektir. Ancak tepkinin yeterince gösterilmemesinin yeni katliamlar yapılmasını cesaretlendirdiği de ikinci ve üçüncü bodrum vahşetlerinden anlaşılmaktadır. HDP Cizre İlçe Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un son telefon görüşmesinde belirttiği “sesimizi duyun ve sesimize ses verin”, “katliamın gerçekleşmesini durduralım” çağrısına yeterince sahip çıkılamadığı da bir gerçek. Bu konuda bir vicdan muhasebesi yapılmadan hem huzur içinde olunmaz hem benzer olaylar gerçekleştiğinde nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda doğru sonuçlar ortaya çıkarılmaz. Doğru, Kürtleri yok etmek isteyen zalim bir iktidar var. Doğru, her türlü kirli yöntemi devreye koymuştur. Doğru, bu iktidarın tankı var, topu var ve koşullar zorlu. Doğru, kara kıştır. Ancak bu belirtilenlerin hiçbirisi yeterli tepkiyi göstermemeye gerekçe olamaz. Aksine mücadele azmini bileyen etkenler olacaktır.

Zorbalar ve katiller bir süre için yenilmemiş görünebilirler, ama sonunda mutlaka kaybederler. Mehmet Tunç’un dediği gibi “bu mücadele bizim burada katledilmemizle bitmeyecek, devrim uzun solukludur”, “AKP'nin zulmüne diz çökmeyeceğiz ve mutlaka kazanacağız”.