BDP ve sol demokratik güçler 20 Kasım günü İstanbul’da büyük bir miting düzenledi. Miting gayet coşkulu ve heyecanlıydı. Mitingin temel sloganı “İrademe Dokunma!” idi. Hem bu temel slogan, hem de mitinge egemen olan hava AKP iktidarına yönelik ciddi bir uyarıyı ifade ediyordu. “KCK Operasyonları” adı altında Kürt demokratik siyasetine yönelik ikibuçuk yıldır devam eden siyasal soykırım operasyonlarına karşı çıkılıyordu. Yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde dört ayı aşan ağırlaştırılmış tecrit ve imha uygulamaları reddediliyordu.
Aslında daha net tutumun 19 Kasım günü Amed’te ortaya konması öngörülmüştü. Fakat yoğun yağış nedeniyle Amed mitingi yapılamadı. Dolayısıyla Amed ve İstanbul’da peşpeşe mitinglerle etkili bir demokratik tutum koyma durumu tam gerçekleştirilemedi. Fakat BDP ve müttefikleri Amed mitinginden vazgeçmiş değil. 3 Aralık günü daha büyük bir demokratik miting yapmaya ve Kürt halk tutumunu dost-düşman herkese göstermeye hazırlanıyorlar. Diğer yandan Kürtler PKK’nin otuz üçüncü kuruluş yıldönümünü coşkuyla kutluyorlar. Kutlamalar dört parçada ve yurtdışında sürüyor. PKK’nin kuruluş günü olan 27 Kasım’dan günlerce, hatta haftalarca önce başlamış bulunuyor. Mevcut haliyle 27 Kasım’dan günlerce ve haftalarca sonra da devam edeceğe benziyor. PKK’nin Kürt halkının derinliklerinde kök salmış olduğu açıkça görülüyor!
Peki bütün bunlar neyi ifade ediyor? Çok açık ki, Kürt halkının ulusal ve siyasal iradesine her koşulda sonuna kadar sahip çıkacağını gösteriyor. Bu iradeye el değdirmeyeceğini, kimseyi dokundurtmayacağını ortaya koyuyor. Halkın Önder Abdullah Öcalan’ı, PKK’yi ve demokratik siyaseti sahiplendiğini ifade ediyor. Çünkü yaşamı ve özgürlüğü bunlarda buluyor.
AKP faşizminin son saldırıları tam da BDP ve Kürt halkının bu tutumuna karşı bir cevap, yeni bir saldırı olarak gelişiyor. “İrademe dokunma” mitinglerine karşı adeta “Dokunurum, ezerim” demek anlamına geliyor. Saldırılar bütünüyle Önder Abdullah Öcalan’ı hedefliyor. Bunlara “Apo operasyonları“ bile denebilir. Önder Abdullah Öcalan’ın savunmasını üslenen elliye yakın avukat gözaltına alınmış, Önder Abdullah Öcalan’ın yazılarını yayınlayan gazete ve dergi büroları basılmış bulunuyor. Önder Abdullah Öcalan ile ilgili ve ilişkili her şey “Suçlu ve terörist” olarak görülüyor. İdeolojik, siyasi ve askeri boyutları olan bu topyekûn saldırının 21 Kasım günü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı toplantılarda kararlaştırıldığı ve Erdoğan’ın talimatı ile gerçekleştirildiği artık tartışma götürmüyor. Nitekim bir yandan bu saldırı operasyonları yapılırken, diğer yandan buna paralel olarak Tayyip Erdoğan, “KCK Operasyonlarını şimdiye kadar hep destekledim, bundan sonra da destekliyorum” demekten çekinmiyor. Böylece de yapılanların hepsini üstlenmiş oluyor.
Psikolojik savaş kapsamında Kürt Özgürlük Hareketine ve Önder Abdullah Öcalan’a yöneltilen kirli propaganda saldırılarının Başbakan ve AKP hükümeti tarafından kararlaştırılıp planlanması anlaşılırdır. Böyle olduğu zaten herkes tarafından da biliniyordu. Yine Kürt halkına, kadın ve gençlerine yönelik polis terörünün AKP hükümeti tarafından örgütlenip yürütüldüğü de biliniyordu. Ayrıca Kürt gerillasına karşı her türlü kimyasal silah da dahil yakıcı ve boğucu gazlarla Türk ordusunu saldırtanın da AKP hükümeti olduğu biliniyordu. Bunlar siyaseten yanlış ve savaş suçu kapsamında olsa da, yine de hükümetin icraatı kapsamında sayılıyordu.
Fakat “KCK Operasyonları” sözkonusu olduğunda AKP yöneticileri hep “Biz yapmıyoruz, yargının işi” diyordu. Sorumluluğu hukuka ve yargının üzerine yıkıyordu. Şimdi son saldırılarla bu konuda da AKP’nin maskesi düşmüş, BDP tutuklamalarının hukukun değil siyasetin işi olduğu netçe ortaya çıkmıştır. AKP iktidarının basını olduğu gibi, hukuku da tıpkı silah gibi siyasetin bir aracı olarak kullandığı netçe görülmüştür. Dolayısıyla AKP’nin yürüttüğü Kürt soykırımı silaha ve siyasete dayandığı gibi, hukuka ve medyaya da dayanmaktadır. Bu nedenle daha derin, kapsamlı ve tehlikelidir. O halde kendisi en kapsamlı bir soykırımı yürüten bir başbakan ve hükümetin Dersim soykırımına karşı çıkabilmesi mümkün değildir.
İşte bütün bu gerçekler Kürt halkının son direnişiyle, “İrademe dokunma” sloganı temelinde kendi özgürlük değerlerini güçlü bir biçimde sahiplenmesiyle açığa çıkartılmış ve aydınlatılmıştır. Bu temelde AKP’nin maskesi bütünüyle düşürülmüştür. AKP faşizminin ne kadar tekelci, zalim ve Kürt düşmanı olduğu açığa çıkartılmıştır. İmralı’daki ağırlaştırılmış tecridin bizzat hükümet tarafından siyasal amaçlarla geliştirildiği ortaya konulmuştur.
Bütün bunlar oldukça önemli gelişme ve sonuçlardır. En değerli ve kalıcı gelişme gerçeğin açığa çıkarılmasıdır. Ortamın aydınlık kılınması, maskeler düşürülerek hile ve oyunların bozulmasıdır. İşte son aylardaki Kürt direnişi bu sonuçları ortaya çıkarmıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de itiraf ettiği gibi AKP oyunlarını bozmuştur. Demekki ağır bedeller ödense de İmralı direnişi, gerilla direnişi, halkın ve demeokratik siyasetin direnişi boşa gitmemiştir. Bu direnişler özgürlük mücadelemizi geliştirmiş ve özgürlük tarihimize yeni kazanımlar eklemiştir. Hareket ve halk olarak yeni parti ve mücadele yılına bu temelde girilmektedir. Kuşkusuz yeni parti yılı daha kapsamlı mücadelelerin yaşanmasına adaydır. Kürdistan ve Ortadoğu’daki durum bunu açıkça göstermektedir. Belkide gerçek anlamda bir final yılı olacaktır. O halde böyle kritik bir yılda da sonuç alıcı olabilmek için daha duyarlı ve dikkatli hareket etmek, daha örgütlü ve mücadeleci olmak şarttır.
Yeni yılda demokratik ulus irademize daha güçlü sahip çıkmalıyız. Temel değerlerimizi, Önderlik ve şehitler gerçeğimizi daha güçlü sahiplenip korumayı ve yüceltmeyi bilmeliyiz. Öyle ki, hiçbir zalim el asla dokunamamalı. Bu değerlere uzanan eller halkımızın demokratik gücüyle etkisizleştirilmeli. Özgürlük mücadelesi her alanda daha güçlü geliştirilerek tam başarıya ulaştırılmalıdır.
Zulme karşı demokratik halk direnişinin başarı getirdiği bir kez daha kanıtlanmıştır. O halde AKP’nin çılgınlaşan zulmüne karşı da her alanda demokratik halk direnişi geliştirip tam başarıyı kazanmak gerekir. Yeni parti yılını bu temelde karşılamak, kahraman şehitlerimizi böyle anmak ve Onları zafer gerekçesi yapmayı bilmek gerekir.