Geçen hafta Kemal Kılıçdaroğlu Bağdat’ı Irak hükümetinin daveti üzeri ziyaret etti. Irak merkezi hükümetin son iki yılda TC hükümeti ile ilişkileri kötüleştiğini göz önünde bulundurursak bu ziyaretin hem CHP hem de Maliki hükümeti açısından belli prestij önemi vardı.
Son 15 yıldır büyük tartışma konusu olan Ilısu Barajı inşaatının 2010 yılından beri hızla ilerlediğini ve 2 yıl içinde bitebileceğini, bitme durumunda sadece TC sınırları içinde bulunan Kuzey Kürdistan’da değil, aynı zamanda Güney Kürdistan ve daha ileri düzeyde Güney Irak’ta büyük sosyal, kültürel ve ekolojik yıkımlara neden olacaktır. Kuzey’deki etkileri kamuoyumuzda çokça işledik. Güney Kürdistan’a akan su, barajların bitimiyle çok azalsa bile kendine asgari düzeyde idare edebilecektir ki oranın başka suları da var. Ancak Bağdat’ın güneyinde bulunan ve yüzlerce paralel doğal kanallardan oluşan büyük sulak alanlar, çok az su ulaşacağı için en büyük zarar gören bölge olacaktır. Tarımdan geçinen yüzbinlerce insanın yaşam kaynakları, Ilısu ve TC’deki (İran’da da Dicle’ye akan nehirler üzerinde büyük yıkıcı barajlar kurulmaktadır) diğer barajların tamamlanmasından sonra ellerinden alınacaktır.
Bizim yaklaşımız şu: Dicle nehri sınırın iki tarafındaki bütün halklara eşit şekilde aittir. Tarih boyunca suyun kullanımını dikkate alarak suyun kullanılması tarafların (yereldeki halkların, merkezi devletlerin değil) karşılıklı anlaşması sonucu gerçekleşmeli ve ekosistemin ihtiyaçları da unutulmamalı. Ilısu gibi barajlar bu coğrafyada halklar arası ilişkileri de tehlikeye atacak durumdadır.
Irak’ta toplum bunu daha iyi kavradığı için de tepkiler gelmeye başlamaktadır. Eleştiri bir taraftan TC hükümetine karşıdır, ancak TC rejimi otoriter yapısından dolayı Irak sivil toplumu daha çok kendi merkezi hükümeti üzerinde durmaktadır. Maliki ve önceki hükümetlere çok sayıda değişik uyarıya rağmen TC’ye hiç ciddi bir eleştiri yapmadı ve uluslararası düzeyde bir girişimde bulunmadı. TC ile siyasi ve ekonomik ilişkiler uzun süreli iyidi; Irak hükümetlerin iki devlet arası durumu 10-20 yıl sonra ortaya çıkacak sorunlar için hiç bozmaya niyetleri yok. Hükümetler çok kısa vadeli düşünüyorlar, ayrıca toplumsal baskı da yoktu. 2 yıl önce ilişkiler bozulmaya başlayınca ve sivil toplum aktif haline gelmeye başlayınca ilk kez bazı eleştiriler hükümet tarafından gelmeye başladı. Ancak Irak Cumhuriyeti topraklarının önemli kısmında yaşamı ciddi şekilde yok edeceğini düşünürsek; aslında Irak hükümetleri bir anlamda pasif kalarak, kendi halklarına karşı suç işliyorlar.
Irak ve Türkiye Cumhuriyetleri arasındaki ilişkilerde Fırat ve Dicle nehirlerin çok önemli olduğunu dikkate alarak hem Kürt olan Irak Dışişleri Bakanı Zebari hem de yine Kürt olan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan tavır almaya zorlamak istedik. Ilısu ana konu olmadı bu görüşmelerde, ancak iki nehirle ilişkili sorunlar dile geldiği ortada. Kılıçdaroğlu tarafından yapılan açıklamalar – kıvırmalı olsa da - bunu gösteriyor.
Bizim açımızda bu yıkım projesini durdurmak için her fırsatta gündemleştirmek önemli. CHP son 3-4 yılda TC’de baraj ve HES protestoların artmasının doğrudan etkisiyle baraj ve HES’ler konusunda AKP Hükümetini eleştiren tavır aldı. Bu eleştiri samimi olmadığını bilsek de CHP’yi de kamuoyunda zorlamak için birşeyler söylettirmek gerekir. Muhalefette gündemleştirir veya belki bir gün gelir, CHP hükümette yer alır. O zaman hatırlatarak zorlayabiliriz.
Irak Dışişleri Bakanı’na Açık Mektup
On gün önce Irak ve Güney Kürdistan’dan dört sivil toplum kuruluşu ile Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, Irak Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’ye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapacağı ziyareti vesilesiyle Ilısu Barajı konusunda tavır alması konusunda bir açık mektup gönderdi. Bu beş grup geçen yıl Unesco’ya yönelik başlattığı bir imza kampanyasından beri Ilısu ve barajlar ve akarsular konusunda ortak çalışmakta ve Dicle’yi Kurtarma Kampanyasında’ (Save the Tigris Campaign) ortak çalışmaktadır.