Kerkük-Musul sorunu, birinci dünya savaşı sürecinden günümüze sarkmış bir sorundur. Ortadoğu’nun en derin sorunlarının başında gelmektedir. 1923 Lozan’ı bile çözememiştir. İngiltere’nin kontrolünde kalmıştır. Daha sonra 1926’daki Ankara anlaşması ile Bağdat hükümetine verilmiştir. Tarihte Musul Vilayeti olarak geçen alan, bu günkü Kürt Federe Bölgesini de kapsamıştır. Daha sonra Kuzey Irak Kürt Federe Bölgesi olarak siyasi statü kazandığında ise Musul-Kerkük bölgesi bu yeni statünün dışında bırakılmıştır. Çünkü Musul-Kerkük petrolleri, Ortadoğu’nun hatta dünyanın en büyük petrol kaynağıdır. Dolayısıyla bölgedeki zengin petrol yataklarını Kürtlere yedirtmemenin her türlü siyaseti bu güne kadar yürütülmüştür. Kürtlere yedirtilmediği gibi, sömürgeci devletlerin kendi arasındaki paylaşımında da büyük sorun ve kavgalara yol açmıştır.
Tarihsel bir hakikat olarak bölge nüfusunun çoğunluğunu Kürtler’in oluşturmasına rağmen, petrol zengini bölgenin Kürtler’den arındırılması ve demografik yapının değiştirilmesi için geçmişte çok ciddi politikalar uygulanmıştır. Bölgedeki hakim Kürt aşiretlerine verilen federe bölge yetkisi, yaşanan tüm bu hakikatler karşısında adeta ‘sus payı’ olmuştur. Büyük sömürgeci güçlerle girdikleri işbirliğinin karşılığı olmuştur.
Federe Bölge yönetimini tekeline alan Mesud Barzani’nin, oğlu ve yeğenleriyle kafa kafaya vererek, İsrail patentli Güney’de bir Kürt Devleti projesini kendi başına halkın oyuna götürmüş olması, büyük bir sorundur. Tüm tarihsel ve güncel gerçekleri gözden geçirip çok ciddi analizler yapmadan, böyle ağır sonuçlara yol açan bir karara gitmiş olmak, açıkçası aldığı kararın ciddiyet ve ağırlığında olmamaktır. Oysa Mesud Barzani tek başına aldığı böylesi bir kararın yol açacağı sonuçları bilebilecek siyasi tecrübeye sahip bir siyasetçidir. İyi hesaplar. İnsafına bırakılmış Güney Kürdistan’ı iyi yönetemeyip ekonomik ve siyasi krizlere yol açtıktan sonra, kendisine karşı çok ciddi tepkiler gelişti. Son birkaç yıldır bölgeyi içine soktuğu ekonomik ve siyasi krizden çıkaramamanın zorlanmasını yaşıyordu. İstese her iki krizi de sona erdirebilirdi ancak kişisel, ailesel ve partisel iktidar çıkarları, krizleri çözmeye daha üstün geldi.
Kürtlerin yüz yıllık sömürülme ve dıştalanma gerçeğinin yarattığı duygusal idealler üzerinden referanduma gitme kararı elbette, halkın yarısından fazlasının Güney’de yaşanan ekonomik ve siyasi krize rağmen destek vermesini sağladı. Halk, yapılan milliyetçi-devletçi propagandanın etkisiyle referanduma destek verirken, yol açacağı siyasi askeri ekonomik ve diplomatik felaketleri hesaplama durumunda değildi. Referandumun hemen ardından Kürtler “bağımsız” olacak gibi bir beklentiyle sandığa gitmişti. Kanaatimce Güney halkı, sandıkta neye oy verdiğini, Bağdat-Ankara-Tahran’ın ortak Kerkük operasyonu ardından yeni anlamaya başlıyor. Nitekim yine aynı Barzaniler, referandumda halkın verdiği oyları dondurarak yok sayma kararı aldı.
Barzanilerin yürüttüğü çıkar siyaseti tutmamış, aksine kendileri için de bir siyasi intihar olmuştur. Güney halkını hiç yoktan büyük zorluklar içine sokmuş, tüm Kürlerin de hem canını hem ruhunu hem onurunu derinden acıtmıştır. Ayrıca Kürt halkının ulusal çıkarlarını da tehlikeye sokmuştur. Mevcut durum, Kürt halkının Mesud Barzani yönetiminden mutlaka hesap sormasını gerektirir.
Gelinen aşamada yapılması gereken acil şeyler vardır.
Birincisi; Bölgede yürütülen savaşın sonunda, yeni bir siyasi denge ve statüko oluşacaktır. Kürtler bu süreçten statüsüz çıkmamalıdır. Bunun için acilen kendi ulusal birliğini gerçekleştirmelidir. Bunun önünde engel olan güçlerin ya birliğe gelmesi ya da aşılması gerekmektedir. Kürtler kararlarını artık parçalı değil, ulusal kurumlarını oluşturarak bu kurumlarda hep birlikte almalıdır. Yoksa Kürt halkı, bir yüzyılı daha statüsüz geçirmek zorunda kalabilir.
İkincisi; ortaya çıkan sorunları ne Irak hükümetinin adeta TC gibi soykırımcı-sömürgeci, merkezi otoriter yöntemlere başvurması, ne de Kürt Federe Bölgesinin gerçek dışı yeni bir devlet formülü çözemeyecektir. Kerkük-Musul sorunu, yine Şengal sorunu gibi sorunlar, özerkliğe dayalı Demokratik Federal Irak formülü içinde çözülebilir. Bu temelde bir an önce diyalog başlamalıdır.
Üçüncüsü; bir an önce Türk ordusunun işgal güçlerini Başur topraklarından çıkmasını sağlamak gerekmektedir.