Enbar eyaletinde son dönemlerde adım adım bir mezhep savaşına doğru ilerleyen olaylar bir kez daha dikkatlerin Irak’a çevrilmesine neden oldu. Herkese “Irak’ta neler oluyor?” dedirten bu olayların neden kaynaklandığıysa en büyük merak konusu olmaya devam ediyor.

Aslında Irak’ta ABD müdahalesinden sonra olaylar hiçbir zaman durmadı. Sürekli kan ve gözyaşı vardı. Ama son bir yılda bu olaylar daha da arttı. Öyle ki, Irak genelinde ölen insan sayısı her ay 800 ile bin arasında seyretti. Bu rakam, Suriye’de artan çatışmalar nedeniyle gölgede kaldı; çok fazla dikkat çekmedi. Fakat son günlerde yaşanan olaylar Irak’ta yaşananların Suriye’de yaşananlardan pek de geri kalmadığını gösteriyor. Daha doğrusu, mevcut gidişatın Irak’ı Suriye’den daha karmaşık bir hale getirebileceğinin sinyallerini vermeye başladı.

Sünni-Şii bölünmesi yaşanıyor

Bu olayların başında da Irak ordu güçlerinin 28 Aralık günü Sünni parlamenter Ahmed El Alvani’nin evine yaptığı baskın geliyor. Bu baskında Alvani’nin tutuklanmasının yanı sıra bir kardeşi ve beş çocuğu öldürüldü. Ama daha önemlisi, Alvani’nin evinde aralarında çok sayıda parlamenterin de olduğu Iraklı Sünnilerin büyük bölümünün El Kaide’ye destek verdiklerini ortaya koyan belgeler ele geçirildi. Bu olayın hemen ardından 44 Sünni parlamenterin istifa etmesi de Irak’ta mevcut gidişatın bir Sünni-Şii bölünmesine gittiğinin kesin sinyalini verdi.  

Tarihsel düşmanlığın yansıması

Irak’ta Sünni Arapların El Kaide’ye destek verdikleri aslında yeni fark edilen bir gerçek değil. El Kaide Irak’ta, Saddam rejimi yıkıldıktan hemen sonra, “Irak İslam Devleti” adı altında örgütlenmeye başladı. Ülkede egemen hale gelen Şii iktidarına (kısmen de Kerkük ve civarları için Kürtlere) karşı Irak İslam Devleti’ne destek verdiler. Bu durum kaynağını 93 yıl öncesinden alıyor. 1920 yılından sonra Irak’ta bir devlet oluşumuna gidildiği günden itibaren Irak’ta azınlık durumda olan Sünniler, sürekli ülkedeki Şii çoğunluk karşısında iktidardılar. Bu durum Saddam rejimi yıkılana kadar da böyle devam etti. Hatta bu süreç Emeviler’den başlayan tarihe kadar da dayandırılabilir. Böylesi bir sürecin toplumsal zihniyette yarattığı sonuç, Sünnilerin daima iktidar ve egemen olması Şiilerin ise daima muhalif ve ezilen olması gerektiğine ilişkin yerleşik algı oldu.

Saddam sonrası dengeler değişti

Ama Saddam sonrası bu durum tersine döndü. Şiiler iktidar oldu, Sünniler ise muhalif. Şu an Enbar’da patlak veren ve aslında Irak’ta tüm Sünni Araplarda egemen olan rahatsızlığın en temel nedeni de bu zihniyet şekillenmesidir. Tabii Sünnilerde egemen olan bu zihniyet tarih boyunca sürekli bir de kendi karşıtını yaratmıştır. Zira bu iki zihniyetin her daim çatışmasının sonucudur ki, tarihte Şii katliamı hiç eksik olmamıştır. Saddam döneminde en son yaşanan Şii katliamı da bunun sonucudur.

Duygusal kopuş yaşanıyor

Bu katliamların günümüze Şii iktidarının bakış açısına intikam duygusu şeklinde yansıdığı inkar edilemez. Irak’ta şu an düşünsel ve hissiyat boyutunda Sünnilerin egemenlikçi yaklaşımıyla Şiilerin intikam duyguları, çatışmaların en temel sebebini oluşturan etkenler durumundadır. Ve bu hissiyat zıtlaşması Irak’ta mezhep çatışmasının zeminini oluşturuyor.

Savaşlar birbirini tetikliyor

Tabii mezhep çatışmasının toplumsal zihniyetteki alt yapısı bu şekilde oluşmuş olsa da fitilinin dışarıdan yakıldığını belirtmek çok daha doğru bir tespit olacaktır. Bunun temelinde de Batılı güçlerin “Arap Baharı” adıyla Ortadoğu’da yapmaya çalıştıkları yeni dizayn yatmaktadır. Batılı güçlerin Ortadoğu dizaynında Türkiye ve Suudi Arabistan eliyle Sünnileri destekleyip ılımlı İslam modeliyle bölge genelinde değişim yaratmaya çalışması ve bölgenin en önemli güçlerinden biri olan İran’da da bu şekilde rejim değişikliğini hedeflemesi, karşıt direnişi, Şii örgütlenmesini getirdi.

Karşıt cepheler oluştu

Bu durum Suriye’de çok açık bir şekilde mezhepler arasında cepheleşmeye ve savaşa yol açtı. İran’ın Bedir Tugayları’ndan, Lübnan’ın Hizbullah’ına kadar neredeyse tüm Şii güçlerinin Suriye’de Alevi Baas rejimine destek vermeleri bunun sonucu olarak ortaya çıktı. Karşı cephedeyse Türkiye ve Suudi Arabistan’ın açık desteğini alan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ve El Nusra Cephesi gibi El Kaide bağlantılı örgütler ile Müslüman Kardeşler ve Özgür Suriye Ordusu’nun diğer unsurları yer alıyor. Suriye’deki bu cepheleşmenin Irak’a yansıması da doğru orantılı gelişiyor. Irak’ta Şii olan Maliki hükümeti Suriye’de ve Ortadoğu genelinde yaşanan kutuplaşmada İran ve Şii cephenin yanında yer alıyor. Bu tercihin en temel nedeni olarak da Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan IŞİD ve El Kaide bağlantılı diğer güçlerin Irak’ta da Şii iktidarına karşı savaşıyor olması gösteriliyor. Fakat bu tercihin asıl nedeni, Batılı güçlerin Şii cephesini her yerde zayıflatarak İran’ı kuşatmaya alma ve rejim değişikliğine zorlama stratejisinin Irak’taki Şii iktidarını da etkileyeceği gerçeği... Bundan ötürü de Maliki hükümeti Suriye’de Esad rejiminin yıkılmaması için, açıktan olmasa da, destek veriyor ve kendi içinde de El Kaide başta olmak üzere her türlü Sünni ayaklanmasına şiddetle karşı duruyor.

Dış müdahale körüklüyor

Tabii Irak’ta Enbar eyaleti başta olmak üzere Sünni bölgelerin çoğunda El Kaide’nin yuvalanmasında ve Sünni ayaklanmanın yıllardır sürmesinde Türkiye ve Suudi Arabistan’ın öncülük ettiği dış güçler etkili oluyor. Bu destek Maliki hükümetine karşı komplo hazırlığında olan Irak eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni lider Tarık Haşimi’ye Türkiye’nin kucak açmasında açıkça görüldü. El Kaide militanlarının Türkiye’de eğitim gördükleri ve Suriye’den Irak’a geçtikleri de artık gizlenemez bir hale geldi. Tabii bir de Türkiye’nin Kürtler ve KDP eliyle Maliki hükümetini zayıflatmak için petrol boru hattı sözleşmeleri ve başka birçok anlaşma imzalaması, Kerkük ve civarlarında Türkmenleri sürekli patlamaya hazır halde tutması, Sünni liderleri Türkiye’de sürekli ağırlaması ve en son Kerkük ve civarından yüzlerce Sünni aşiret reisiyle İstanbul’da toplantı yapması, Irak’ta yaşanan olaylarda Türkiye’nin tarafsız kalmadığını açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Salt bir halk ayaklanması değil

Tüm bunlar Enbar eyaletinde son günlerde yaşananların salt bir halk ayaklanması olmadığını, dış bir destek ve kışkırtma çerçevesinde geliştiğini gösteriyor. Türkiye ve Suudi Arabistan desteğiyle gelişen Sünni cephenin direnişine karşı İran’ın da Şii cephesini desteklemesi, Irak’ı çok kanlı ve yüz yıllarca içinden çıkılması zor bir mezhep savaşına doğru hızla sürüklüyor.
Aslında bu mezhep savaşı uzun bir süredir devam ediyordu; fakat yaşananlar hep ‘terör’ saldırısı denilerek, salt bir güvenlik sorunuymuş gibi yansıtılmaya çalışıldı. 8 Aralık 2012 günü Irak Ekonomi Bakanı Rafih El-İsawi’nin korumalarının “teröre destek verdikleri” gerekçesiyle tutuklanmasından ve İsawi’nin Enbar’a gizlenmesinden sonra olayların salt bir ‘terör’ sorunu olmadığı anlaşıldı. Zaten bu bir yıldır Enbar başta olmak üzere Sünni bölgelerinin hiçbirinde olaylar durmadı. En son yaşanan Ahmed El Alvani olayı ise bu gerginliğin ulaştığı zirve oldu.

El Kaide’ye karşı El Muxtariye

Sünni-Şii gerginliğinde dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da Irak’ta saldırıları yapanın bir tek El Kaide olmadığı gerçeğidir. Rafih El-İsawi olayından sonra Irak’ta El-Muxtariye ismiyle Şii bir kontrgerilla örgütü kuruldu. Örgüt, kuruluş ilanında Maliki rejimini desteklediğini ve El Kaide’ye karşı kurulduğunu açıkladı. Örgütün kuruluşundan sonra artan saldırılarda hem Şiiler hem de Sünniler katledildi. Sürmekte olan mezhep çatışması, bu şekilde, karşılıklı bir “terör savaşı“na dönüştürüldü.

Federal bölge mi isteniyor?

Son duruma bakıldığında sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu: “Tamam, Sünniler, Şii iktidara karşı ayaklanıyor; ama ne istiyorlar?” Sünni liderler, son yıllara kadar Irak’ın parçalanmasından ve ayrı bir Sünni bölgenin oluşturulmasından yana değillerdi. Çünkü Irak’ı kendilerinin görüyor ve iktidarı elde edeceklerini düşünüyorlardı. Fakat son yıllarda tıpkı Kürtler gibi federal bir bölge isteğini dillendirmeye başladılar.

Anayasa’ya göre mümkün

Aslında bu konuda Irak Anayasası da engel oluşturmuyor. Anayasa’ya göre en az üç eyaletin bir araya gelmesiyle federal bir bölge oluşturmak mümkün. Halihazırda zaten Selahaddin, Enbar ve Musul tamamen Sünnilerin denetiminde. İsterlerse sadece bu üç eyaletin bir araya gelmesiyle dahi federal bir bölge oluşturabilirler. Yasal olarak bu mümkün; ama Sünniler, petrol bölgelerini de göz önünde bulundurarak bu söylemlerini siyasete dönüştürmüyorlar. Henüz Kürtlerin federal bölge olarak ayrışmasını bile hazmedememiş olan Şiiler de zaten, bunu engellemek için ne gerekiyorsa yapıyor.

Gidişat hiç de iyi değil

Kısacası, mevcut tablo Irak’taki olayların her geçen gün daha fazla kör düğüme ve daha şiddetli bir mezhep savaşına doğru evrildiğini gösteriyor. Çözümün ne olduğuysa hala bilinmiyor. Bilinen tek genel doğru şu: Ortadoğu’daki paylaşım savaşı bitmedikçe ve halklara düşmanlık yerine birlikte yaşama duygusu aşılanmadıkça Irak’ta da akan kanın durması mümkün görünmüyor.



NİHAT KAYA/HEWLÊR