Van Yüksek Güvenlik Kapalı Cezaevi’nde ölümü orunucu sürdüren Ahmet Anığı, “Vazgeçmeyeceğiz. İrademiz sağlam, başımız dik olarak mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.

Ölüm orucundaki Ahmet Anığı’nın Türk cezaevlerinde tutulan ve açlık grevi deneyimi olan babasına gönderdiği fotoğrafın arkasına “Bu mücadele o kadar büyük bir ruha sahiptir ki babadan çocuklara geçiyor” diye yazdı.

Van Yüksek Güvenlik Kapalı Cezaevi’nde tutulan Ahmet Anığı, 1 Mart’ta girdiği açlık grevi eylemini, 30 Nisan’dan itibaren ölüm orucuna dönüştürdü. 1996’da Ağrı’da doğan Anığı, doğduğundan bu yana aile içerisinde kendisine ‘Sipan’ ismiyle hitap ediliyor. Ortaokuldan sonra okulu bırakan Anığı, 19 yaşında tutuklandı ve götürüldüğü Ağrı Kapalı Cezaevi’nde 12 gün tek kişilik hücrede tutuldu. 28 yıl hapis cezası verilen Anığı, Erzurum Oltu T Tipi Cezaevi’nde bir yıl kaldıktan sonra 2016’da Van Yüksek Güvenlik Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

Anığı, sonu ne olursa olsun mücadelenin kazanacağını her defasında ailesine söylüyor. Anığı, babasına gönderdiği bir fotoğrafın arkasına şöyle yazdı: “Bu mücadele o kadar büyük bir ruha sahiptir ki babadan çocuklara geçiyor.”

Onunla gurur duyuyorum

 Oğlunun ölüm orucuna girdiğini haberlerden öğrendiğini söyleyen baba Adem Anığı, oğluyla gurur duyduğunu belirtti. 1993’te askerler tarafından darp edilerek Erzurum Kapalı Cezaevi’nde 1 yıl 3 ay tutuklu kaldığını hatırlatan baba Anığı, birçok baskı ve işkenceye maruz kaldıklarını ifade etti. Bu baskılara karşı tutsaklarla birlikte 25 gün açlık grevine girdiğini belirten baba Anığı, “Yıllar geçse de iktidarın yaptığı haksızlık, zulmün adı ve rengi değişmedi. Her geçen gün daha da ağır bir tabloyla karşılaştık. Biz zulmü kabul etmedik. Şimdi de benim oğlum kabul etmiyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecride karşı bedenini ölüme yatırmış birçok tutuklu var. Açlık grevinde olanları anlamamız gerekiyor. Taleplerinde haklı olduklarını biliyoruz. Onların mücadelesinden güç alıyoruz” dedi.

Sessiz kalanları da yakar

 Açlık grevine giren her tutuklunun sesine ses olmak için alanlarda olmanın önemli olduğunu dile getiren baba Anığı, şunları söyledi: “Halkımız tepkilerini ortaya koyarsa devlet bu zulmü durduracak. Eğer adalet varsa Sayın Öcalan’ın da haklarını vermek zorundadırlar. Bu halk kimseyi öldürmedi, katletmedi, haklarını gasp etmedi. Her zaman özgürlük, barış ve kardeşliği istediği için katledildi. Çocukları cezaevinde açlık grevinde olan anneler darp ediliyor. Ölümler olmadan tecrit kaldırılsın. Sonunda bu ateş sessiz kalanları da yakacak.”

 Halkını çok seviyor

 “Biz anneler hiçbir insanın ölmesini istemiyoruz” diyen anne Siti Anığı ise tutsakların yaşatmak için bedenlerini ölüme yatırdıklarını vurguladı. Oğlunu en son 3 Nisan’da yaptığı açık görüşte gördüğünü belirten anne Anığı, “Biz üzülmeyelim diye sürekli iyi olduğunu söylüyordu. Ellerinin titrediğini görüyordum. Morali çok iyiydi. Sürekli eski günlerden bahsedip şakalar yapıyordu. Açlık grevi konusunda hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini dile getiriyordu. Zayıfladığını görmemiz için üst üste kıyafet giymişti. Ahmet bize ve çevresine çok değer verir. Özellikle halkını çok seviyor. Kürt halkının baskı ve zulüm altında olmasına dayanamadığı için mücadeleye katıldı. Şimdi ise mücadelesini cezaevinde sürdürüyor” şeklinde konuştu.

Oğlu Yılmaz Anığı’ın 2 Mayıs’ta Ahmet’in kapalı görüşüne gittiğini aktaran anne Anığı, Ahmet’in kardeşine, “Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. İrademiz sağlam, başımız dik olarak mücadelemizi sürdürüyoruz. Hiçbir adım atılmadığı için bu eylemi yapıyoruz” dediğini aktardı.

VAN


Ortak geleceğimiz içindir

142 gündür açlık grevinde olan Yasin Güngör, “Direnişimiz ortak geleceğimiz içindir. Bedenim her gün erirken umutlarımızın büyümesini sağlayacağınıza inancımı bir kez daha paylaşıyorum” dedi.

Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan Yasin Güngör, 16 Aralık’tan beri açlık grevinde. 43 kiloya düşen Güngör, ailesi aracılığıyla bir mektup gönderdi. 15 Temmuz’daki devlet içi çatışma sonrası ceberut devlet zihniyetinin tüm insan haklarını askıya alan, kazanılmış hakları yok sayan, hukuk tanımaz, insanlık dışı uygulamalarının arttığını hatırlatan Güngör, Öcalan şahsında kendini gösteren ağır tecrit politikasının, Kürt halkını hedef aldığını vurguladı.

Güngör, şöyle devam etti: “Yaratılmak istenen korku imparatorluğu ve karanlığa karşı, zindanlar bir kez daha bedenlerini açlığa yatırıp demokrasi için, adalet için, birer ışık olmuşlardır. Açlık grevi yürüten biz tutsaklar olarak, özgürlük taleplerimizden asla vazgeçmeyeceğimizi; insanlığın üzerine çöken bu vahşi tecridi, izolasyonu ve imha politikalarını kabul etmeyeceğimizi açıkça göstermek ve belirtmek isteriz. Zindanlarda tutsakların bedenlerini özgürlük, barış, kardeşlik ve demokrasi için birer direniş mevziisine çevirmesi, gören gözler, hisseden vicdanlar için anlaşılması ve anlam verilmesi gereken bir demokrasi eylemidir. Cezaevlerinde kaybedilecek her can, halklarımızın gelecek umutlarını kanatır. Özgürlük ve demokrasi yolunda iyileşmez yaralar açar. Bunun içinde toplumun ilerici güçleri, yitirilmemiş vicdanlar derhal harekete geçmeli ve acilen karanlığa karşı cezaevlerinde yakılan bu demokrasi ışığı büyütülmelidir.”

Toplumsal barışa katkı

 Açlık grevlerinin kritik aşamayı geçtiğini dile getiren Güngör, yaşanan ölümlere yeni ölümlerin eklenmesinin an meselesi olduğunu belirtti. Cezaevlerinde yükselen yaşam çığlıklarına artık ses verilmesi gerektiğini söyleyen Güngör, şöyle devam etti: “Sessiz kalmanın suça ortak olmak anlamına geleceğini bilerek vicdan sahibi gelecek kaygısı olanları cezaevlerinde yükselen yaşam çığlıklarını sahiplenmeli sesimize ses olmalıdır. Unutmayalım ki cezaevlerinde ki her can kaybıyla beraber ölen insanlık, ölen vicdan, yok olan geleceğimiz olacaktır. Taleplerimiz devletin kendi hukukunu ve yasalarını uygulamasıdır. Öcalan üzerindeki tecrit sadece şahsına değil başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye ve Ortadoğu halklarına uygulanmaktadır. Tecridin kalkması gerginlikleri azaltacak, ölümleri durduracak ve toplumsal barışa katkı sunacaktır.”

Sesimize ses olun

Tecridin kaldırılmadığı müddetçe grevlerine ve direnmeye devam edeceklerini vurgulayan Güngör, son olarak şunları dile getirdi: “Yaşam ve ölüm arasında insanlık direnişinin sürdürüldüğü bu kritik aşamada bir kez daha başta aydınlara, partilere, insan hakları savunucularına, ilerici emek güçlerinin temsilcilerine, CHP’ye ve tüm demokratik kamuoyuna halkımıza sesleniyoruz. Direnişimiz ortak geleceğimiz içindir. İmralı tecridinin kalkmasına, imha politikalarına ve tüm karanlıklara karşı sesimize ses olun. Bedenim her gün erirken umutlarımızın büyümesini sağlayacağınıza inancımı bir kez daha paylaşıyorum.”


Cesaretleri önünde eğiliyoruz

Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde açlık grevi eylemini 136. gününde ölüm orucuna çeviren Enver Dönmez’in babası, “Onların bu cesareti karşısında önlerinde eğilmekten başka bir şey yapamayız. Ancak onların sesini duyurmak için çok şey yapabiliriz” dedi.

Ölüm orucunda olan tutsaklardan biri de Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde kalan Enver Dönmez. 4 yıldır cezaevinde olan Dönmez, “Örgüt üyesi olmak”, “Ateşli silah bulundurmak” ve “Patlayıcı madde bulundurmak” iddialarıyla 22 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İmralı tecridine karşı 16 Aralık 2018’de süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başlayan Dönmez, açlık grevini 136. gününde ölüm orucuna çevirdi.

Geri dönüşü olmayan yol

 Dönmez’in annesi Şemse Dönmez, oğluyla son yaptığı görüşmeyi aktararak, sağlık durumunun kötü olduğunu ve çok fazla kilo kaybına uğradığını dile getirdi. Ölüm orucunun geri dönüşü olmayan bir yol olduğunu belirten anne Dönmez, “Yaşanacak tek bir ölümün hesabını kimse veremez. Bu yüzden çocuklarımızın talepleri bir an önce karşılanıp, bu eylemin son bulması sağlanmalıdır” dedi. Oğlunun talebinin kendi talebi olduğunu kaydeden anne Dönmez, Türkiye’de barışın sağlanması için Öcalan’la görüşülmesi gerektiğini ve Öcalan’la görüşmeler başladığında ölümlerin duracağını ifade etti.

Sorumlusu devlettir

 “Devlet, devlet olsaydı önce kendi koyduğu yasalara uyardı” diyen anne Dönmez, “Mademki yasalar var, kanunlar var, devlet neden o yasalara, kanunlara uymuyor?” diye sordu. Cezaevindeki çocuklarının başına bir şey geldiğinde sorumlusunun devlet olacağını dile getiren Dönmez, yaşanan vahşetin son bulmasını ve tecridin kalkmasını istedi. Demokrasi güçlerine ve Kürt halkına çağrıda bulunan Dönmez, “Çocuklarımız ölünce mi harekete geçeceksiniz? Elinizi vicdanınıza koyun” diye seslendi.

Göz yuman insanlığını sorgulasın

 Baba İbrahim Dönmez ise başlatılan eylemin çok önemli ve tehlikeli olduğunu ifade etti. Ölüm orucunun sadece tecridin kaldırılmasına dönük olmadığını, aynı zamanda açlık grevlerine dönük duyarsızlığa bir tepki olduğunu vurgulayan baba Dönmez, “Cezaevlerinde binlerce tutuklu bedenini ölüme yatırdı. İnsanlar ölürken, vicdanlar kurudu mu ki yaşanılanlara sessiz kalınıyor. Kimse buna göz yumamaz. Göz yuman insanlığını sorgulasın” dedi.

Sonuna kadar arkasındayız

 Sonuna kadar oğlunun arkasında olduğunu ifade eden baba Dönmez, şunları ekledi: “Çocuklarımız barış ve kardeşlik istediği için bedenlerini ölüme yatırdı. Onların bu cesareti karşısında önlerinde eğilmekten başka bir şey yapamayız. Ancak onların sesini duyurmak için çok şey yapabiliriz. Bu ülkede Kürt halkı dışında kimse barış istemiyor. Sadece Kürtler değil, Türkiye’de yaşayan tüm halklar da barış istemeli. Peki, barış nasıl olur? İmralı’nın önü açılırsa barış olur.”


Vicdanen rahatım

Dört arkadaşı ile birlikte bulundukları Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde ölüm orucunda olan Vedat Özağar, gönderdiği mektubunda ölüm orucuna başlama gerekçelerini anlattı.

Kars’ın Digor ilçesine bağlı Tırmaşin köyünde doğan Özağar, 26 yaşında. 17 Eylül 2015’ten beri de tutuklu. Özağar, neden böylesi bir eyleme başladığını şu sözlerle dile getirdi: “Süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminin iki ayını geride bıraktıktan sonra ölüm orucuna başladım. İnsan denilen varlık birçok farklı duyguları harmanlayarak yaşıyor. Vicdan da bunların hakkaniyet muhasebesini yapar. Eğer bir insanın vicdanı ona ‘tamam’ diyorsa, iç huzura erebilir, doğru yoldadır. Bugün vicdanımız bize fedakarlıkta bulunmayı öngörüyor ki, daha fazla tahribat ve can kaybı yaşanmadan bu süreç olgunlukla sonuç alıcı olsun. Eylemde olmamız bundandır, eylemde olmak çok güzel.”

Tecridin vahşi, ahlaksız ve onursuzca bir insanlık suçu olduğunu vurgulayan Özağar, bunu uygulayanların ise siyaseten savundukları fikirlere zerre güvenleri olmayanlar olduğunu ifade etti. Özağar, “Mevcut tecridin odak noktasında tüm Kürtler vardır, insanlık değerleri vardır. Türk ve Kürt halkının kardeşlik ve komşulukları vardır. İnsan olan bunu anlar ve kaldırılmasını ister. Ben de görev olarak önüme koyduğum tecridin kaldırılması için mücadele ediyorum. Tecridin kaldırılması ve eylemin duyulması için yaptığımız basın açıklamasındaki taleplerin yerine gelmesi şüphesiz onurlu bir barış getirecektir. Türkiye, Kürdistan ve tüm Ortadoğu derin nefes alacak” ifadelerini kullandı.

Faşizm ancak direnişle yıkılır

 Özağar, kamuoyundaki sessizliğin temel nedeninin devletin baskısı, zorbalığı ve yer yer devlet terörüne varan yaklaşımları olduğunu belirtti. İnsanları korkutarak sonuç alma hesapları yapıldığını ifade eden Özağar, “Ancak bilinmeli ki Kürt halkı direnişçidir, politik bir halktır. Sessizliği kırıp, büyük direnmeye başlayacaktır. Buna inancım tamdır. Şu anlaşılmalı ki, faşizm ancak direnişle kırılır, yenilir” dedi.

Direnmeden kazanan olmaz

Özağar, mektubunu şu sözlerle noktaladı: “Bugün binlerce insan tecridin kırılması için mücadele içinde. Kimse onların çığlıklarını duymak istemiyor ya da duymazlıktan geliyor. Bu ahlaki ve vicdani olmasa gerek. Süreç itibariyle daha ahlaki ve vicdani olduğunu düşündüğüm ölüm orucuna bu yüzden başladım. Artık bu sessizliği kırmak ve aşmak gerekiyor. Yegane amacımız budur. Dün olduğu gibi bugün de direniş zafere, teslimiyet ihanete götürür. Verip verebileceğim tek mesaj ve çağrı budur. Güzel günler ancak direnişle mümkündür. Direnmeden kazanan olmaz.”


Kararlarına saygı duyduk

Tecridin sona ermesi için ölüm orucunda olan tutsak bulunan Abdulhalık Kaplan’ın babası, “Kararlarına hep saygı duyduk ve arkasındayız” dedi.

Ölüm orucu eylemcilerinden biri de Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde bulunan Abdulhalık Kaplan. Liceli olan Kaplan, ilk, orta ve lise öğrenimini Lice’de tamamladı. Babası memur olan Kaplan, 2006’da ailesiyle beraber Amed merkeze yerleşti. 2014’te Kobanê’ye dönük DAİŞ saldırıları döneminde Rojava’ya geçen Kaplan, orada yaralanarak tedavi olmak için Amed’e geldiği sırada tutuklandı. Kaplan’ın anne ve babası çocuklarının direnişine ilişkin ANF’ye konuştu. Baba Nizamettin Kaplan, oğlu Abdulhalık’ın küçüklüğünden beri çok çalışkan ve zeki olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Daima kendine başına ve bağımsız hareket ederdi. Kimsenin kendisine amirlik taslamasını istemiyordu. Kimseyi kırıp dökmezdi. Çevresi ile ilişkileri çok sağlamdı. Kobanê’ye gitmeye kendi iradesiyle bu kararı verdi, biz de onun bu kararına saygı gösterdik. Her anne ve baba gibi bizde çocuğumuzun yanındayız. Her hafta görüşüne gidiyoruz.”

Oğlu Abdulhalık’ın açlık grevine gireceğini söylediğinde onun bu kararına da saygı gösterdiklerini ifade eden baba Kaplan, şöyle devam etti: “30 Nisan’dan beri de bedenini ölüm orucuna yatırmış durumda. Bu kararını da bana telefonla söyledi. Ben de onun bu kararının arkasında olduğumu ve desteklediğimi söyledim.

Doğum günü 30 Nisan

Tabii 30 Nisan Abdulhalık’ın aynı zamanda doğum günüdür. Artık tesadüf mü oldu bilmiyorum ama doğum gününde ölüm orucuna girmiş oldu. Tüm siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine, vicdan sahibi herkese ve özellikle de duyarlı Kürt halkına çağrımdır; bu tutsakların seslerine ses, dertlerine ortak olalım. Sonuçta insanların görevi yaşatmaktır. 20 yıldır bir adada zindanda olan bir halkın önderinin ailesiyle ve avukatlarıyla görüşmesini talep ediyorlar. Onun hukuki ve anayasal hakları vardır. Bunların yerine getirilmesi gerekiyor.”

Anne Aysel Kaplan da önceki gün açık görüşe gittiğini belirterek, şunları paylaştı: “Oğluma ‘Nasılsın?’ diye sorduğumda iyi olduğunu söylüyor. Dudakları hep bembeyaz olmuştu. Arkadaşlarını da gördüm, hepsi halsizlerdi. Artık devletin bu konuda adım atmasını istiyoruz. Çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz.”