İran savaşında Rusya’nın stratejisi
Forum Haberleri —

Putin
- Rusya, sıklıkla bir ayı olarak tasvir edilir. Oysa uygulamada hesapçı bir avcıya benzer; sabırlı, uyum sağlayan ve maliyet-fayda oranı kesin olarak lehine döndüğünde vurmaya meyilli.
* GRÊGOIRE ROOS-Çeviri: Yeni Özgür Politika
Rus Mareşal Prens Aleksandr Suvorov, Zafer Bilimi (1765) adlı eserinde “Hız gereklidir, acele ise zararlıdır” demişti. Bu söz, Rus stratejik kültürüne derinden işlemiş bir gerilimi özetler; uzun vadeli dayanıklılığı zamanında fırsatçılıkla nasıl birleştireceğini.
Rusya, sıklıkla ağırkanlı bir ayı olarak tasvir edilir. Oysa uygulamada daha ziyade hesapçı bir avcıya benzer; sabırlı, uyum sağlayan ve maliyet-fayda oranı kesin olarak lehine döndüğünde vurmaya meyilli. Bu içgüdüler, İran savaşının patlak vermesinden bu yana Moskova’nın tutumunda açıkça görülüyor. Rusya, ne kesin bir taahhütte bulundu ne de tamamen uzak durdu. Moskova, avantaj elde etmek üzere angajmanını dikkatle ayarladı, Washington’ı fazla zorlamanın risklerinin farkında olarak aynı zamanda maruziyetini sınırladı.
Tuzağa düşmeden ortaklık
Son yıllarda bu ölçülü yaklaşım, Rusya’nın Mollalar rejimiyle ilişkisinde herhalde en net şekilde ortaya çıktı. Moskova, Tahran’a sürekli diplomatik destek verdi, askeri-teknik iş birliğini genişletti ve iki ağır yaptırımlı sistem arasında ekonomik koordinasyonu derinleştirdi. Nükleer enerji ve savunma-sanayi sektörlerindeki iş birliğiyle birlikte stratejik ortaklık, Batı baskısına karşı ortak çıkarların birleştiğini yansıtıyor. Bu destek, bilinçli olarak sınırlandırıldı; karşılıklı savunma taahhüdü yoktur. Bu durum, Rusya’nın İran’ın İsrail ve ABD ile karşı karşıya geldiği çatışmaya doğrudan askeri olarak dahil olmasını engelledi. Bu, tereddüt değil, bilinçli bir tasarımdır. Tahran, Moskova için Batı stratejisini karmaşıklaştıran ve yaptırımlara dirençli bir ekseni güçlendiren değerli bir ortaktır. Buna rağmen Rusya, Tahran adına açık uçlu riskler üstlenmeye razı değildir. Vladimir Putin’in amacı, savaşın sonuçlarını şekillendirecek kadar Tahran’a yakın durmak ama hareket özgürlüğünü koruyacak kadar da mesafeli kalmaktır.
İsrail ile İran arasındaki saldırılar yoğunlaştıkça Moskova, kamuoyunda kınamalar yayınladı ve Tahran’la diplomatik angajmanını artırdı. Bazı gizli destek biçimleri, istihbarat alışverişi dahil, muhtemelen gerçekleşti, ancak İran adına ek Rus gücü konuşlandırılmadı, İran için hava savunma sistemleri devreye sokulmadı ve İsrail veya ABD operasyonlarına doğrudan meydan okunmadı.
Bu arada Rusya, İsrail’le çatışmasızlık (deconfliction) kanallarını sürdürdü ve Suriye’de sınırlı bir duruş sergileyerek varlıklarını çatışmanın dışında tuttu. Sonuç, operasyonel maruziyet olmadan görünür bir uyumdur. Tahran’da nüfuzunu koruma açısından yeterli ama bir taraf haline gelmeye yetmeyecek kadar sınırlı.
Financial Times’ın 25 Mart tarihli bir haberine göre Moskova, İran’a insansız hava aracı (dron) sağlayabilir. Eğer doğruysa bu Rusya’nın hesaplarında bir değişimi (belki de İran’ın ABD baskısına karşı direnişini sürdürmesine dayalı) ve Moskova’nın çatışmada almaya razı olduğu stratejik risk seviyesini yükseltirdi. Bu desteğin kanıtlanması zor olurdu: Bazı Rus dronları İran modellerinin kopyasıdır. Ayrıca bu, ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı türden askeri desteğin çok gerisinde kalırdı.
Düşük maliyetli asimetrik sinyal
Benzer mantık, Rusya’nın Batı Yarımküre’deki, özellikle Küba’ya yönelik tutumunda da geçerlidir. Başkan Donald Trump, bu yıl Küba’ya yönelik baskıyı artırdıkça, Rusya “insani yardım” olarak petrol sevkiyatı yaptı ve rejime siyasi destek verdi, ancak bu adımlar nispeten düşük maliyetle gerçekleştirilebilir. Sovyet dönemindeki taahhütlerin aksine, Rusya’nın Küba’ya günümüzdeki desteği sınırlı, geri döndürülebilir ve ağırlıklı olarak semboliktir. Son Rus petrol teslimatları mütevazı ve aralıklı niteliktedir. Rusya’nın eylemleri bölgesel güç dengesini gerçekten değiştirmiyor fakat ABD’nin stratejik ortamına sürtünme yaratarak şu hatırlatmayı yapıyor: Jeopolitik rekabet asla coğrafi olarak sınırlandırılamaz ve Moskova, kendi ana harekât sahasının ötesinde de seçeneklere sahiptir.
Washington’a mesaj
ABD perspektifinden bakıldığında, Rusya’nın son haftalardaki davranışları fırsatçı, hatta kasıtlı olarak tahrik edici görünüyor. Moskova, Tahran’a diplomatik destek verirken Küba’ya petrol akışını sürdürdü, aynı zamanda küresel enerji piyasalarının sıkılaşmasından yarar sağladı. Bu durum, Rusya’nın etkili bir şekilde izole edilebileceği ön kabulünü zayıflatıyor. Ayrıca Moskova’nın birden fazla harekât alanında hâlâ ilgili olduğunu iddia etmesini güçlendiriyor. Belki daha önemlisi; bu tutum, ABD’nin aşırı yayılma (overstretch) anından yararlanıyor. Washington, Donald Trump’ın dönüşünden bu yana önemli ölçüde azalmış olsa da Ukrayna savaşını sürdürmenin siyasi, askeri ve mali yükünün bir kısmını hâlâ taşıyor. Aynı anda Ortadoğu’daki tırmanışa yanıt veriyor ve Hint-Pasifik’teki taahhütlerini sürdürüyor. Rusya’nın yaklaşımı, her harekât alanında seçici hareket etmek ve doğrudan çatışmayı tetiklememek oldu. Amaç, ABD’yle her yerde karşı karşıya gelmek değil, hiçbir yerde dışlanamayacağını göstermektir. Etki kümülatiftir: Her ölçülü eylem, Moskova’nın bildiği üzere Trump’ın kayıtsız kalamayacağı Rus dayanıklılığı ve vazgeçilmezliği anlatısını güçlendiriyor.
Taktik kazanımlar
Ortadoğu’daki çatışmanın son üç haftası, Moskova’nın elini tartışmasız güçlendirdi, ancak bu güçlenme eşitsizdir. Körfez’deki aksaklıklar, küresel enerji piyasalarını sıkılaştırdı, yaptırımlar içinde veya çevresinde hareket etmeye razı alıcılar arasında Rus ham petrolüne talebi artırdı. Bazı dönemlerde Rus petrolündeki geleneksel iskonto daraldı, hatta bazı durumlarda ortadan kalktı. Bu da Moskova’ya daha yüksek ihracat geliri ve kısa vadeli mali konumda iyileşme sağladı. Ne var ki bu kazanımlar abartılmamalıdır: Ekonomik temeller yapısal faktörlerle sınırlı kalmaya devam ediyor. Rusya hâlâ teknolojiye sınırlı erişim, işgücü eksikliği ve Ukrayna savaşına bağlı devam eden mali baskılarla uğraşıyor.
Büyüme yavaşladı, hükümet öncelikli olmayan harcamaları azaltmaya devam ediyor. Sivil ve idari harcamalarda planlanan kesintiler, savunma ve stratejik sektörler için mali alan yaratmak üzere muhtemelen uygulanacaktır.
Ortadoğu krizi bu nedenle stratejik bir dönüşümden ziyade taktik bir fırsat rüzgârı sağladı. Rusya’nın manevra alanını genişletti, ancak yapısal zayıflıklarını çözmedi.
Moskova’nın son oyunu
Bu dinamikler nihayetinde Ukrayna savaşında buluşuyor. Donald Trump döneminde ABD politikası, işlemci (transactional) sonuçlara ve görünür avantaja daha fazla vurgu yapıyor. Bu bağlamda Rusya’nın yaptırımlar altında dayanıklılık gösterme, enerji piyasalarında nüfuzunu koruma ve stratejik erişimini yansıtma yeteneği, onun göreli konumunu güçlendiriyor. Rus enerji akışlarına yönelik bazı kısıtlamaları gevşetme yönündeki son ABD kararları, esas olarak savaşın neden olduğu aksaklıklar karşısında küresel piyasaları istikrara kavuşturmayı amaçlıyor. Bunlar Başkan Putin’e destek olmak için alınmadı. Bununla birlikte, Rusya’nın en kritik gelir kaynağındaki baskıyı hafifletmek zorunda kalınması, Moskova’nın ekonomik dayanıklılığını Washington’a karşı pekiştiriyor.
Ukrayna ise aksine, ABD’nin stratejik ortağından ziyade hızlı çözüme dirençli, uzayıp giden bir yük olarak çerçevelenme riskiyle karşı karşıyadır. Dış krizler yüksek enerji fiyatlarını ne kadar uzun sürdürür ve siyasi dikkati ne kadar dağıtıyorsa Moskova’nın “daha dayanıklı ve daha önemli aktör” olduğu argümanı o kadar ikna edici hale geliyor.
Bundan çıkan sonuç, ABD taahhütlerinin mutlaka tersine dönmesi değildir, ancak vurguda bir kaymadır. Eğer Washington, Rusya’yı zayıflatmaktan yönetmeye doğru kayarsa baskı dengesi giderek daha fazla Kiev’in uzlaşma kabul etmesi yönünde olabilir. Bu anlamda Rusya’nın Ortadoğu’daki kazanımları, Ukrayna savaşı için çevresel değildir; doğrudan diplomatik ve stratejik duruma katkı sağlamaktadır.
Küresel istikrarsızlık
Rusya’nın Ortadoğu savaşına yaklaşımı, üç katmanda yapılandırılmış seçici angajman olarak en iyi şekilde anlaşılabilir: seyirci, yararlanan ve oyuncu. Moskova, tam bir angajmana girmekten kaçınarak ve yalnızca getirisi riskleri haklı çıkardığı noktalarda müdahale ederek orantılı maliyetler üstlenmeden maksimum avantaj elde edecek konuma yerleşti. Bu strateji, tehlikeden yoksun değildir; özellikle İran savaşı şiddetlenirse veya ekonomik kazanımlar geçici olursa risk artar. Şu anda Rusya, uzak bir çatışmayı etki çarpanına dönüştürmeyi başardı. Bu çarpan Tahran’dan Havana’ya uzanıyor ve nihayetinde Ukrayna’ya geri dönüyor. Bu anlamda Suvorov’un özdeyişi hâlâ yol göstericidir.
Rusya, fırsatlar ortaya çıktığında hızlı hareket etti, ancak avantajları yükümlülüğe dönüştürebilecek türden “acele”den kaçındı. Sabır ile fırsatçılık arasındaki bu denge, kesin bir zafer elde etmek için yetersiz kalabilir fakat hiçbir büyük sonucun Rusya’nın onayı olmadan belirlenememesini sağlayabilir. Avrupalıların bir planı olması gerekebilir…
* Chatham House Avrupa, Rusya ve Avrasya Programları Direktörü Grégoire Roos'un makalesi çevrilerek düzenlendi.







