Başlıktaki İran’dan kastımız elbette İran molla rejimi. Gerçekten de, bölgede Türk ve Suudi devletlerinin “Sünni eksen” temelinde tırmandırdıkları hakimiyet savaş(lar)ına rağmen, demokratik muhalefete ve Kürt Özgürlük Hareketine karşı sert saldırılarından, açık devlet ve paramiliter teröründen vazgeçmedi. 

Molla rejimi iktidarının başlangıcında, “antiemperyalizm” gerekçesiyle kendisiyle ortak hükümet öneren tüm sol ve liberal güçlere karşı tek başına iktidar hedefinden asla taviz vermedi. Beni Sadr’ın cumhurbaşkanlığını da dirseğiyle iterek bu önerileri yapan güçler üzerinde diktatörlük kuracağını fütursuzca açığa vurdu. Yaptı da. 

1980’de iktidarını teokratik bir diktatörlük olarak kurmasının daha birinci yılı bitmeden Saddam’ın açtığı savaşı diktatörlüğü için bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirdi. 

Öncesinden başlayarak 1980-88 arası 8 yıllık savaş içinde ve tüm devrimci, ilerici güçleri kitlesel idamlarla yok ettiği süreçte,   Şii fıkhına göre yorumladığı İslam cumhuriyetini teokratik bir diktatörlük olarak pekiştirdi. 

Halk kitlelerinin demokratik ve sosyalist muhalefetine asla izin vermedi. Dönem dönem patlak veren kitle hareketleri ve işçi grevlerini paramiliter Besiç ve rejimin önplandaki ordusu Devrim Muhafızları eliyle kurşun ve hapisle bastırdı. 2009 seçim sonuçlarına itirazdan, Arap halk hareketleri sırasında ve özellikle Kürdistan’da Kürt özgürlük savaşçılarının idam edilmelerine karşı patlak veren kitlesel başkaldırıları kurşun ve hapisle bastırdı. İşçi grevlerini ve bağımsız sendikal örgütlenmeleri de hapis ve Besic saldırılarıyla bastırdı. 

Şimdi Kürt ve Beluci ulusal özgürlük militanlarına karşı imha hareketleri yürütüyor. Beluci ulusal mücadelesi İslami renkte bir mücadele. Rojhilat ulusal mücadelesi ise PJAK ve İKDP tarafından yürütülüyor. Ve egemen olan PJAK. 

PJAK, PKK ile birleşik bir mücadele öncüsü olduğu için İran molla rejimi PJAK’a olduğu kadar PKK ve HPG’ye karşı da imha harekatları düzenliyor. En son kapsamlı imha harekatını, Kandil’i de dahil ederek 2012’de yürüttü ve sonuçta PKK ile ateşkes yapmak zorunda kaldı. 

Fakat bu son kapsamlı saldırıda, savaş uçakları yanısıra gelişkin topçu ve tankçı birliklerini de kullandı.

80’li yıllardakinin tersine 90’lı yıllardan itibaren İran molla rejimi Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı Türk burjuva devletiyle işbirliğini sürekli kıldı. Bu, Özal-Demirel-Çiller-Erbakan-Yılmaz-Ecevit-Erdoğan hükümetleri boyunca devam etti. Ahmedi Nejat’ın Erdoğan dönemindeki şaşaalı İstanbul ziyareti meşhurdur. 

Bütün bu işbirliğinin harcı Kürt ulusu üzerindeki kanlı sömürgeci kardeşliğidir. Ve Kürt özgürlük mücadelesine karşı duydukları ortak korkudur.

Molla rejimi, Kürt ulusuna karşı sömürgeci düşmanlık ortaklığında çok ısrarlı oldu. Öyle ki, bölge hakimiyeti için dalaşta “Sünni eksen”in savaşıyla karşılaştığında bile Kürde karşı Türk burjuvazisinin faşist sömürgeciliğiyle ortaklık kurmayı, birlikte hareket etmeyi sürekli önerdi. Yetinmedi, Esad yönetimini Qamişlo’da YPG’yle çatıştırdı. 

Fakat daha önemlisi, Esad rejimiyle Erdoğan rejimini Cezayir’de kendi arabuluculuğunda buluşturarak işbirliğine davet etti. Bunun bazı sonuçları da oldu. Soykırımcı Erdoğan’ın emireri B.Yıldırım ve Dışişleri bakanı, ‘iki devlet de Kürt özerkliğine karşı, birbirimizle çatışma durumundan işbirliğine geçebiliriz’ içeriğinde laflar ettiler. Esad rejiminin bakanı da benzer bir söz etti, barışmaktan yana olduklarını belirtti. 

“Cezayir”! Kürdistan’ın sömürgeci devletlerinin ortak sömürgeci anlaşma yapmasının sembol ülkesi. 1975’te Şah Rıza da, Irak diktatörlüğüyle Cezayir Anlaşması’nı imzalayarak Başur Kürt hareketinin, baba Barzani liderliğindeki hareketin yenilgisine yol açmıştı. Şah Rıza’nın muhalifi olsa da Molla rejimi Şah Rıza’dan sömürgeci işbirlikçilikte daha pervasız ve ısrarlı. Kendi elebaşılığında Esad ve Erdoğan’ı barıştırıp Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı Üçlü Sömürgeci Blok oluşturmak istiyor.

Sömürgeci üçlü blok kurulur veya kurulamaz, sorunun önemli diğer yanı. Ama İran molla rejimini sömürgeci ortaklık kurmak için ısrar etmeye götüren, Rojava Devrimi’nin Kürdistan’ın özgürlüğü yolunda ve bölgenin diğer halklarını etkileyen yankısını, kendi sömürgeci hakimiyeti için çok tehlikeli görmesidir. 

Molla rejimi, şu son 4 yıldır, Suriye’de, Yemen’de “Sünni eksen”in iki savaşıyla karşılaştı. ABD-AB ile Suudi-Türk-Katar devletlerinin işbirliğiyle kendi hegemonyasına karşı çıkarılan bu savaşlara rağmen Kürt düşmanlığında Erdoğan-generallerin faşist sömürgeciliğiyle işbirliğinde ısrara devam ediyor. 

İran molla devleti, bölge hakimiyeti ve nüfuzuna karşı uğradığı bu rekabet savaşlarına rağmen, ne sömürgeci işbirliğini kotarmaktan vazgeçti, ne de molla rejiminin faşizmini gevşetti. Ruhani, sözümona molla rejiminin “reformcu” adayıydı. Seçilir seçilmez Kürt idamlarına devam etti. Hemen sömürgeci üçlü bloku kurmaya, Suriye gerici savaşının elebaşısı olan Erdoğan’ın faşist rejimiyle işbirliğini zorlamaya girişti. 

Fakat diktatör Erdoğan Rojava Devrimi’ne karşı savaşı önplanda tutsa da, Suriye savaşından vazgeçmiş değil. ABD emperyalizmiyle, Rojava Devrimi’ni bastırmada farklılık taşısa da Suriye gerici savaşını yürütmede birlikte hareket ediyor. 

İran molla rejiminin ve Perinçek’in sömürgeci çabasına rağmen bu üçlü blok kolay kolay gerçekleşemeyecek gibi görülüyor.

Fakat sömürgecileri yine de çoğu zaman birleştiren, savaştıkları zaman bile yakınlaştıran elbette Kürdistan üzerindeki ortak sömürgecilikleridir. Yeni sömürge burjuva devletleri burjuvazileri palazlandıkları için aralarında savaştıklarında veya ABD’yle çatıştıklarında bile ne faşizan ve gerici diktatörlüklerinden ne de sömürgeci zalimliklerinden geri adım atıyorlar. Onları her iki bakımdan geriletecek halkların ve işçi sınıflarının devrimci mücadelesi olacak.