33 yılllık destan -3-

Tarih 15 Ağustos 1984’ü gösterdiğinde Kuzey Kürdistan’da yeni bir dönem başlamıştı. Sadece Türk devletinin 12 Eylül darbesi sonrasında uyguladığı sömürge politikalarına karşı değil, iradesi kırılmış bir halkın yeniden dirilme dönemi olmuştu. Sosyolog İsmail Beşikçi bu PKK’nin başlattığı halk savaşının ilk adımını “sadece sömürgeci Türk karakollarına değil, Kürdün beynindeki karakollara sıkılmış kurşun” olarak değerlendirmişti. Güney Kürdistan’da 1975’te yapılan Cezayir Antlaşması’yla KDP teslimiyeti yaşamış ve artık varlık gösteremez duruma gelmişti. Doğu Kürdistan’da İran-KDP’si ve Komela gibi örgütler olsa da, bunlar diğer parçaları etkileyecek durumda değillerdi. 12 Eylül askeri darbesinden son Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de diğer Kürt partilerden eser kalmamıştır. Bu örgütlerin büyük kısmı tasfiye olmuş veya Avrupa ülkelerinde mültecilik konumunu kabul etmişlerdi.
Günümüz açısından da çokça tartışılan “PKK neden halen silahlı mücadeleyi sürdürüyor, ortaya çıktığında böyle bir mücadele yöntemi olabilirdi, ama bu gün gerekmiyor” türünden değerlendirmeler yapılmaktadır. Güney Kürdistan’da Kürtler açısından önemli gelişmeler olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Ama bu şartların bile bölgesel ve uluslararası alanda ne kadar süreceği tartışma konusudur. Yine Doğu Kürdistan’da İran devletinin Kürt politikası fiziki ve kültürel asimilasyonun en üst düzeyde uygulanmaktadır. Güney Batı Kürdistan’da Esad rejimi zayıflamasından kaynaklı olarak Kürt politikasında kısmi değişiklikler olsa da, genel olarak Arap milliyetçiliğinin merkezi olmasından kaynaklı dengeler Kürtler açısından her an olumsuz yönde değişebilir. Türkiye’de ise Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sonucunda görüntüde inkar ortadan kalkmış olsa da, sosyal, kültürel, ekonomik, toplumsal soykırım uygulamaları halen sürmektedir. Kürtlerin devlet olma sorunu olmadığı artık net bir biçimde ortada olmasına karşın, halk olarak varlıklarını koruyacakları kurumlarına yer verilmemekte, ortaya çıkan kurumlar ise yasal görülmemekte ve yasal güvenceye alınmamaktadır.
Buradan anlaşılacağı gibi Kürtlerin ulus olarak varlık sorunu halen günceliğini korumaktadır. Ortam, bugün Kürtlerin fiziki olarak bir soykırıma uğratılmasına zemin sunmamaktadır. Ama Kürtlerin asimilasyona uğratılmasının zemini daha da güçlenmiştir. Bu açıdan PKK’nin silah mücadeleye başladığı yıllardaki mücadele sonucunda şartlarında değişiklikler olmuş olsa da, esas olarak Ortadoğu’da Kürtlerin halen halk olmaktan kaynaklı olarak haklarını elde etmediği ve bazı kazanımlar ortaya çıkarmışsa da, bunun güvencesi olmadığı görülmektedir.

15 Ağustos atılımı ile yeni süreç

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, bu konudaki şu belirlemesi önemli olacaktır: “Bu süreçte başından itibaren PKK öncülüğünde özellikle 15 Ağustos Hamlesi’yle gelişen ve çok zorlu geçen bir direniş süreciyle sadece Kürt gerçeğinin varlık olarak tasfiyesi durdurulmamış, özgürlük yolunda da önemli mesafeler kat edilmiştir… Ortadoğu’ya açılım stratejik bir yönelimdi. Gerçeklik ufkumuzu daha da açacaktı. Silahlı mücadeleye sistematik dönüş, gerçekliğimizin daha gelişkin bir bilincine erişmeye zorlamıştı. Zor ile Kürdistan ilişkisi araştırılmaya çalışılmıştı. 15 Ağustos Hamlesi görünüşte askeri, özünde politik gerçeklik yanı ağır bir süreci başlatmıştı. Politikayla şiddet arasındaki ilişki gittikçe açığa çıkıyordu. Toplumsal kişilik, bireyin yaratıcılığı, örgütlenmenin gücü, ulusal toplumsallık, kadın özgürlüğü kendini daha açıklayıcı kılıyordu.”
Kürtler hiçbir zaman yabancı bir egemenliği kabul etmemiş, etmişse bile bu zora dayalı olmuştur. Türk, Arap, Fars ulus devletlerinin Kürdistan ve Kürtler üzerinde uyguladıkları tüm politikalarda askeri şiddet hep öncelik olmuştu. Buna karşı Kürtlerde hep isyanlarla karşılık vermiş ve bu isyanlar başarısızlıklarla sonuçlanmıştı. Her isyandan sonra iradi olarak Kürtler daha fazla zayıflamış ve asimilasyon politikalarıyla kimliğine sahip çıkamayacak duruma getirilmişti. Bu gün ise, diğer halklara öncülük yapacak demokratik bir bilince, Kürtlüğüyle övünen, ulusal kimliğini her yerde ifade eden bir halk noktasına gelmiştir. Toplumsal açıdan ise, Kürt toplumunda devrimler yaşanmış, kadın-erkek ilişkilerinde yeni ölçüler açığa çıkmıştır.

‘Diriliş başarıldı, sıra kurtuluşta’

Bu konu da PKK’nin geliştirdiği halk savaşının belirleyici olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Halka dayalı yaşam, halk birlikte verilen mücadele ve geliştirilen halk savaşı 1990’larla daha fazla Kürtlerin yaşamlarını etkilemeye başlamış ve tüm parçalardaki Kürtleri etkisi altına alır. Bu yıllar aynı zamanda PKK’nin halklaştığı yıllar oluyor. Kuzey Kürdistan’da serhıldanlar gelişmekte ve Kürtler açık bir biçimde halk olmaktan kaynaklı taleplerini dile getirmektedir. Kürt halkı PKK’nin yeni misyonunu “PKK halktır halk burada” sloganıyla ifade etmektedir. Bu durum Kürt toplumsal yaşamında yeni bir durumdur. Kürtler artık eski toplumsal ilişkilerden farklı olarak ortaya çıkan yurtseverlik olarak tanımlanan yeni ilişkiler içinde kendilerini ifade etmeye başlarlar. Kürt artık Türk devletinin sömürgeci uygulamalarını kabul etmemekte, bu sömürgeci sistemin devamı olan ağalılara, despotlaşmış aşiret reislerine, Türk devlet sistemi içinde yer bulmuş Kürt aristokrasisinden ve dini kendisi için bir çıkar aracı haline getirmiş tarikat şeyhlerinin egemenliğinden kendilerini kurtarmışlardır. Kürt Halk Önderi bu dönemi “Diriliş başarıldı, sıra kurtuluşta” diye tanımlar.
Kürtler, PKK ile birlikte aynı zamanda Kürtlerin tarihinde kesintisiz olarak en uzun halk ve ulus olarak varlığını koruma mücadelesi vermektedir. Bunun merkezi Kuzey Kürdistan olsa da, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtleri derinden etkilemiş ve Kürtlerin demokratik ulusal birliğini yaratmada önemli gelişmeler ortaya çıkarmıştır. Kuzey Kürdistan’daki bu ulusal birlik duygusunun gelişimi bütün parçaları da etkilemiştir. Günümüzde Kürdistan’ın bir parçasındaki gelişme diğer parçalar ve dünyanın birçok yerinde dağılmış Kürtleri duyguda birliği oluşmuşsa, bunda PKK’nin “Kürdistan sömürgedir” üzerinde geliştirdiği mücadele şeklinin belirleyici olduğu artık herkes tarafından kabul görmektedir. Kürtler artık uluslararası güçlerin bölge devletlerinin çıkarları doğrultusunda kullandığı bir güç büyük oranda çıkmış, yine bölge devletlerin bölgesel çıkarları için bir birine karşı kullandığı güç olmaktan çıkmıştır. Özellikle Kuzey Kürdistan Kürtler sömürge şartlarında yaşamak istemediğini ve sosyal, siyasal, hukuki, ekonomik olarak kendi kendini yönetmek istediğini açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bölge devletleri, uluslar arası güçlerin bu durumu çıkarlarına görmedikleri aşikardır. Bundan kaynaklı olarak bu gün Kürtlerde bu özgür iradeyi ortaya çıkartan PKK’nin geliştirdiği özgürlük mücadelesi hedef haline getirilerek yoğun bir kara propagandayla, yalan yanlış bilgilerle teşhir edilmek istenmektedir.

PKK özgür Kürt kimliğini ortaya çıkardı

PKK bugün Türk, Arap, Fars devlet sistemleri tarafında “terör örgütü” olarak görülüyorsa ve her türlü askeri, siyasi saldırı meşru görülüyorsa, bu devletlerin Kürtleri yok sayan politikalarını, “tek devlet, tek millet, tek dil…” üzerinde kurdukları sistemlerini işlemez hale getirmesindendir. Kürtleri, Kürdistan’ın artık bu devletlerin yayılma sahası olmaktan çıkarması ve karşılarında özgür Kürt kimliğini ortaya çıkarmasıdır. Bu devletlerle paralel olarak hareket eden Kürtlerin ise, PKK’ye karşı olmalarının farklı nedenleri vardır. Bu kesimlerin geçmişte Kürtleri kontrolleri altında tutarak, bir anlamda bu devletlerin Kürtleri ve Kürdistan’ı daha rahat sömürmesini sağlayarak elde ettikleri rantın ellerinden alınmasının ciddi etkisi vardır. Kürt halkı PKK’nin geliştirdiği mücadeleyle, artık bu kesimlerin gerçek yüzlerini görmüş ve artık bu kesimlere itibar etmemiştir. Bu kesimler her zaman egemen devletlerin bir yedeği olarak çalışmakta ve varlık gerekçesi bu olmaktadır. 
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın bu konudaki şu belirlemesi açıklayıcı olmaktadır: “Psikolojik savaşın her türlüsü, işbirlikçi bir Kürt sermayenin hem Güney hem de Kuzey Kürdistan’ın önemli kentlerinde çekim merkezi olarak oluşturulmaya çalışılması ve sahte Kürtçü sivil toplum örgütlerinin kuruluşu da bu yeni stratejiyle yakından ilgilidir. Buna işbirlikçi Kürt medyasını da (psikolojik savaş araçları) eklemek gerekir. Spor ve sanatın birçok dalı da benzer stratejik amaçlarla kullanıma açılmıştır. Belki de en vahim uygulama, Hizbul-kontra yerine Kürt Haması’nın oluşturulması deneyimleridir. Dinci yayın ve örgütlenmelerin temel hedefi, son aşamada KCK’ye karşı kendi Kürtçü Hamaslarını kurup harekete geçirme ve başat kılmadır. Örneğin Filistin’de mücadeleyle hiçbir ilgisi olmayan, MOSSAD’ın FKÖ’yü zayıf düşürmek için kurdurduğu Hamas, bugün FKÖ’yü ve özellikle temel güç olan El-Fetih’i tasfiyenin eşiğine kadar getirmiştir. Aynı model Kürdistan’da KCK’ye karşı geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yeni dinci liseler ve Kur’an kursları da bizzat açıklandığı gibi bu amaçla aceleyle tesis edilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı tüm camileri kültürel tasfiyeciliğin hizmetine sokmuştur. Din tamamen politize edilip Kürt varlığının inkarında ve özgürlük mücadelesinin karalanmasında kullanılan bir araç durumuna indirgenmiştir.”

Halil Çavgun kimdir?

İlk okulu Curne Reş, Orta okul ve liseyi Rıha’da yatılı okulda okuyan okuyan Halil Çavgun, yüksek eğitimini de Eğitim Enstitüsü’nde gördü.
Siyasi nedenlerden dolayı yüksekokulu terk etmek zorunda kalan Çavgun, 71 döneminde siyasi yaşama adım attı.O dönemde Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin Curne Reş’te gelişmesi üzerine, mücadeledeki yerini aldı. Mücadelenin Bölge Temsilciliğini yapıyordu. Çavgun’un katledildiği 19 Mayıs günü (1978), Hilvan ve Kürdistan da direniş günü olarak kabul edildi. Halil Çavgun, Haki Karerin katledilişinin birinci yıl dönümünde afiş asma ve yazı yazma eyleminde polislerle çıkan çatışma da yaşamını yitirdi.


DEVAM EDECEK


AZİZ KÖYLÜOÐLU




'PKK, ulusal uyanış ve aydınlanmanın simgesidir'

PKK'nin kuruluş yıldönümü, sadece bir gerilla hareketinin oluşması bakımından değil; bir halkın diriliş serüveni açısından da değerlendirilmayi hak ediyor.
Doç.Dr. Haluk Gerger ve sosyolog İsmail Beşikçi ile PKK'nin kuruluş yıldönümü vesilesiyle konuştuk.

'Kürt sorunu PKK ile tartışıldı'


PKK'nin, kurulduğu günden bu yana Kürtler için pek çok alanda kazanımlar getirdiğine dikkat çeken İsmail Beşikçi, en başta Kürt sorununun tartışılmasının PKK sayesinde geliştiğini söylüyor. Son yıllarda Kürtler, Kürtçe, Kürdistan ve Kürt sorunuyla ilgili araştırmalarda, incelemelerde büyük bir artış olduğu gözlenmekte olduğunu söyleyen Beşikçi, "Gazetelerde bu konularla ilgili haberler, yorumlar giderek artmaktadır. Televizyonlarda, radyolarda, paneller, söyleşiler çoğalmaktadır. Sivil toplum örgütleri sık sık konferanslar, açık oturumlar düzenlemektedir" diyor.
Beşikçi, PKK kurulmasaydı tüm bunlara şahit olunamayacağını vurguluyor ve ekliyor: "Bütün bunların gerçekleşmesinde, bunların konuşuluyor, tartışılıyor olmasında mücadelenin büyük payı vardır. Eğer, bugün bu çalışmalar rahatça yapılabiliyorsa, mücadelenin büyük rolü vardır. Kazanımlar, fili kazanımlardır. Fiili kazanım olduğu için bunlardan geriye dönüş de artık söz konusu değildir."

'Eşitlik üzerinden gelecek kurmalı'

Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin başlangıcından bu yana Kürtler ve Kürdistan'la ilgili değişik sosyal ve siyasi gelişmelerin yaşandığını anımsatan Beşikçi, zorunlu göçe de şu ifadelerle değiniyor: "Köylerin yakılıp yıkılmasıyla, temel geçim kaynaklarının tahrip edilmesiyle, insanların kaçırılıp işkenceli sorgularla yok edilmesi nedeniyle, Kürt bölgelerinden Batı'ya geniş nüfus hareketi yaşanmıştır. Bugün Kürtlerin önemli bir kısmı Batı illerinde yaşamaktadır. Fakat Kürtlerin buralarda gizli-saklı bir yaşamları vardır. Türk bayrakları arasında, Kürtlere yapılan aşağılamalar ve horlamalar arasında, özellikle apartmanlarda Kürtler gizli-saklı bir yaşam sürdürmektedir. Aşağılamalar, horlamalar Kürtlerin buralara ait olmadığını göstermektedir."
Kürtlerin önceliği farklılıklarını kabul ettirmeye ve eşitliğe vermesinin mücadelenin yeni kazanımlar yaratmasına katkı sağlayacağını söyleyen sosyolog İsmail Beşikçi, "Kürtlerin barış, kardeşlik, birlikte yaşama gibi kavramlarla, durumu kavramaya çalışmaları, geleceği kurmaya çalışmaları sağlıklı bir tutum değildir. Kürtler bilakis farklılıkların ortaya koyup onları savunmak durumundadır. Eşitlik üzerinden geleceği kurmaya çalışmak daha önemli olmaktadır" diyor.

Temsiliyet ve özdeşleşme konumu

Doç.Dr. Haluk Gerger de, PKK'nin kuruluş yıldönümüne dair gazetemize yaptığı değerlendirmede, hareketin konumunu şöyle ele alıyor: "PKK'nin her sınıf ve toplumsal katmandan, her cins ve yaştan, kentsel ve kırsal alanlardan, çeşitli inançlardan, farklı ideolojik, politik görüşlerden dünyanın dört bir yanına yayılmış insanı içeren yapısı, nesnel olarak, onun temsiliyet ve halkla özdeşleşme konumunu belirliyor. Ayrıca, bünyesinde ve çeperinde Kürdistan'ın her parçasından insanları barındırması, onu, ayrıca, Kürdistan halkının tarihsel, organik bütünlüğüyle de bünyesel olarak ilişkilendiriyor. PKK'nin, ulusal uyanış ve aydınlanmanın simgesi olarak görülmesi de bir başka toplumsal, politik gerçeklik."

'Sınıfsal dengeleri, otorite ilişkilerini altüst etti'


Kürtlerin milli hakları için verdikleri mücadelenin öteki halklarınkinden temel bir farklılığını, "Bir destek hinterlandına sahip olmamasıdır" diyen Gerger konuşmasına şöyle devam ediyor: "Başka halkların mücadelesinde, ya Sovyetler Birliği, Çin gibi 'dışsal' ve Afrika, Arap, Latin Amerika'da görüldüğü gibi bölgesel, etnik, kültürel destek merkezleri vardı. PKK, bu nesnel duruma, 'özgüç'e dayanmayı, bunun temeline de 'özgüven'i koydu. Bunun Kürt tarihsel varoluşunda ve zihniyetinde çok özel etkileri oldu. Buna koşut olarak öne çıkan 'iradi' unsur olumsuz koşullara çok dayanıklı bir 'direniş' zemini oluşturdu. Bu da Kürt toplumsal yapısında devrimci bir değişiklik yarattı."

Gerger, tespitini şöyle noktaladı: "Milli' nitelikli bir hareket belki de dünyada ilk kez özsel kimliğini milliyetçilikte değil de 'insanlık değerleri', 'halkların kardeşliği' ve 'yeni insan' kavramlarıyla tanımlamayı yeğledi, 'Kürtlük' ile bunlar arasında işlevsel bağlar, özdeşlikler kurmayı seçti. Son olarak da, ana dinamiğini oluşturan plebyen nitelikleri ile kadınların etkin konumlanışı, Kürt toplumunun ruhi şekillenmesinde geleneksel hiyerarşik algıları, sınıfsal dengeleri, otorite ilişkilerini altüst etti."


ALİ BARIŞ KURT/İSTANBUL