
Türkiye Kürt karşıtlığını her koşulda ve ortamda sürdürmeye devam ediyor. Bunun için aralarında ne kadar çelişki olursa olsun, tüm güçlerle Kürtlere karşı birleşmeye ve ortak hareket etmeye çalışıyor. Ortadoğu’da koşullar ve dengeler değişiyor. Bu kriz ve çatışmalı ortamdan Kürtler yararlanmasın ve bir statüye sahip olmasın diye seferber olmuş durumda. Kürt düşmanlığı yapmasa çok avantaj elde eder. Rojava’da Kürtlerle dost olsa müthiş rahatlar. Tüm pazar ona açılır. Ekonomik açıdan atılım yapar. Ayrıca şu an savaşa aktardığı milyarlarca dolarlık yükten de kurtulmuş olur.
Türk hükümeti Suriye’de İran’la karşı cephelerde. AKP Esad rejimini devirmek için DAİŞ, El Nusra gibi güçleri destekledi. İran ise Esad rejimini ayakta tutmak için savaşa katıldı. Aynı pozisyon Irak için de geçerlidir. Ortadoğu’da İran’a karşı Sünni cephenin öncülerinden.
İran, ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve KDP’nin kendisine karşı ortak hareket ettiği görüşünde. Bu devletlerin İranlı Kürt örgütlerini, özellikle İran KDP’lerini desteklediklerini ve kendisine karşı harekete geçirmeye çalıştığını iddia ediyor. Yeni ABD yönetimi İran’a karşı tutumunu sertleştirdiğinden İran’ın kaygıları artmış durumda. İran şimdiye kadar savaşa kendi sınırları dışında dahil oldu. Yemen, Irak ve Suriye’de savaşarak sınırları dışında bir savunma stratejisi uyguladı.
Duvarları camdan olanın komşunun evini taşlamaması gerektiği söylenir. Bu durum İran için çok geçerli tabi. İran kendi içinde halkları tanımıyor. Halkları resmi inkâr etmese de demokrasi yok. Böyle olunca halkların iradesi ortadan kaldırılıyor. Kürt, Azeri, Beluci gibi halklar İran’da herhangi bir statüye sahip olmadan elde tutuluyorlar. Dine dayalı bir iktidar. Tekçi ve otoriter bir klasik ulus devlet modelini dayatmaya devam ediyor. İçeride sorunlarını çözen bir İran dışarıdan gelecek tehditleri de ortadan kaldırmış olacak. Bunun yolu da halkları eskiden olduğu gibi bastırmak değil demokrasiyi geliştirmektir.
İran ve Türkiye gibi katı ulus devletler çoklu kültür ve inanç sistemlerini kabul edip eşitlik temelinde reformlara gider ve kendilerini yeniden yapılandırırlarsa sorunlarını büyük oranda aşarlar. Ancak görüldüğü gibi bu zihin yapısından çok uzaklar. Katı ve donmuş tekçi ulus devlet zihniyetinde ve yapılanmalarında ısrarlıdırlar. Türkiye’nin Ortadoğu’da şu anki birinci önceliği Kürtleri ezmektir. İran’ın da Kürt sorunu var. Bu konuda tarihten gelen ortaklıkları da var. Aralarındaki çelişkiler ve sorunlar ne olursa olsun Kürtler konusunda hep anlaşmış ve iş birliği yapmışlardır.
Bu açıdan bakıldığında İran Genelkurmay Başkanı’nın neden Türkiye’ye geldiği daha iyi anlaşılır. Üstelik İran devriminden bu yana ilk defa geliyormuş. Türkiye ile bölgede aralarında bu kadar çelişki varken. Sürpriz veya çelişkili gibi gelebilir ama süreçleri yakından izleyenler açısından şaşırtıcı bir durum yok. Aslında Türkiye’nin uyguladığı stratejiyi İlker Başbuğ onlar belirlemişti. Bunu basın önünde de defalarca dile getirdi. Başbuğ hiçbir zaman Kürtleri tanımayı ve haklarını teslim etmeyi düşünmedi. Klasik Kürt politikasını hep savundu. Türkiye Rusya’yla karşı karşıya gelince hemen buna son verilmesini savundu. Esad’la anlaşmayı da savunuyor. Ayrıca “Türkiye tek başına Kürt devletini ve oluşumlarını engelleyemez. İran’la ortaklaşırsa engeller” diyordu. Bölgenin Kürtlerle komşu olan iki devleti yıkılmış durumda zaten. Ayakta kalan Türkiye ve İran, ikisi de ulus devlette ve eski statüde ısrar ediyor. Rejimlerinin adı ne olursa olsun yaptıkları otoriter rejimlerin elinde kaos ve savaşlar kıskacındaki Ortadoğu’daki eski statüye bekçilik yapmaktır.
Genelkurmay başkanının ziyaretinden sonra yapılan açıklamada Güney Kürdistan’da referanduma karşı tavır belirtildi. Ayrıca güvenlik, istihbarat paylaşımı gibi bilinen kavramlar sıralandı. Bu açıklamaların aslı Kürtlere karşı ortak hareket ilanıdır. Türkiye şimdi Kürtlere karşı her melanetin içinde olmaya çok açık. Hiçbir fırsatı kaçırmıyor.
AKP-MHP hükümetinin açık faşist yönetimine karşı Kürtlerin direnişi sürüyor. Türkiye’nin bölge devletleri ve uluslararası güçlerle yaptığı ittifaklar ve oynadığı oyunlara karşı Kürtlerin de seçenekleri var. Bu seçeneklerin başında öz güç ilkesi geliyor. Kırk yıllık mücadelenin deneyimleri ve diğer halkların başından geçen olaylardan çıkarılacak en büyük ders her koşulda öz gücü esas almaktır. İkinci temel seçenek de ulusal birlik ilkesine işlerlik kazandırmaktır. Kürt parti ve örgütlerinin aralarındaki görüş farkları ne olursa olsun birliği esas almaları zorunludur. Bunlar sağlandıktan sonra diğer ittifakları sağlamak ve önlemleri almak pek sorun olmaz.