Musul operasyonunun görüntüleri izlendiğinde savaşın gidişatının neler yaratacağından kaygı ve korku duymamak içten bile değil. Bir taraftan Irak ordusu zırhlı araçlarla Musul’a doğru ilerliyor, diğer taraftan Şii milis gücü Heşdi Şebi. Havadan ise Koalisyon uçakları aralıksız bir şekilde bombalıyor. Bu kadar asker ve teknoloji karşısında ne DAİŞ ne de başka bir gücün uzun süre direnmesi mümkün. Ama insanı ürküten ne karadan ilerleyen askerlerin sayısı ne de havadan atılan bombaların gücü. Korku yaratan; o Musul’a doğru ilerleyen Irak ordusu ve Heşdi Şebi güçlerine ait araçların üzerinde dalgalanan, üstünde Hz. Ali’nin resmini taşıyan bayraklar. Şiiliğin sembolü olan bu bayraklar ile çıkılan sefer bölgenin en hassas yarasını, Şii-Sünni mezhep çatışmasını daha fazla beslemektedir. Din ve mezhep sembolleri altında yürütülecek olan savaş çok büyük tehlikelere işaret etmektedir ki, böylesi bir savaşı DAİŞ de istemektedir. Çünkü DAİŞ de Musul’a üzerinde Sünni mezhebinin sembollerinden biri olan ‘kelime-i tevhid’, yani "Lâ İlâhe İllallah Muhammedun Resulullah" yazan, Hz. Muhammed’in mührünü taşıyan bayrak ile saldırmıştı.
Bu bayraklar ki, bin yıllardır bu coğrafyada Şiiler ile Sünniler arasında devam eden mezhep savaşlarının sembolleri. Musul’un ya da Irak’ın herhangi bir yerinin kurtuluşu için yola çıktığını söyleyen her kim olursa olsun bu bayraklardan hangisini eline alırsa alsın bin yıllardır devam eden mezhep savaşlarına bir kapı daha aralamış olur. İşte insanda korku yaratan da ‘Musul’u kurtarma iddiasıyla yola çıkanların, Musul’u ve Ortadoğu’yu daha derin bir mezhep savaşının içine çekmesidir.
Irak’ta kaygıların artmasına neden olan bir tek bu bayraklar meselesi değil. Irak Parlamentosu’nun Şii milis gücü Heşdi Şebi güçlerini Savunma Bakanlığı’na bağlı resmi bir silahlı güç sayan en son kararı, bu kaygıların daha fazla artmasına neden oldu. Çoğunluğu zaten Şiilerden oluşan Irak ordusuna bir de Şii milis gücünün eklenmesi Sünnilerde ister istemez kaygı ve korkunun daha fazla artmasına neden oldu. Sünni lider Usema Nuceyfi de bu kaygılardan dolayı karara itiraz etti, hatta tehdit etti. Nuceyfi, Heşdi Şebi güçlerini Irak ordusunun parçası sayan kararın geri çekilmemesi durumunda Musul operasyonu sonrasına ilişkin Irak hükümeti, bölgedeki siyasi partiler ve Koalisyon güçleriyle varılan ortak anlaşmayı bozmakla tehdit edecek kadar ileri gitti. Bir başka Sünni lider Irak Arap Cephesi Başkanı Salih Mutlak da bu yasanın uygulanması durumunda Irak’ta sivil devletin dağılacağı uyarısında bulundu. Bu uyarılara bir anlamda hak da vermek gerekiyor.
Çünkü dünyanın her yerinde geçerli olmakla birlikte, özellikle Ortadoğu gibi siyasetin silahlı güce göre şekil aldığı bir coğrafyada, ordu silahlı asker sayısının çok daha ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Irak gibi onlarca etnik ve inanç gurubunun bir arada yaşadığı ya da yaşamak zorunda olduğu bir ülkede silahlı gücün ağırlıkta bir gruptan oluşması, ülkenin siyasetinin de bu etnik gruba göre şekillenmesine yol açmaktadır. Bu durum ister istemez diğer etnik ve inanç gruplarının kaygılanmasına neden olmaktadır. Tabi bu kaygı kimin ülke yönetiminde hakim olacağı kaygısının çok daha ötesinde, bir güven ve güvenlik sorunudur. Bin yıllardır savaşların neredeyse hiç eksik olmadığı bu coğrafyada iktidarların bir etnik ya da mezhep grubuna dayanarak diğer kimlikleri boğazlamayı adeta adet edinmesi haklı olarak iktidar dışında kalanları kaygılandırmaktadır. Bu kaygılar ortadan kaldırılmadıkça Irak’a barışın hakim olmasını beklemek biraz hayalcilik olacaktır.
İşte bu yüzden Irak’ta, bölgeyi DAİŞ çetesinden kurtarmak için oluşturulan askeri stratejinin ötesinde bir de ülkenin geleceğini belirleyecek bir toplumsal çözüm stratejisine ihtiyaç var. Şu ana kadar bu strateji tespit edilmediği için Irak’ta yaşanan her gelişme kendisiyle birlikte toplumun farklı kesimlerinde farklı kaygıların doğmasına neden oluyor. Bu kaygıları kaldırıp bölgede yaşayan etnik ve inanç grupları arasında karşılıklı güven duygusunu geliştirecek bir çözüm stratejisi oluşturulmadıkça Irak’ta kalıcı bir barışın sağlanacağını söylemek pek mümkün değil.