İran, Mücteba ile meydan okuyor

Forum Haberleri —

Mücteba Hamaney/foto: AFP

Mücteba Hamaney/foto: AFP

  • Mücteba, İsrail ve Amerika'ya düşmanlığı, iç reformlara direnmeyi ve Devrim Muhafızları'nın hakimiyetini pekiştirmeyi tercih edebilir. Tabii her şeyden önce hayatta kalması gerekiyor.

Çeviri: Yeni Özgür Politika

İran, ABD ve İsrail bombardımanı altında öldürülen Hamaney'in verilmiş talimatlarını planlandığı gibi uyguladı. İlk hava saldırıları dalgasında İran liderliğinden beklenenden daha az kayıp yaşandı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani dahil neredeyse tüm yardımcı komutanlar ve kilit rejim figürleri hayatta kaldı.

Rejimin hâlâ sağlam olduğunun en meydan okuyan işareti, 9 Mart sabahı (İran saatiyle) geldi: Ali Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney ülkenin yeni dini lideri (Velayet-i Fakih / Supreme Leader) olarak ilan edildi. Babasının son söz sahibi olduğu konumun aksine, Mücteba muhtemelen sembolik biri olarak görülecek. Bu halefiyet, ülkenin kontrolünün İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun elinde olduğunu gösteriyor. Bu durum, kendi adaylarından birinin seçilmesini umut eden reformcuları hayal kırıklığına uğrattı. Kendisini teokrasi olarak tanımlayan bir sistemde hanedanlık veraseti, monarşiyi deviren devrimin ideallerine hâlâ inananlar için makbul olmayacak.

Belki de bu tür anlaşmazlıklar, Uzmanlar Meclisi'nin (Meclis-i Hoşgüzeş) Mücteba'yı seçmekte bu kadar gecikmesini açıklıyor. 88 kıdemli din adamından oluşan bu kurul, İsrail saldırılarında kutsal şehir Kum'daki ofisinin yıkılması sonrası toplanmakta zorlandı. Muhtemelen Mücteba suikasttan korunmak için yeraltının derinliğinde saklanmaya devam edecek. Bir haftadan fazla süredir ilk saldırılardan beri görülmedi.

Ekonomi imparatorluğunun başı

56 yaşındaki Mücteba her zaman ketum biri oldu. Babasının devletteki hakimiyetini denetleyen 4 bin kişilik beyt (saray) mahkemesini yönetmesine rağmen neredeyse hiç görüntüsü yok. Onunla karşılaşan İranlılar, 'mütevazı ve utangaç' olduğunu öne sürüyor; ancak milyarlarca dolar değerindeki ekonomik imparatorluğu yönetiyordu. Seminerine eski bir 'paykan'la giderdi. Reformcular, Mücteba'yı baskıcı bir figür olarak görüyor. En yakın siyasi müttefiki, bir dönem Devrim Muhafızları'nın korkulan istihbarat kolunu yöneten din adamı Hüseyin Taeb'dır. Birlikte reformcuları hapsettiler, 2009'da sertlik yanlısı bir cumhurbaşkanının seçilmesini desteklediler, üstelik hile yaptıkları söylendi. İran'ı hibrit teokrasi-demokrasiden muhalefeti ezen bir güvenlik devletine dönüştürmeye yardımcı oldular.

Liderlik niteliklerine sahip değil

Din adamlarının da şikayet edecek sebepleri var. Mücteba, anayasanın 'dini lider' için öngördüğü dini ve siyasal niteliklere sahip değil. Hiçbir zaman resmi bir makamda bulunmadı. Tanınmış bir dini otorite kaynağı olan müçtehid için gereken ilmi risalesini yayımlamadı, hatta büyük ayetullah rütbesine bile ulaşmadı. Miras aldığı ülke, dayanma ile çöküş arasında sıkışmış durumda. İran gözlemcileri ise yaşlı Hamaney'in saltanatının son döneminde azalan rejimin bütünlüğü ve kararlılığının yenilenmiş olmasından bahsediyor. İhanet haberleri az. Devrim Muhafızları generalleri savaşı sivil denetim olmadan yürütüyor. Anayasaya göre ülkeyi din adamlarının yönetmesi gerekirken, askeri adamlar din adamlarının yerini alıyor gibi görünüyor. 5 Mart tarihli bir Körfez istihbarat raporu, “ilk istihbarat tahminlerinin aksine, İran askeri liderliğinin büyük kesimleri hâlâ operasyonel” notunu düşmüştü. Savaş öncesi hazırlanan bir ABD istihbarat raporu da İran'a saldırının rejimi devirme ihtimalinin düşük olduğu sonucuna varmıştı.

Giderek Gazze'ye benzetiliyor

Savaşın 9. gününde İran'ın dayanıklılığı sınanıyor. Batılı güçler, ilk aşamadan (ABD ve İsrail'in İran'ın askeri kapasitesini yok etmesi) ikinci aşamaya geçiyor: yönetim kurumları ve hayati altyapının hedef alınması. Dini liderin ofisine ve Tahran merkezindeki 5 bin metrekarelik (yaklaşık 54 bin metrekare) sığınağına yapılan saldırı, hükümet mekanizmasında bir delik açtı. Temel hizmetler risk altında. Şimdilik başkentte marketlerde gıda hâlâ mevcut; çöpçüler şafakta sokakları süpürüyor ama İranlılar, giderek Tahran'ın İsrail saldırılarının ardından Gazze'ye benzediğini söylüyor. 8 Mart'ta petrol tesislerine yapılan saldırı, önce geceyi aydınlattı, sonra gün doğduğunda Tahran'ın büyük kısmını karanlığa gömdü. Şehrin eski drenaj kanalları ateş nehirleri gibi akarken, yanan petrol dükkanları ve evleri ateşe verdi. Simsiyah siyah bir yağmur yağdı.

Ekonomi sarsılıyor. Limanların yıkımı ve sınır geçişlerinin kapanması ithalatı engelliyor; fabrikalara saldırılar iç üretimi felç ediyor. Bazı yetkililer, Ramazan ve Newroz bayramları öncesi gıda stoklarının tükenmesinden endişe ediyor.

Altyapı da baskı altında. Güneydeki bir tuz giderme tesisine yapılan saldırı, savaş öncesi zaten kötü olan su kaynaklarını tehdit ediyor. Yakıt karneyle veriliyor. Saldırılar petrol ve gaz sahalarına veya ülkenin tek büyük terminali olan Harg Adası'na ulaşırsa elektrik üretimi ve pişirme için hayati gaz arzı kesilebilir.

Devletin yıkımını, direniş araçları olmadan milli duygu patlaması tek başına durduramaz. Üstelik Mücteba, dini lider olarak otoritesini yerleştirmekte zorlanabilir. Babası savaş hazırlıkları kapsamında merkezi kontrolü kasıtlı olarak yerel komutanlara devretmişti. Ölümünden önce yerel komutanlara hedef setleriyle birlikte  merkezi otorite kaybı durumunda savaşmaya devam etmeleri talimatı verilmişti.

Savaş ağalarına dönüşme yolu

Hewlêr'deki bir Kürt yetkili: “İran'ı 31 birime ayırdıklarını duyduk. Her biri mutlak komuta ve bakanlık ya da merkezi komutaya danışmadan tüm kararları alma yetkisine sahip” dedi. Rejim, ayrıca muhalefeti bastırmak için kullandığı devasa paramiliter güç 'Besic'i 5 kişilik küçük hücrelere böldü ve yüz binlerce silah dağıttı. Dahası, rejimin çeşitli kollarının başları, mesajlarını koordine etmekte zorlanıyor. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, komşu ülkelere füze saldırıları için özür diledikten yarım saat sonra Devrim Muhafızları, Körfez'deki Arap devletlerine yeni insansız hava araçları fırlattı. Bu adem-i merkezileşme riskler getiriyor. Zaten rakip kaçakçılık ağlarını yöneten komutanlar, savaş ağalarına dönüşebilir. İran'ın komşuları zayıflamış kenarları kemirebilir. Birleşik Arap Emirlikleri, uzun zamandır Hürmüz Boğazı yakınındaki üç küçük ama stratejik adayı gözüne kestirmiş durumda. Türkiye, İran'ın Türkçe konuşan Azerilerini korumak için müdahale edebilir; Irak ve Suriye'deki çok daha az sayıdaki Türkmen için yaptığı gibi. Irak ve Suriye'de bir zamanlar “hilafet” kuran DAİŞ'in Horasan kolu, Afganistan'daki üslerinden ilerleyebilir. En 'endişe verici olanı' ise Kürt savaşçıların Kürt kasabalarını ele geçirebilmesi.

İsrail net ama ABD daha az net

İsrail için İran'ın askeri gücünü felç etmek, kaos ve devlet çöküşü riskine değer. ABD'nin ne istediği daha az net. Donald Trump, Irak'ta olduğu gibi başarısız bir devletin Orta Doğu'yu yıllarca hayalet gibi takip edeceğini, istikrarı ve Amerikan gücünü baltalayacağını görebilir.

Yeni atama, Trump'ın nükleer anlaşma yapabileceği güçlü bir adam ya da cuntanın hızlıca ortaya çıkması umuduna darbe vuruyor; bu anlaşma, İran'ın 400 kg yüksek zenginleştirilmiş uranyumunu güvence altına alırdı.

İran'ın yeni dini lideri ve Devrim Muhafızları kardeşleri, zor kararlarla karşı karşıya. Savaşa devam mı etmeli, yoksa çabuk bitirmeye mi bakmalı? Nükleer programı yaptırımların kaldırılması karşılığında mı takas etmeli, yoksa nükleer silahlı Kuzey Kore'yi mi örnek almalı? Karanlıkta kalan İran halkına nasıl bir gelecek sunabilirler?

Ailesinin öldürülmesi, yeni lideri muhtemelen sertleştirecek. Bir akrabası “Ultra sertlik yanlısı olacak” diyor. Öyleyse babasının İsrail ve Amerika'ya yönelik düşmanlığını korumayı, iç reformlara direnmeyi ve Devrim Muhafızları'nın hakimiyetini pekiştirmeyi tercih edebilir. Tabii her şeyden önce hayatta kalması gerekiyor.

* The Ekonomist'in analizi çevirilerek düzenlendi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.