
Hayati tehlike ve karışıklık, 2013’ün başlarında da Irak’ın gerçekliğin acımasız bir parçası olmaya devam etmektedir. Bir milletin topyekün bir şekilde acı çektiği her halinden bellidir. Saklanamaz.
Tarikatçılık ve etnik gerginlik
Irak’taki yaşam kavgası sonsuz sayıda trajediyi onaylar nitelikte: Etnik gerginlik ve tarikatçılık 2003 ABD- İngiltere işgalinden bu yana Irak siyasetinde önemli bir unsur haline gelmiştir, hem de Iraklıların daha önce hiç alışkın olmadığı kadar bir kutuplaşma şekliyle. Bu durum cinayet, adam kaçırma, maddi zarar gibi süregelen korkunç suçları ve daha da önemlisi Bağdat ile kuzeydeki üç Kürt valilikleri arasındaki giderek yıpranan ilişkileri açıklamaktadır.
Sağlık sistemi çökmüş durumda
Savaş, yaptırımlar ve işgal yüzünden Irak’ın bir zamanlar sanat şaheseri olarak nitelendirilen sağlık sistemi çökmüş durumda. Eksik beslenme, solunum yolları enfeksiyonu, kızamık, tifo ve tüberküloz gibi Irak’da varlığı bile unutulmuş birçok hastalık büyük ölçekte yeniden ortaya çıkmıştır. Özellikle 1991 savaşı sırasında su ve arıtma tesislerinin bilinçli bir çökertilmesi ve tekrar ortaya çıkan ilaç sıkıntısı, yaptırımlar dönemi boyunca ve 2003 işgalinden sonra hasta, hastalık ve ölüm sayılarının ciddi sayıda artmasına sebep olmuştur (Dünya Sağlık Örgütü).
1991 ve 2003 yıllarında ABD ordusu tarafından kullanılan seyreltilmiş uranyum, zırh delici radyo-aktif mühimmat ve beyaz fosfor Irak’ta ciddi sağlık ve çevre felaketleri yarattı. 2000 yılı başlarında ABD hükümeti, Dünya Sağlık Örgütü’nün Irak’ın güneyinde DU’nun kullanıldığı bölgelerde inceleme yapmasını önlemeye çalıştı. Ayrıca akciğer kanseri, lösemi ve konjenital doğum kusurlarındaki artışlarla herhangi bir bağlantı kurulmasını reddetti. Neyse ki ulusal ve uluslararası çabalar, bu savaş zehirlerinin etkilerini ispatlayacak kanıtların toplanmasına engel olamamıştır.
2009’da Irak hükümetinin düzenlediği bir ruh sağlığı araştırması, kitlesel çapta zorla göç ettirmeler, korku havası, işkence, ölüm ve şiddet ortamının ülkede yüksek oranda ruhsal hastalık olmasına katkıda bulunduğu sonucuna varmıştır. Bu da Musul’da yaşlı bir adamın ifade ettiğini ispatlar nitelikte: “Önce ekonomimizi yok ettiler, şimdi de aklımızı yok etmeye çalışıyorlar.”
Yüzde 30 yoksulluk limitinin altında
Irak’ın dünyanın en büyük üçüncü petrol rezervlerine sahip olduğu söyleniyor. Mevcut petrol ihracatı ise yaptırım yıllarındaki günlük ortalama 2.2 milyon varil civarındaki petrol ihracatından bile daha düşük seviyede. Bunun sebepleri arasında boru hatlarına karşı sabotaj, yolsuzluk, işgal sonrası dönemde petrol arama, çıkarma çalışmalarının iyi organize edilememesi, Iraklıların petrol aramalarının yabancı çıkar odaklarına devredilmesine karşı çıkması gibi etkenler sayılabilir.
Petrol zengini bir ülke olmasına rağmen 33 milyon nüfuslu ülkenin yüzde 22.9’u yoksulluk sınırının altında ve bunun dışında birçok Iraklı ise yoksulluk limitinin civarında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.
2011 yılı itibariyle kişi başına düşen yıllık GSMH sadece 2 bin 640 Dolar tutarındadır (Dünya Bankası). Uluslararası Şeffaflık Kuruluşu (Transparency International) Irak’ta kamu sektöründeki yolsuzluk oranlarına bakıldığında 176 ülke arasında 169’uncu olarak dünya sıralamasında en üst sıralarda yer aldığını açıkladı (2012).
Rahim Hasan El-Uqailee, Irak Dürüstlük Komisyonu Başkanı olarak Irak Parlamentosu’nun Yolsuzluğu Önleme Komitesi’ne 2011 yılında yazdığı açık mektupta şunları belirtti: “Devletin mal ve mülkünü çalmak için verilen kavgalar bugün Irak’daki güç elde etme mücadelesinin isimlendirilmemiş bir parçasıdır.”
18 savaş uçağı alındı
Zengin ve fakir arasındaki inanılması güç uçuruma rağmen Iraklı yetkililer 2011 yılında ABD hükümetiyle yapılan sözleşmeye imza atarak 18 adet F-16 savaş uçağını 3 milyar Dolar karşılığında satın aldı. Hem de Irak halkının neredeyse dörtte birinin yoksulluk içinde yaşadığı ve işsizlik oranının yüzde 28’i aştığı bir dönemde (BM verileri).
Ortadoğu’da bir deyiş vardır: “Mısırlılar yazar, Lübnanlılar basar ve Iraklılar okur”. Irak’ın 1990’da Kuveyt’i işgalinden önce Irak, Ortadoğu’daki en yüksek okur-yazar oranlarından birine sahipti. Yaptırımlar bunu değiştirdi.
Dünya Bankası ve Irak hükümeti’nin 2007’de yaptırdığı bir ankete göre “Irak halkının yaklaşık yüzde 23’ü okuma yazma bilmiyor”, okul yaşındaki 5 milyon çocuk okula gitmiyor ve eğitimdeki cinsiyet eşitsizliği ciddi oranlara ulaşmış durumda. 2003 yılından bu yana eğitim sektöründe başka ciddi gelişmeler de oldu: mezhepçilik eğitim sektörünün içine de sızarak çoğunluğu Sünni ve Şii olan öğrencileri etkiledi, daha da kötüsü 2011 yılındaki bir Ghent Üniversitesi / Brüksel Mahkemesi yayınında belirtildiği üzere: “Irak’ın entelektüel ve teknik kesimi sistematik bir şekilde gözdağı verme, kaçırma, gasp, rastgele cinayetler ve hedefli suikastlara maruz bırakılmıştır.”
Irak’taki koşullar “Irak toplumun eğitimli kesimlerin soykırıma tabi tutulması” şeklinde tanımlanabilir.
Geçtiğimiz yıllarda Iraklıların yaşamlarını tehdit eden ciddi başka tehlikelerle de karşılaşmıştık. BM’ye göre “2003’teki Amerika işgalinden beri Irak, İran ve Afganistan’dan gelen haşhaş ve eroin akışının transit noktası haline gelmiştir.” Irak Sağlık Bakanlığı’na göre uyuşturucu kullanımı daha önce Irak için bir problem değilken “bağımlılık ciddi oranda artıyor.”
600 bin çocuk sokakta yaşıyor
13 yıldan fazla bir süre boyunca, ek konut yapımı için inşaat malzemeleri elde etmek zordu. Bu durum evlerdeki nüfus oranın artmasına ve dolayısıyla da kadınları kurban konumuna sokan ev içi şiddetin artmasına neden oldu. BM raporuna göre “Irak’ta beş kadından biri ev içi şiddete maruz kalıyor.” Ülkedeki savaş ve şiddet tüm Irak’ın sosyal profilini ve demografik yapısının değişmesine sebep oldu.
Irak Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı’nın 2011’deki raporuna göre 4.5 Milyon çocuk ebeveynlerini kaybetti. Bu da Irak’ın toplam nüfusunun yüzde 14’ünün tamamen yetim ve öksüz olduğu anlamına geliyor. Yetim ve öksüz kalan bu çocukların yüzde 70’i 2003’teki işgalden sonra ebeveynlerini kaybetti. Yaklaşık 600 bin çocuk sokaklarda yaşıyor çünkü ülkede bulunan 18 yetimhaneden sadece bir kaç tanesi sağlam duruyor.
Savaş bir geleneği değiştirdi
Irak geleneğine göre, yetimhanelere gerek yoktur. Genellikle akrabalar, ebeveynlerini kaybeden çocuklara bakarlar. Diktatörlük, savaş, suç ve işgal bu geleneği de değiştirdi. Irak’ta yaklaşık 1 milyon kadın aile reisi bulunuyor. Bu kadınların büyük bir çoğunluğu silahlı çatışmalardan ve mezhepsel şiddetten ötürü eşlerini kaybetmiş dul kadınlardır (ICRC-2010).
Aşırı fiziksel, ruhsal, ekonomik ve sosyal zararların yanı sıra, Iraklılar ayrıca yaptırım yılları boyunca cezai mali sınırlamalarla da yüz yüze kaldılar. 1990’den 1996’ya kadar, Petrol Karşılığında Gıda Programı (OFFP) aktif olduğunda, Irak’ın bütün yabancı hesapları donduruldu ve petrolün uluslararası satışı yasaklandı. Iraklılar tamamen yurtdışından gelen cılız yardımlara muhtaç kaldı.
En yüksek çocuk ölüm oranı
Sözde ‘insani’ muafiyet olarak sunulan OFFP (1996-2003) aslında Irak’ın petrol parası ile sınırlı olup mali olarak yeteri kadar finanse edilmemiş bir tedarik programından fazla bir şey değildi. Toplam petrol karı olan 64 milyar Doların yaklaşık 19 milyar Doları Cenevre’deki BM Tazminat Komisyonu’na (UNCC) aktarıldı. O dönemde Irak’taki çocuk ölümleri, 130/1000 oranıyla dünyanın en yüksek çocuk ölümleri listesinde yer alıyordu. UNCC’ye yapılan bu transfer, bireylere, şirketlere ve ama özellikle Irak’ın Kuveyt işgalinden ötürü Kuveyt devletine tazmin edildi. Eğer ki BM Güvenlik Konseyi’nde herhangi bir ahlaklı liderlik anlayışı olsaydı bu tazminat ertelenebilirdi. Irak’taki birçok çocuk ölümlerinin önüne geçebilirdi.
6 buçuk yıl boyunca, sadece 43 milyar Dolar, 23 milyon Iraklı’nın ihtiyaçları için kullanıldı ki bu çok küçük bir rakamdır. Yani bu rakamdan sadece 28 milyar Doları bu amaç için kullanıldı. BM Güvenlik Konseyi tarafından yürütülen OFFP’nin aşırı bürokrasisi ve mikro-yönetimi, ihtiyaçlı olan Iraklılara tedariklerin ulaşmasını sürekli engelleyen ABD ve İngiltere bu durumun ana aktörleridir.
BM’nin insani programı işe yaraması için düzenlenmedi. Sonuç ise: Kişi başı bir Iraklıya düşen günlük tedarikin maliyeti 51 Amerikan sentidir ki bu utanç verici durumdan en çok Amerika ve İngiltere hükümetleri sorumludur.
2012 Ekimi’ne kadar yukarıda belirtilen üç tarafa Irak’ın ödediği miktar 38.7 milyar Dolardır. Iraklıların haklı talepleri arasında bulunan savaş yıkımı, hava, su, tarım alanlarının yok edilmesi, toprak kirliliği, elektrik ihtiyacı ve sağlık hizmetleri gibi ihtiyaçlar uluslararası toplumlar tarafından görmezden gelindi. Bu da kabul edilemez ve tahammül edilemez bir çifte standardı oluşturuyor.
Saddam dönemi ve sonrası borç yükü
2003 yılı Mart ayında, Saddam Hüseyin hükümetinin son döneminde, Irak’ın toplam borç yükünün 50 ila 80 milyar Dolar civarında olduğu tespit edilmiştir. Çoğunluğu Avrupa ülkelerinden olmak üzere 19 üyeden oluşan Paris Kulübü, Irak’ın kendilerine olan borcunu 38.9 milyar Dolar olarak belirtmiştir. Irak’a borç veren diğer kesimin çoğunluğunu ise Arap ülkeleri (Körfez İşbirliği Konseyi) oluşturuyor.
Irak’ın mirasının, kültürünün ve tarihinin bilinçli bir şekilde yağmalanmasını, ulusal ve uluslararası hukukun ciddi şekilde ihlalini, yanlış ve eksik bilgilendirilmesini; suç, vahşet, temel insan hakları ihlallerini ve etik standartlarını gözardı edip iftira olarak nitelendirenler bu tip suçlamaları ya saçma, ideolojik veya aptal bularak reddedeceklerdir ya da sessiz kalacaklardır.
Sefalette yarışan ülkeler arasında
Bu insanlar demokrasi ve insan olmanın gerçekten neler gerektirdiğini anlamıyorlar. Mevzu patates cipsi veya kola değil, mevzu insan güvenliği ve kendi hayatını özgürce ve korkmadan şekillendirebilme hakkıdır.
Irak, global ölçekte petrol ve doğalgaz sahibi bir ülke olarak, kendi halkına böyle bir hayat sağlamakta hiçbir zorluk çekmeyecektir. Fakat Irak başarısız bir devlet haline gelerek Afganistan, Somali ve tabii ki Filistin devleti gibi diğer dezavantajlı ülkeler ile sefalette yarışır duruma gelmiştir.
Bu unsurların Irak’taki hayata etkileri, tanımlanması güç bir insanlık dramını andırmaktadır. Ama faillerin, suçlarının kendi kendine ortadan kaybolacağına inanarak arkalarına yaslanıp rahat etmelerine izin verilmeyecek. Hesabı sorulacaktır.
Mahkeme kararı
2005 yılında Tun Dr. Mahathir (1981-2003 yılları arası Malezya Başbakanlığı yapan) tarafından kurulan Kuala Lumpur Savaş Suçları Komisyonu’nun (KLWCC**) çabaları bu yönde atılan adımlardır. Komisyon, hukuki belgeler ve mağdurların ifadelerinden detaylı bir kanıt listesi üretmek için uzun yıllar çalıştı. Kuala Lumpur Savaş Suçları Mahkemesi tarafından bu kanıtların dikkatli bir şekilde incelenmesi sonucunda, Kasım 2011 ve Mayıs 2012 tarihlerinde açıklama yapılarak ABD ve İngiltere hükümetlerinin en üst seviyelerine kadar uzanan geniş bir kesimde, savaş ve işkence suçlarına dair kusurluluk bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu muhtemelen George W. Bush ve Anthony Blair için sürpriz bile sayılmaz.
Mahkemenin kararı: bu iki lider ve onların üst düzey danışmanları “egemen bir devlet olan Irak’ı tüm uluslararası hukuku ihlal ederek işgal etmeyi planlamak, hazırlamaktan ve gerçekleştirmekten dolayı; Cenova Anlaşması ve BM’nin işkenceye dair tüm yasalarını göz ardı ederek işkence ve savaş suçları işlemekten dolayı” suçlu bulunmuştur.
Gördüklerimiz gözardı edilemez nitelikte. İnsanoğlu buna daha ne kadar katlanabilir ki?
2013, bu faillerin cezasız bırakıldığı son sene olmalıdır. Özellikle de Iraklıların on yıllardır nice acılar çekmelerine sebep olanlara. Süreç, Iraklı olan ve olmayan herkes için geçerli olmalıdır; fakat adaletin karşısına çıkmak sadece kaybedenler için olmamalıdır!
‘Tabandan gelen güç’ olarak uluslararası toplum, Irak halkına çözüm arayışlarında yalnız olmadıkları konusunda güven vermek amacıyla, Irak’ın yasadışı bir şekilde işgalinin bu onuncu yılında çabalarını yoğunlaştıracaktır. Çeviri: Dr.ÖZLEM GALİP
HANS-C.GRAF SPONECK
* Hans-C. Graf Sponeck, eski BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM Irak İnsani Yardım Koordinatörü,
** Bkz: Kuala Lumpur Savaş Suçları Mahkemesi - Dava 1 ve Dava 2: 22 Kasım 2011 ve 11 Mayıs 2012 tarihli kararları (ISBN 978-937-10817-1-6 ve ISBN 978-967-10817-2-3)