İran Kürtler üzerindeki baskısını her geçen gün daha fazla arttırıyor. Bölgede sarsılan dengeler, yerle bir olan statüler İran'ı tedirgin etmekte. Özellikle Kürtlerin bölgede yükselişi, Rojava ve Şengal direnişinin ortaya çıkardığı etki tıpkı Türkiye gibi İran'ı da etkilemektedir.
İran'ın Kürt politikası yeni değil tabi. Özellikle siyasi tutsaklara uyguladığı idam politikaları; Kürdistan'ı sömürgesinde tutan devletlerle bir ilişki biçimi olarak yıllardır uygulanmaktadır. Ancak Kürt halkının özgürlük arayışı ve bu yolda elde ettiği kazanımlar arttıkça; Kürt Özgürlük Hareketinin Kürdistan'da halklarla beraber demokratik sistemi uygulamaya başlaması idamları da arttırmıştır.
9 Mayıs 2010'da Tahran'da Kürt öğretmen ve insan hakları aktivistleri Ferzad Kemanger, Ferhad Vekili, Şirin Elemhuli ve Ali Heyderiyan'ın idamları ardından bu politikalarının daha fazla arttığı görüldü.
İdamların en çok artış gösterdiği dönemler Türkiye'de Kürt sorunun demokratik çözümü için başlayan diyalog sürecinden sonra yaşandı.
Israrla Kürtleri tahrik eden, çatışma zemini yaratan politikaları aralıksız devam etti. Kürtler büyük bir soğukkanlılıkla bu politikaları boşa çıkardı. Ancak sömürge uygulamaları ve idamlar büyük bir öfke birikimine de sebep oldu. Bu öfke sadece Kürtler açısından gelişen bir durum değil.
İran; muhalif olan bütün kesimlere karşı aynı politikayı uygulamaktadır. En büyük muhalefeti Kürtler yaptığı için Kürtlere saldırıları daha fazla olmaktadır. Ancak muhalif olan diğer halklara da uygulamaları aynıdır ve öfke bir çok kesimde büyümektedir.
İran'ın kadın politikaları da sıkça gündeme gelen ve eleştirilen konulardandır. Özellikle, recm, sünnet, geçici nikah, kadınların okumasına dönük kısıtlamalar Fars, Kürt, Azeri ve Beluci kadınlarının özgürlük arayışını arttırmaktadır. Bunca baskıya rağmen İran'da rejim karşıtı eylemlerin tümünde kadınları görmek mümkün.
Kısacası İran'ın anti demokratik yapısına karşı toplumsal bir öfke birikimi var. Şimdiye kadar bunu bölgesel ve uluslararası politikalarla baskıladı. Arap Baharı sonrası savaşı sürekli sınırları ötesinde yürüttü. Tabii bu arada iç muhalefeti sürekli idamlarla, tutuklamalarla, işkencelerle bastırdı. Ve halende aynı uygulamalarını devam ettiriyor.
Nitekim 4 Mayıs günü Mahabad kentinde Farinaz Xoşrawani'nin istihbaratçıların tecavüz girişimine maruz kalması bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Farinaz Xoşrawani tecavüzcü istihbaratçılardan kurtulmak için kendini çalıştığı otelin 4.katından atarak yaşamına son verdi. Bunun üzerine Mahabad ve birçok Kürt kentinde ayaklanmalar başladı.
Birçok insan yaralandı, bazıları yaşamını yitirdi ve onlarca insan da gözaltına alındı. Bu satırları yazarken eylemler yayılarak devam ediyordu ve olağanüstü hal ilan edilmişti.
Suçlular cezalandırılana kadar eylemlerin devam edeceği bekleniyor. Ancak sorun sadece bu değil. İran'ın anti demokratik yaklaşımlarının tümünün değişmesi gerekiyor.
Kadına yönelik tecavüzcü, inkarcı politikalarının değişmesi gerekiyor. Yine halkları baskılayan politikalarının değişmesi gerekiyor. Yani köklü bir demokrasiye ihtiyaç var.
Bölgede hakim güç olmaya çalışan İran; iç demokrasiyi sağlamadığı sürece, savaşı istediği kadar sınırları dışında sürdürmeye çalışsın, Ortadoğu yangınından kurtulamaz. Daha şimdiden yangın etrafını kuşatmış durumda.
Bu yangından kurtulması demokratikleşmesi ile mümkündür. Aksi halde baskılayarak, tecavüzcü politikalarını ve idamları devam ettirerek sadece yangını körüklemiş olacaktır. Nitekim bütün sömürgecilerin kendi politikalarıyla boğulduğu, tarihsel deneyimle sabittir.