Bağdat ile Hewlêr arasında merkezi yönetimin onayı olmadan Hewlêr’in petrol satmasıyla başlayan kriz, ardından bütçe sorununa, şimdi de "birlikte yaşamanın anlamı kalmadı" sorununa döndü. Güney Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, geçen hafta içinde Enfal şehitlerini anma töreninde yaptığı konuşmada açıkça, "Irak’ta demokrasi, federaliyet ve birlikte yaşam büyük bir tehdit aldında. Artık ortak yaşamın bir anlamı kalmadı" dedi. Barzani’nin bu sözlerinin anlamı gayet net. Ki, Güney Kürdistan siyasetinde son dönemlerde sıkça konfederal devlet yapılanmasının tartışılması da bundan kaynaklanıyor. Tüm bu tartışmaların tabi ki, yüz yılı aşkın bir süredir devletleşme hayali kuran Kürtler arasında, duygusal bir etkisinin olduğu inkar edilemez. Fakat merak edilen bunun reel siyasette ne kadar karşılık bulduğudur.  

Bağdat-Hewlêr gerginliğinde gelinen aşamada Bağdat açıkça Güney Kürdistan yönetiminin şimdiye kadar tankerlerle Türkiye’ye sattığı kaçak petrolden elde edilen gelirin miktarını açıklanmasını istiyor. Çünkü bu gelir hazineye bildirilmemiş ve şimdiye kadar kimse bu satıştan ne kadar kazanç elde edildiğini ve nereye harcandığını bilmiyor. Bağdat’ın bu tutumuyla kriz merkezi yönetimin onayı olmadan Hewlêr’in Türkiye ile petrol boru hattı anlaşması imzalamasını aşmış durumda. Güney Kürdistan yönetiminin Bağdat karşısında tutumunu sertleştirmesi de esas olarak bundan kaynaklanıyor.
Güney Kürdistan hükümetinin, özellikle de Kürdistan Demokrat Partisi (KDP)’nin, kontrolünde gelişen bu kaçak petrol sorunu özellikle muhalif konumdaki Kürt partileri arasında da rahatsızlık yaratıyor. Çünkü herkes tankerlerle Türkiye’ye kaçak petrol satıldığını biliyor ve görüyor. Bu da yetmezmiş gibi herkes daha düne kadar sıradan bir peşmerge gibi yaşayan bir kesimin şimdi milyarlarca dolarlık mal varlığının olduğunun farkında. Yolsuzluklara karşı 2011 yılında patlak veren ve 10 kişinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan olaylar da zaten bundan kaynaklanmıştı. Bugün hala Güney Kürdistan’da herkes yolsuzlukların olduğunu söylüyor ve gelir dağılımındaki adaletsizlikten şikayet ediyor. İşte bu noktada, muhalif partiler, Bağdat’ın kaçak petrolden elde edilen gelirin nereye harcandığının gösterilmesi dayatmasına karşı çıkmıyor, hatta destekliyor.
Bu tutuma bir tek KDP karşı çıkıyor ki, Bağdat’ın dayatmasının kabulü demek herkesin mal varlığının açığa çıkması anlamına gelecektir. İşte KDP de bu yüzden şiddetle karşı çıkıyor. Fakat kullanılan argümanlar dikkat çekici. Kürtlerin ulusal duygularına ve yüz yılı aşkın bir süredir devam  eden devleşme hayallerine vurgu yapılıyor. Konfederal Irak ve halkların kendi kaderini tayin hakkı tartışması ile "ortak yaşamın anlamı kalmadı" gibi söylemler hep bundan kaynaklanıyor. Ki, Kürt halkı arasında duygusal bir etki yapan bu söylemler ilgi de uyandırıyor. Bundan dolayı da yerel hükümet adına yürütülen bu siyasetten muhalif partilerin hiçbiri memnun olmamasına rağmen, kimse bunu açıkça dillendirme ve siyasetini oluşturma cesareti gösteremiyor. Bu duruma bir de yıllarca süren Arap-Kürt çatışmasının yarattığı sosyo-psikolojik etki eklenince tüm muhalif partiler Arap milliyetçiliği karşısında Kürt milliyetçiliği etrafında kümeleniyorlar.
Fakat Irak’tan ayrılma ya da konfedere devlet çözümü biraz daha tartışıldığında 140’ıncı maddenin uygulanmadığı ve Kerkük başta olmak üzere birçok Kürt yerleşim yerinin statüsünün belli olmadığı gerçeği bir kez daha kendisini yakıcı bir şekilde hissettirecektir. Çünkü Irak’tan mevcut durumda ayrılmak demek Kerkük ve diğer petrol bölgelerinden de vazgeçmek demektir. Böylesi bir duruma KDP razı gelmek istese de diğer partilerin hiçbirinin razı gelmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü hepsi Bağdat ile yaşanan sorundan KDP ve Barzani ailesini sorumlu görüyor ve kaçak petrolden elde edilen gelirin açıklanması konusunda da Bağdat ile hemfikirler. Bundan dolayı bu dönemde "Irak’tan ayrılırız" gibi söylemlerin dillendirilmesinin 'çalınan minareye kılıf uydurmak’ olduğuna inanıyorlar.
Kürt partileri arasındaki bu parçalı duruştan da olsa Hewlêr yönetimi petrol krizinde Bağdat karşısında geri adım atmak ve petrol satışını Bağdat’ın kontrolüne bırakmak zorunda kalacak.
Ha… buna karşı belki şimdiye kadar sattığı kaçak petrolün hesabının sorulmaması konusunda Bağdat’la anlaşabilir.  
Anlaşma sağlandıktan sonra ise siyasi çevrelerin hepsi 140’ıncı maddenin uygulanmadığı, Kerkük’ün hala statüsüz olduğu, kaçak petrolde elde edilen petrolün bu halkın rızkı olduğu gibi tonlarca sorunu unutulacaklar ve bildikleri eski yola devam edecekler.