
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, ANF’nin sorularını yanıtladı. Bazı bölümlerini kısaltarak paylaşıyoruz.
Cenevre 2 Konferansı ile ilgili olumsuz değerlendirmeleriniz olmuştu, sonuçları sizi doğruladı mı?
Cenevre 2 Konferansı’nı toplayanlar Suriye toplumundan ve insanlıktan özür dilemek zorunda kaldı. Başarısızlıklarını kendileri de açıkça ilan etmiş oldu. Biz daha önce konferans toplansa bile başarılı olması mümkün değil, dedik. Belirttiklerimiz bir yerde doğrulandı. Çünkü konferansı düzenleyenlerin Suriye üzerinde ciddi bir güçleri kalmamıştı. Dahası bir çözüm projeleri de yoktu. Sadece Suriye içine sızabilmenin imkanı arayışında oldular. Onda da başarılı olamadıkları, sonuç alamadıkları görülüyor.
Suriye’deki sorunların yakın zamanda da bu biçimde çözümlenmesi, bir çözüme kavuşması neden zordur?
Çünkü çözüm üreten, yeni Suriye’nin kuruluşunu sağlayabilecek olan tek çizgi Rojava Kürtlerinin Demokratik Özerklik çizgisidir. Onu da bütün diğer kesimler reddediyorlar. Çizginin kendisi Rojava’yla sınırlı kalıyor. Diğer alanlara yayılma, uygulama gücü bulamıyor. Suriye’de etkili olan diğer güçler –rejim de dahil- yeni demokratik Suriye’nin inşasına dair herhangi bir görüş ve projeye sahip değiller. Dış müdahale de onlardan farklı değil.
ABD bunun farkında değil mi?
Bunu ABD de gördü. Suriye’deki çıkmazı aşmak üzere Türkiye’ye müdahalede bulundu. Böylece çatışmanın zemini Suriye’den Türkiye’ye, yine İran’a doğru kaymış oldu.
Arap Baharı denen çatışmalı süreç neden böyle bir noktaya geldi?
Yeni Ortadoğu’nun yapılanmasını iki neden engelliyor:
* Küresel müdahalenin kendi içindeki çatışmaları ve çekişmeleri. ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği arasındaki çelişki ve çatışmalar, çıkar farklılıkları sistemin çıkarına yeni bir sistemin kuruluşunu engelliyor.
* Ortadoğu’nun hegemonik iki devletinin müdahaleleri engelliyor.
Kim bu iki devlet?
Türkiye ve İran! Türkiye ve İran devletleri en son Suriye örneğinde görüldüğü gibi diğer bütün Arap ülkelerinde yürütülen çatışmanın bir çözüme ulaşmasını kesinlikle engelliyorlar.
Çözüm üretecek seçenek yok mu?
Geriye çözüm üretecek tek seçenek kalıyor; halkların demokratik yönetim seçeneği. Buna bölgesel demokratik devrim de denebilir, demokratik Ortadoğu birliğinin yaratılması da denebilir. Önder Apo’nun tanımlamasıyla demokratik konfederal örgütlenme modeline dayalı Demokratik Özerklik temelinde yeni bir Ortadoğu’nun inşası demek daha doğru oluyor.
Bu çizgi neden başarılı olamıyor?
Çünkü bu çizginin teorik formülasyonu var, fakat örgütlenmesi ve eyleme geçirilmesi zayıf. Teorik olarak çözüm üretiyor ama pratiğe dönüşmede henüz çözüm yaratacak düzeyde değil.
Bütün bunların Suriye’deki çıkmaza etkisi ne oluyor?
Suriye’deki çıkmaz tam bir kördüğüm haline geldi. Böyle bir kördüğüm ortamında El Kaide gibi çetecilik diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Irak ve Suriye’de de yeniden bir hamle yapma fırsatı buldu. Aslında Suriye’deki kilitlenmenin nedeni budur. Kilitlenme ve çözümsüzlük sadece Suriye’de değil, son 25 yıldır Ortadoğu’da çeşitli güçler arasında süren mücadelenin tümü kilitlenmiş ve çözümsüz bulunuyor. Suriye bunun maketi durumundadır.
Küresel sistem bunu aşmanın yöntemini aramıyor mu?
Şimdi küresel sistem bunu aşmak için Türkiye ve İran’a müdahale etmeye çalışıyor. Türkiye ve İran oligarşileri kendi aralarında işbirliği yaparak bu müdahaleye karşı ömürlerini uzatmaya, kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Bunların ikisi de halklar için tehlikelidir. Onun içinde üçüncü seçeneğin daha fazla zorlaması lazım. Çıkışı yapabilmenin tek yolu, bugün çatışmanın yoğunlaşmakta olduğu Türkiye ve İran’da köklü demokratik değişim ve dönüşümün gerçekleşmesidir. Bunun da merkezinde Kürdistan var, Kuzey Kürdistan var, Doğu Kürdistan var. Buradaki gelişmeler önümüzdeki sürecin bölgede nasıl şekilleneceğini belirleyecektir.
17 Aralık operasyonunu ABD’nin bu doğrultudaki müdahalesi olarak mı görüyorsunuz?
Bence 17 Aralık müdahalesi Türkiye’ye dönük böyle bir müdahaledir. AKP-Fethullahçılar çatışması tamamen böyle bir müdahaleyi ifade ediyor. İran’ı Cenevre 2’ye almadılar, baskıyı sürdürüyorlar, mevcut İran yönetimini teslim almak istiyorlar.
Bunları gerçekleştirebilirse Fetullahçılar üzerinden yürüttüğü müdahaleyle AKP’yi geriletir, Türkiye siyasetini kendi çıkarına göre düzenler. Baskıyla İran yönetimini de teslim alabilirse bu sonuçlara dayanarak yaklaşık 25 yıldır Ortadoğu’da yürüttüğü savaşın sonuçlarını Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında yeni bir Ortadoğu sistemine dönüştürecektir. Bu da küresel sermayenin daha derinleşmiş, daha kapsamlı ve daha hegemonik çıkar sağladığı, baskı ve sömürü sağladığı düzen olacaktır. Bölge halklarının daha çok iradesizleştirilmesi, Ortadoğu çıkarlarının ve Ortadoğu imkanlarının daha fazla sömürülmesi sonucunu getirecektir.
ABD’nin “ılımlı İslam projesi”nin çöktüğü söylenebilir mi?
Mevcut sonuçlar kesinlikle çöktüğünün ifadesidir. Aslında çökmekten kasıt da şu olabilir; o politika bir döneme aitti… Bu iflası en bariz bir biçimde AKP gerçeğinde görüyoruz. Diğer yandan Mısır’da Müslüman Kardeşler’in geldiği durum ortada… Yeşil kuşak projesi başlangıçta belli sonuçlar verdi, ama onun Ortadoğu’da yeni model yönetimleri oluşturma projesi olarak geliştirdiği ılımlı İslam sonuç vermedi...
Kürtler içinde etkili olan iki çizgi, Kürdistan’ın iki küçük (Başûr ve Rojava) parçasında önemli birer mevzi ortaya çıkarmış oldular. Kürt sorununun çözümü için ne kadar yeterli?
Çözüm için sadece mücadele mevzileridir. Henüz sorun çözülmüş değil. Sorunun çözümü elbette ki Bakûr ve Rojhilat’taki durumla gerçekleşecek. Kürdistan’ın büyük parçaları bunlar. Kürt sorununun çözümünün nasıl olacağını bunlar belirleyecektir. Bakûr’da ve Rojhilat’ta ortaya çıkacak sonuca göre Başûr ve Rojava’daki statünün nasıl seyredeceği belirlenecek. Bunu herkes bilmelidir. Eğer Bakûr ve Rojhilat’ta demokratik çözüm olmaz, Kürtler özgürlüklerini elde edemezlerse sadece Başûr ve Rojava’yla Kürt varlığı güvenceye alınmaz, bu statüleri devam etmez.
Şimdi tekrar 17 Aralık ile başlayan ve arkasında ABD’nin olduğunu belirttiğiniz sürecin bu kapsamdaki etkisini nasıl görmek lazım?
Türkiye ve İran’da değişim gerçekleşmezse bölgenin diğer alanlarında yürütülen mücadelenin sonuçları sistemin öngöreceği biçimde gerçekleşmez. Yeni bir sistem ortaya çıkmaz. Bu nedenle ABD politikalarında bir değişiklik oldu. ABD’nin bölge için öngördüğü demokrasi çizgisinde de değişiklik olacak. 17 Aralık müdahalesiyle böyle yeni bir süreç başladı. Ortadoğu’da yaşanan III. Dünya Savaşında yeni bir süreç oluyor bu. Bölgenin hegemonik güçleri mücadele alanı haline getirilerek sonuç alınmak isteniyor. Bu, yeni bir durumdur, yeni bir aşamadır. Kesinlikle basit görülmemelidir. Türkiye’deki durum AKP ile Fethullahçılar çatışmasıdır hemen geçer diye algılanmamalıdır. O tür algılar, yaklaşımlar son derece dar ve sığdır. Tersine, Türkiye’de yeni bir değişim dönüşüm süreci başlamıştır, İran’da başlamıştır. Artık Ortadoğu’daki III. Dünya Savaşı Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de, Libya’da yaşanmıyor, Türkiye ve İran’da yaşanıyor.
Sistemin böyle bir hamle yapmak istediği dönemde demokrasi güçleri ne yapabilir?
Bunu görerek kendi hamlelerini geliştirmeleri gerekir. Türkiye ve İran’ın da böyle bir sürece girmiş olması Kürt sorununun, dolayısıyla Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin de yeni bir sürece girmiş olmasını ifade ediyor. Türkiye’deki durumun nasıl seyredeceği, değişim ve dönüşümün nasıl gerçekleşeceği, nasıl sonuçlanacağının belirlenmesinde Kuzey Kürdistan’daki Özgürlük Mücadelesi çok önemli, belki de belirleyici rol oynayacaktır. İran’daki mücadele ve değişim ve mücadelenin nasıl olacağı konusunda da Rojhilat’ta yürütülen Özgürlük Mücadelesi önemli ve belirleyici rol oynayacaktır.
Türkiye ve İran’ın böyle bir mücadele alanı haline gelmiş olması, Bakûr ve Rojhilat’ta yeni bir mücadele sürecinin geliştiğine, gündeme geldiğine işaret ediyor. Bu alanlarda gelişecek Özgürlük Mücadelesi Türkiye ve İran’daki değişim ve dönüşümü belirleyeceği gibi, Ortadoğu’daki gelişmeleri de belirleyecektir. Özgürlük Hareketi’nin mücadele gücü ve alacağı inisiyatif Ortadoğu’da yeniden şekillenmenin, yapılanmanın nasıl olacağını belirleyecek düzeyde önem arz ediyor. Şimdi böyle bir sürece girmiş durumdayız. Yeni mücadele süreci kesinlikle bu temeldedir.
İran ile Türkiye arasında karşılıklı ziyaretler başladı. Erdoğan ziyaretinin ardından Ruhani’nin Ankara’ya gitmesi bekleniyor. Yeni bir yakınlaşma mı var?
Yeni bir yakınlaşma değil, ittifak var. Erdoğan’ın Tahran’a gidişi öyle basit bir şey değil, Türkiye’yi temsilen gitti. Bir de Tahran’da dedi ki “Kendimi evimde gibi rahat hissediyorum”. Ne kadar güçlü bir ittifaka ulaştıklarını ortaya koyuyor. Üstelik Cenevre konferansının ertesinde. Cenevre’de çatışan iki güç Türkiye ile İran’dı (Suriye İran tezlerini savundu). Cenevre ve Davos’ta söylenmedik bırakmadılar.
Bu neyi gösteriyor?
İki devletin de birbiriyle ilişki kurma, ittifak kurmaya muhtaç oldukların gösteriyor.
Peki bu ilişki nerede ortaya çıkıyor?
Eskiden de vardı, tarihsel ilişkilerini çok gündeme getirmeye gerek yok, 2011 Temmuz-Ağustos’ta Kandil savaşını da birlikte yürüttüler. Onu biliyoruz. Ama ondan sonra durum değişti. 2012 ve 2013’te Türkiye ile İran görünüşte neredeyse birbiriyle çatışacak noktaya geldi.
Açığa çıktı ki aslında AKP el altından İran’ı destekliyor. Bu durumun açığa çıkması ise iki olayın sonucudur:
* Rojava direnişçilerinin Til Koçer’i ele geçirdiği gün İran Dışişleri Bakanı Ankara’ya geldi, o zaman görüştüler. Hemen bu karşıtlık ortadan kalktı, sanki birbirleriyle karşıt değillermiş gibi görüşme yaptılar.
* Bunun ardından iki gün sonra da bir olay daha gerçekleşti. Hizbulkontra Batman’da Kürt yurtseverlerine saldırdı. BDP üyelerini katletti, öldürdü, yaraladı.
Bugün Tayyip Erdoğan Hasan Ruhani görüşmeleri biçiminde süren yeni Türkiye-İran ilişkilerinin, diplomasisinin önü böyle açıldı. Demek ki bu ilişkilerinin ekseninde Kürt karşıtlığı var.
Önceki değerlendirmelerle birlikte bu görüşmenin iki temel dayanağını şöyle ifade edebiliriz:
* Rojava’da Kürtlerin başarısı genelde Ortadoğu’da Kürt politikasının son derece etkin hale gelmesi,
* ABD’nin yeni politikaları. Yani III. Dünya Savaşını Türkiye ve İran’a kaydırması. 17 Aralık müdahalesiyle Türkiye’ye müdahale etmiş bulunması zaten İran üzerinde de saldırıyı yürütüyor olmasıdır.
Türk ve İran oligarşilerinin ABD müdahalesinin karşı dayanak arayışlarının kurbanı Kürtler mi olacak?
Kendi ömürlerini uzatmak üzere küresel müdahaleye karşı durmak için pratikte en çok ortak oluşturdukları politika Kürtleri vurmaktır. Çünkü ABD müdahalesini arttırırsa, bundan yararlanacak potansiyel güç olarak Kürtleri görüyorlar. Irak’ta Bağdat zayıfladı Güney Kürdistan öne çıktı. Suriye yönetimi zayıfladı Rojava’daki Kürtler bundan yararlandılar. ABD müdahalesiyle Ankara’da, Tahran’da yönetim zayıflaması olursa bundan Kuzey ve Doğu Kürtleri yararlanacak, etkili bir güç olarak ortaya çıkacaklardır. Dolayısıyla Kürtlerin güçlenmesinin kendi oligarşik diktatörlüklerinin yıkılmasında etkili olur diye korkuyorlar. Bunun olmasını engellemek için ortak Kürt karşıtı politika oluşturuyorlar. Hibuzlkontrayı harekete geçirmeleri de bunun içindir.
Ne yapabilir, nasıl bir politika izleyebilirler?
Kürtler nasıl denetim altında tutulacak, özellikle PKK nasıl kontrol edilecek, Kuzey ve Doğu Kürdistan’da olası bir özgürlük mücadelesinin gelişimi nasıl engellenecek, bunun için Kürtler nasıl bölünecek, nasıl çatıştırılacak? Bunları tartışıyor, planlamaya çalışıyorlar. Bu konuda AKP ile İran politikaları birbirine yakındır. Bu konuda bazı Kürtleri aracı olarak da kullanmaya çalışıyorlar. Hizbulkontra’nın durumu buna denk düşüyor. Eğer gerçekten Hüda Par ‘biz bir siyasi hareketiz’ diyorsa derhal AKP ve İran’la ilişkilerini kessin, tutum alsınlar da görelim! Bunları yapamazlarsa Kürt halkı onları hizbulkontra olarak görmekten öteye bir başka yaklaşım göstermez ve kendilerine karşı da gerekli tutumu alır.
Diğer yandan bütün Kürt siyaseti de bölgede ve ülkemizde yaşanan gerçekleri görmelidir. Bir yandan El Kaide’nin Rojava’ya, Başûr’a dönük saldırılarında ortaya çıkan tehlikeyi görmeliler, diğer yandan ise İran-Türkiye görüşme ve ittifaklarının Kürtler açısından, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi açısından nasıl bir tehlike arz ettiğini görmeli, dikkate almalılar; herkes buna uygun politika izlemelidir.
Kürtler başka ne yapabilir?
Kürtler böyle bir siyasi ortamda Kürt ulusal birliğini sağlayacak çalışmalara daha çok önem vermeliler. Kürt Ulusal Kongresi’ni toplamak, bunu demokrasi ve özgürlük çizgisinde bütün partilerin, bütün parçaların katıldığı bir çizgide geliştirmeyi öngörmek çok önemlidir. Doğru olan, gerekli olan budur. Böyle olursa ancak Türkiye ve İran politikaları da, ABD politikaları da boşa çıkarılabilir. Hem ABD cephesi, hem Türkiye-İran cephesi Kürtleri kullanmak isteyecek, buna da izin verilmemeli, Kürtler kendi doğru çizgisinde ısrar etmelidir. Kürtler kesinlikle hem tek tek ülkelerde hem de Ortadoğu genelinde özgürlük ve demokrasi güçlerinin safında yer almalıdırlar. n HABER MERKEZİ